AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin
TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, son iki hafta içinde sporda önemli
başarılara şahit olduklarını anımsattı. Erdoğan, Bakü'de düzenlenen Avrupa Tekvando Şampiyonası'nda altın madalya kazanan milli tekvandocu Servet Tazegül'ü tebrik etti. Balıkesir'i büyükşehir statüsüne kavuşturduklarını hatırlatan Erdoğan,
kentin 30 Mart'ta büyükşehir belediye başkanı seçerken de büyük düşünüp, AK Parti'yi tercih ettiğini söyledi. Erdoğan, önceki hafta Balıkesirspor'un bir büyük adım atarak, Süper Lig'e yükseldiğini ifade ederek, "Aynı
grupta İstanbul Büyükşehir Belediye Spor'un da daha önce Süper Lig'e
çıkışı kesinleşmişti. Her iki takımı ve şehri tebrik ediyor,
takımlarımıza Süper Lig'te başarılar diliyorum. Şampiyonluğu kesinleşen Fenerbahçe'yi, tüm futbolcuları, teknik kadrosu, yönetimi, taraftarlarıyla kutluyor, başarılarının devamını diliyorum. Galatasaray Tekerlekli Basketbol Takımı da 5. kez Avrupa şampiyonu oldu. Galatasaray futbol takımı da Ziraat Türkiye Kupası'nı kazandı. Onları da yürekten
kutluyor, ülkem, milletim adına teşekkür ediyorum. Diğer spor
branşlarında da gerek ülkemizde gerek Avrupa'da başarılara imza atan
takımlarımızı da kutluyorum" diye konuştu. "Mayıs ayı bereketi" Başbakan Erdoğan, ekonomide bir kez daha mayıs ayı bereketini
yaşadıklarını dile getirdi. Erdoğan, geçen yıl mayıs ayının, ekonomide
adeta altın dönem olduğunu, üst üste başarılar, rekorlar geldiğini
vurguladı. Önce Gezi olayları, ardından 17 ve 25 Aralık darbe
girişimleriyle ekonomideki bu büyük başarıların gölgelenmek
istendiğini ancak bu oyunların başarılı olmadığını belirten
Erdoğan, Türkiye ekonomisi ciddi şekilde toparlandığını ve yeni rekorlar elde etmeye başladığını söyledi. Erdoğan, TÜİK rakamlarına göre mart ayındaki ihracatın, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 12,4 artarak aylık bazda Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan en yüksek ihracat miktarı olarak kayıtlara geçtiğini bildirdi. Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre, nisan ayında ihracatın yüzde 11,5 arttığına dikkati çeken Erdoğan, "İlk 4 aylık ihracatımız yüzde 9,5 artışla 53 milyar dolar olurken, geriye dönük 12 aylık ihracatımız da 156 milyar dolarla yeni bir rekorun sahibi oldu" dedi. "Geçen yıl 68 milyon kişi seyahate çıktı" Erdoğan, Merkez Bankası rezervlerinin aynı şekilde artmaya devam ettiğinin altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "2002'de, MHP, DSP, ANAP üçlü koalisyondan devraldığımız Merkez Bankası rezervi 27,5 milyar dolardı. Geçen yıl mayısta 135 milyar dolara ulaştık. Bütün yaşanan
hadiselerin ardından bu düşüşe geçmişti. Merkez Bankası rezervimiz şimdi yeniden artış seyrine girdi, 130 milyar dolar seviyesini yeniden
yakaladı. Borsa İstanbul Endeksi de geçen yıl mayısta rekor kırmış,
tarihinin en yüksek seviyesi olan 93 bin seviyesine yükselmişti. Haziran ve aralıktaki saldırılar neticesinde 60 bin seviyelerine kadar
gerileyen endeks yeniden toparlandı, marttan itibaren yeniden yükselişe
geçti, şu anda 76 bin seviyesini aştı. Önemli refah göstergesini de paylaşmak istiyorum; 2009'dan itibaren TÜİK yurt içinde seyahat yapanların sayısı ve harcama miktarlarını ölçmeye başladı. 2009'da Türkiye içinde 61 milyon kişi seyahate çıkmış ve toplam 12 milyar lira harcama yapmıştı. 2013'te ise 68 milyon kişi seyahate çıktı, toplam harcama miktarı 18,5 milyar liraya ulaştı. Yaptığımız duble yollar, tüneller, hızlı trenler, havayoluna yaptığımız yatırımlar, hamdolsun milletimiz tarafından çok yoğun şekilde kullanılıyor. Seyahat özgürlüğünün, temel
insan hak ve özgürlükleri içinde çok önemli yeri var. Yol inşa etmek,
sadece ulaşımı temin etmek anlamına gelmez. Ulaştırma, denizcilik ve
haberleşme alanında attığımız büyük adımlar, yaptığımız büyük
yatırımlar, sadece Türkiye'yi ekonomik anlamda büyütmekle kalmadı,
özgürlüklerin de gelişmesine, yaygınlaşmasına, güçlenmesine ciddi
katkılar sağladı." "Bu rakama baksınlar, hizaya gelsinler" Erdoğan, 2003'te yılda 2,5 milyon kişi yurt dışına seyahat ederken, bu sayısının 8 milyona ulaştığını
kaydetti. Erdoğan, ulaşım imkanlarını geliştirerek, vizeleri kaldırarak, refah seviyesini artırarak, daha çok insanın dünyayı tanımasını,
dünyadan haberdar olmasını sağladıklarını dile getirdi. İnternet altyapısını güçlendirerek, 12 yıl öncesiyle kıyas kabul etmeyecek bir
özgürlük ortamı oluşturduklarını vurgulayan Erdoğan, 2003'te geniş bant internet abone sayısının 20 binken, şu anda 35 milyon olduğunu bildirdi. Başbakan Erdoğan, "Türkiye'de haberleşme alanıyla ilgili olarak yok Twitter'dı, yok Facebook'tu, yok şuydu, yok buydu...Bu konuda iktidarımızı lekelemek isteyenler, önce bu rakama baksınlar da hizaya gelsinler. Nereden nereye" diye konuştu. "Bu şekilde yayın yapılmasına izin verilmez" Erdoğan, yurt içinde, yurt dışında "Türkiye'de özgürlüklerin
kısıtlandığı, basın özgürlüğünün daraltıldığı, Türkiye'nin
otoriterleştiği, daraltıldığı, otoriter, diktatör bir yapı
oluştuğunu" iddia edenlerin, çok yoğun, ağır propaganda sürecine
girmelerinin arkasında nelerin yattığını anlama bakımından bu rakamları
verdiğini söyledi. Bunun, bir algı operasyonu olduğunu yineleyen Erdoğan, bunun üzerinde zaman zaman değerlendirmeler yaptıklarını, en son Afyonkarahisar'daki 22. İstişare Toplantısı'nda da bu konuya değindiğini anlattı. Erdoğan, şunları kaydetti: "(Türkiye'de basın özgürlüğü yok) diyenler, bir zahmet her gün
yayınlanan ulusal gazeteleri şöyle önlerine sersinler ve sadece
manşetlere baksınlar. Mesela pazar günü çıkan yaklaşık 40 ulusal
gazeteyi önlerine koysunlar, o manşetleri okusunlar. Danıştay'ın kuruluş yıl dönümünde oradaki nezaketsizliğe bizim gösterdiğimiz tepkinin,
manşetlere nasıl yansıdığını bu 'basın özgürlüğü yok' diyenler, bir
okusunlar. Özellikle yurt dışında Türkiye'deki basın üzerine ahkam
kesenler, o manşetleri gördüğünde inanıyorum ki küçük dillerini yutacaklardır. Zira o manşetleri, dünyanın hiçbir hukuk devletinde, hiçbir demokratik
rejimde göremezsiniz. Hiçbir ülkede, manşetler üzerinden, devletlerin
ve hükümetlerin bu
kadar edep, adap dışı, özellikle hukuk dışı şekilde tahkir edildiğine
asla şahit olamazsınız. Öyle televizyon kanalları var ki Gezi
olaylarında gördük, açık açık yalan söyleyerek, 24 saat boyunca gençleri kışkırttılar, halkı sokağa dökmek için her türlü çirkinliğe
başvurdular. Dünyanın hiçbir ülkesinde ne Avrupa ne ABD'de bu şekilde
yayın yapılmasına, bu şekilde tahrik yapılmasına, bu şekilde terör
pompalanmasına izin verilmez. Ama bizde öyle bir özgürlük anlayışı var
ki mahkemeler bunu seyrediyor, üstüne üstlük içeride, dışarıda
'Türkiye'de basın özgürlüğü yok' diye propaganda yapılıyor. " "Kahkahadan birbirinizi kırar geçirirsiniz" Erdoğan, bir kuruluşun, dünya ülkelerini, özgür, kısmen özgür, özgür değil diye tasnif ettiğine işaret etti. Bu örgütün raporlarında İsrail'in, basın özgürlüğünde dünyanın en özgür ülkelerinden biri olarak gösterildiğine işaret eden Erdoğan, şöyle
devam etti: "Sevsinler seni, şu hale bak. Hatta Ortadoğu'daki en özgür ülke İsrail. Türkiye basın özgürlüğünde, bu örgütün raporlarına göre 1980'lerde, yani 12 Eylül'ün sonrasında, bugüne nazaran daha özgür ülkeymiş. 1990'larda aynı şekilde, Türkiye bugüne göre daha özgür ülkeymiş. Türkiye, öyle
ülkelerin altında gösteriliyor ki listeyi gösterseniz inanın kahkahadan birbirinizi kırar geçirirsiniz. Her gün yayınlanan ulusal 40 gazetenin önemli kısmı, devlete ve hükümete sistematik olarak hakaret edecek, pek çok köşe yazarı dünyada örneği bulunmayacak
derecede, her gün sistematik olarak hakaret yazacak, sonra da siz
Türkiye'yi alacaksınız, 'basının özgür olmadığı ülke' diye
göstereceksiniz. O bizim için atılan manşetlerden tek bir tanesi, bizden daha özgür olduğu iddia edilen ülkelerin gazetelerinde atılsın bakalım. O gazetenin, o gazetecilerin başına neler gelir. Almanya'da 'Hamburg olaylarını gösteriyor' diye TRT'yi kablolu yayından çıkardılar. Ben, Alman
Cumhurbaşkanı'na söyleyince 'yok' demeye kalktı. Çıkarıldı. Bu ülkenin
başbakanıyım, ne olduğunu dakikası dakikasına takip ediyorum. Ama haberi yok tabii. ABD'de gazeteci Helen Thomas'ın, işinden kovulmasını, Beyaz Saray'a girişinin yasaklanmasını kimse konuşmuyor." "Ey örgüt, bunu benden dinle" Başbakan Erdoğan, bu uluslararası örgütün, Türkiye'de 44 gazetecinin
tutuklu olduğunu iddia ettiğini ifade ederek, şöyle devam etti: "Ey örgüt, bunu benden dinle, çünkü sen de örgütsün. Bu 44 kişiden 19'u zaten tahliye oldu. İşi nereden takip ettiğini anlamanız bakımından
söylüyorum. 6 kişinin yargılanması halen devam ediyor. Bu listede adı
yer alan bir kişinin kayıtlarda ismi bile yok. 18 kişi yargılandı,
haklarında hüküm verildi. Bugün bir kez daha 18 kişinin, 'hapisteki
gazeteciler' diye CHP Genel Başkanı başta olmak üzere, çünkü bunlarla beraber çalışıyorlar, CHP Genel Başkanı başta olmak üzere içeride ve dışarıda istismar edilen bu 18
kişinin hüküm aldığı eylemleri hatırlatacağım. Bunlar, nelerden hüküm
giymişler: Tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurmak, kişiye
hürriyetinden yoksun etmek, konut dokunulmazlığını ihlal etmek, silahla
kasten yaralamak, gazeteci. Nasıl gazeteci bu. Terör örgütüne eleman
kazandırmak, 18 yaşından küçük çocukların örgüte katılımını organize
etmek, polis memuru öldürmek, helikoptere bombalı saldırıda bulunmak,
resmi evrakta sahtecilik, sahte kimlik kullanma, banka soymak. Evet
içeride CHP'nin dışarıda malum örgütlerin gazeteci dedikleri kişilerin hüküm aldığı suçlar işte bunlar." "Hangi yüzle sen sandık getireceksin, kimin huzuruna sandık getireceksin" Erdoğan, Mısır'da seçilmiş hükümete darbe yapıldığını, yüzlerce masum
göstericinin katledildiğini vurgulayarak, şunları kaydetti: "Sesleri çıktı mı? Ekranları başında bizleri izleyen milletime
sesleniyorum. Sesleri çıktı mı, duydunuz mu? Dünyaya sesleniyorum
duydunuz mu? Bunlar Mısır'da darbeye 'darbe' diyemediler. Halen de
diyemiyorlar. Darbe mahkemelerinde yargılanıp, idama mahkum edilen masum insanlarla ilgili öylesine şöyle birkaç açıklama yaptılar, meselenin
üzerini örttüler. Bangladeş'te 85, 90 yaşında bir ilim insanını, bir
siyasetçiyi idam ettiler. Sesleri çıktı mı? Suriye'de 4 yıldır oluk oluk kan akıyor, kimyasal silahlar, varil bombaları, uçaklardan her taraf
yakılıp yıkılıyor, 200 bin insan öldü sesleri çıkıyor mu? Hala bir
müdahale var mı? Tam aksine orada zalim, katil bir yönetici
destekleniyor ve şimdi de buyurun Cumhurbaşkanı adayı olarak kendi
kendine Cumhurbaşkanı olmaya hazırlanıyor. Hangi yüzle sen sandık
getireceksin, kimin huzuruna sandık getireceksin. Çocuklar katlediliyor, kadınlar tecavüze uğruyor, katlediliyor. Nerede o insan hakları
örgütleri, nerede o kadın hakları, çocuk hakları örgütleri?
Filistinli'yi susturursanız, bu ifade özgürlüğünü ihlal anlamına gelmez. Filistinli gazeteceyi hapsederseniz, hatta sokak ortasında
vurursanız bu basın özgürlüğünü zedelemez. Gazze'de Filistinliler'in
üzerine ölüm yağdırırsanız bu insan hakları ihlali olmaz. Niye? Çünkü
onlar Filistinli. Bunların Mısır'daki darbecilere bir tek kez olsun
'darbeci, otokrat, diktatör' dediklerini asla duymazsınız. Duydunuz mu?
Hayır. Sadece birkaç kişi biz bunu seslendiriyoruz. Ama bunun dışında
yok. Uluslararası toplantılarda da seslendiriyoruz. Seslendireceğiz.
Suriye'de katile 'katil' dediklerini duymazsınız. İsrail'deki ihlalleri, katliamları eleştirdiklerini duymazsınız. Onlar da hiç kusura
bakmasınlar. İçerideki kibir abidelerine boyun eğmeyeceğimiz gibi
dışarıdaki kibir abidelerine de boyun eğmeyiz." "Kademe kademe Türkiye'nin standartlarını yükseltiyoruz" Erdoğan, içeride hiç kimsenin milleti, milletin temsilcilerini,
siyasetçileri karşısına alıp, kibirle ders veremeyeceğini ifade ederek,
"Kibirle hiza veremez. Aynı şekilde dışarıda da hiç kimse
Türkiye'yi karşısına alıp, Türkiye'ye parmak sallayamaz. O günler geçti. Türkiye üzerinde ameliyat yapmak isteyen o örgütler de bilsinler
ki karşılarında artık sinmiş, acziyet içerisinde bir ülke yok" dedi. Erdoğan, hakkaniyet ölçüsünde, nezaket içinde yapıcı her eleştiriye
açık olduklarını, eleştiriye açık oldukları için de reform yaptıklarını
belirterek, "Şu bizim 12 yıl içerisinde yaptığımız reformları Cumhuriyet tarihinde acaba hangi iktidarlar yaptı? Kendimizi henüz ideal noktada
görmediğimiz için özgürlük ve demokrasi mücadelesi veriyoruz.
Uluslararası hukuku, evrensel değerleri benimsediğimiz için AB'ye üye
olma gayemiz var ve bunu kararlılıkla sürdürüyoruz. Ama bu yanlış
anlaşılmasın. İçeride olduğu kadar dışarıdaki mütekebbirler de yumuşak
başlı olmamızı, uysal koyun olduğumuz şeklinde yorumlamasın" diye
konuştu. Gençlerin bu algı operasyonlarıyla hiçbir yere varamayacağını dile getiren Erdoğan, şunları söyledi: "Bu uluslararası örgütler, bu uluslararası çevreler sergiledikleri
çifte standartla Türkiye'nin saygınlığına gölge düşüremezler, sadece
kendi itibarlarını yok ederler. Türkiye'yi gerçekten anlamak isteyenler
varsa, gelsin halkın içerisine girsin gerçek Türkiye fotoğrafını burada, yerinde görsün. Ama bilgi kaynağı CHP olanlar sadece CHP'nin
yandaş medyası olanlar Türkiye'yi yanlış tanırlar. Türkiye hakkındaki
açıklamalarıyla da gülünç duruma düşerler. Biz güçlü bir ülke olarak
istikametini, rotasını bilen ve bu yolda emin adımlarla yürüyen bir ülke olarak ihtiyaç duyulan reformları tek tek yapıyor, kademe kademe
Türkiye'nin standartlarını yükseltiyoruz. "Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçların en sert şekilde cezalandırılmasını öngörüyoruz" Erdoğan, dün imzaladıkları ve TBMM'ye gönderdikleri tasarıyla, suçla
mücadelede bazı cezaları artırdıklarını, yargı sisteminde önemli
değişikliklere gittiklerini anlattı. "Aile yaşamını tehdit eden,
toplumsal değerlerimizi ayaklar altına alan ve sosyal dokuyu zedeleyen
bazı suçlarda cezayı katlayarak artırıyoruz" diyen Erdoğan, tasarıyla,
cinsel dokunulmazlığa karşı işenen suçların en sert şekilde
cezalandırılmasını öngördüklerini kaydetti. Erdoğan'ın,
"Cezanın caydırıcılığı eğer esassa, bunu yapmak durumundayız. Şimdi bu
adımı atıyoruz. Çünkü bugüne kadar olan tablo demek ki caydırıcı değil.
Oturduk haftalarca, aylarca bu müzakereyi yaptık. Bu suçların çocuklara
karşı işlenmesi, hiç kuşkusuz idam cezası gerektiriyor" sözleri salonda
büyük alkış aldı. Konuşmasını sürdüren Erdoğan, "Ancak
ülkemizde artık idam cezası uygulanmadığı için bunun yerine, çocuklara
yönelik saldırılarda cezayı en ağır noktaya taşıyoruz. Örneğin çocuklara karşı suç işleyenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasında 30 yıl
yatıyorlardı, bunu 39 yıla çıkarıyoruz. Yine çocuklara yönelik suç
işleyenlerin müebbet hapis cezasını da 24 yıl infazdan, 33 yıla
çıkarıyoruz. Failler, cezalarını tamamlasalar bile bazı kısıtlamalara
tabi olacaklar" dedi. "Her üye tek adaya oy verecek" Hazırladıkları tasarıyla, Yargıtay Kanunu'nu da değişikliğe gittiklerini anlatan
Erdoğan, şu anda 38 dairenin olduğunu; bunun 23'ünün hukuk, 15'inin ceza dariesi olduğunu, yeni düzenlemeyle bu sayısal dağılım belirleme
yetkisini Yargıtay Büyük Genel Kurulu'na verdiklerini, Yargıtay Birinci
Başkanlık Kurulu'nun üye sayısını 8'den 11'e çıkardıklarını kaydetti.
Mevcut durumda, Yargıtay Genel Sekreteri olunabilmesi için kıdem
şartının gerekmediğini, yeni düzenlemede ise 5 yıl kıdem şartı
getirdiklerini belirten Erdoğan, Yargıtay'daki önemli unvanlar için
gereken kıdem sırasını da artırdıklarını söyledi.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı adayı belirlemek için yapılacak seçimde,
her üyenin tek adaya oy vereceğini ifade eden Erdoğan, tasarıyla, asliye ticaret mahkemelerinin heyet halinde çalışmasını getirdiklerini ifade
etti. Erdoğan, "Bunlar kapsamlı paketimizin sadece özetidir.
Suçla mücadele, caydırıcı tedbirler, yargının hızlı işlemesi konularında çok sayıda yeniliği, düzenlemeyi inşallah Meclis'te görüşecek ve Meclis kapanmadan bunu süratle bitireceğiz ve bunu Türkiye'ye kazandıracağız.
Bu önemli paketin ülkemiz, milletimiz için hayırlara vesile olmasını
diliyorum" dedi. 1926'da İsviçre'den alınan medeni kanun
ile tarım arazilerinin mirasçılar arasında
bölündüğünü, sürekli parçalanıp küçüldüğünü belirten Erdoğan, "Eğer bir
tedbir alınmazsa araziler miras yoluyla parçalanmaya devam edecek, adeta halı boyutuna kadar düşecek ve tarım imkansız hale gelecek" dedi. Başbakan Erdoğan, bu parçalanmadan dolayı ülkenin kaybının 17 milyar lirayı aştığını belirterek, şöyle konuştu: "10 yıl önce bu parçalanmayı önlemek amacıyla çalışma başlattık, tüm
ilgili kesimlerle, bilim insanları ile hukukçularla görüşmeler yaptık.
2005 yılında ilk kez bölünmez parsel büyüklüğünü belirledik. 30 Nisanda
çıkardığımız kanunla da gıda güvenliğimizi garanti altına aldık. Bu yeni düzenleme ile tarım arazisi, üzerinde anlaşma sağlanan mirasçıya
devredilecek. Bu mümkün olmazsa mirasçılar tarafından aile ortaklığı
şeklinde kullanılabilecek, şirket marifetiyle işlenebilecek ya da üçüncü kişilere satılabilecek. Bu satış işlemlerinde, alım-satım ve diğer
vergiler alınmayacak, uzun vadeli kredi imkanı sağlanacak. Bu kanunla
birlikte artık tarım arazilerimiz bölünmeyecek, parçalanmış araziler
de birleştirilecek. Bu kanunun Türkiye'de tarıma çok güçlü destek
vermesini bekliyoruz. Tarım sektörümüz son 12 yılda sürekli
büyüme kaydetti. 24 milyar dolar olan tarımsal hasılamız 62 milyar
dolara ulaştı. Türkiye tarımsal ekonomik büyüklük itibarıyla 2002
yılında dünyada 11. Avrupa'da 4. sırada idi, şu anda ise
Türkiye dünyanın 7. Avrupa'nın 1. en büyük tarımsal gücü konumuna
geldi. 2002'de Fransa, İtalya ve İspanya'nın gerisindeydik, bu kanun ile zirvedeki yerimizi muhafaza edeceğiz. Bunun da çiftçilerimize,
köylülerimize ve tarım sektörümüze hayırlı olmasını diliyorum. Bu
arada, çiftçilerimizi sevindirecek bir müjdeyi de burada açıklamak
istiyorum. Son aylarda kuraklık, dolu, aşırı yağış ve sel gibi afetler
nedeniyle bazı çiftçilerimiz ciddi zararlara maruz kaldı. 23 Ağustos
2013 tarihinden sonra, bu yılın sonuna kadar yani 31 Aralık 2014'e
kadar afetlerden zarar gören çiftçilerimizin kredi borçlarını
ödemelerine kolaylık getiriyoruz. Ürünleri, hayvan varlıkları, tesis
veya seraları en az yüzde 30 oranında zarar gören, bu zarar da hasar
tespit komisyonlarınca tespit edilen çiftçilerimiz bu kolaylıktan
yararlanacak. Bu süre içinde vadesi gelen borçlar bir yıl süreyle...
Daha önce yüzde 5 idi, şimdi bunu yüzde 3'e indirdik... Yüzde 3 faizle
ertelenecek. Bu kolaylıktan Türkiye genelinde 6.5 milyar lira borcu
olan 876 bin çiftçimiz yararlanabilecek. Bununla ilgili kararnameyi dün
akşam imzaladık ve gönderdik." Başbakan Erdoğan,
Afyonkarahisar'da yaptıkları 22. İstişare Toplantısı'nda
Cumhurbaşkanlığı seçim sürecini etraflıca değerlendirme fırsatı
bulduklarını söyledi. Burada, AK Parti ile muhalefet partileri
arasındaki çok önemli bir farka dikkat çekmek istediğini belirten
Erdoğan, "AK Parti çok yoğun istişarelerle, adeta kuyumcu hassasiyetiyle adayını tespit çalışmalarını sürdürüyor. Biz sadece aday tespiti
üzerinde çalışmakla kalmıyoruz; bu yeni sistem üzerinde de çalışıyor,
hazırlıklarımızı yapıyor ve Türkiye için en uygun formülleri üretmek
neyi gerektiriyorsa bunun gayreti içerisindeyiz" diye konuştu. "1. Dünya Savaşı'nda cetvel felaketi yaşadık" Başbakan Erdoğan, millet olarak hatta bu coğrafyanın halkları olarak 1. Dünya Savaşı'nda "cetvel felaketini" yaşadıklarını belirtti. 100 yıl önce bu coğrafyada sınırların adeta cetvelle çizilir gibi çizildiğini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti: "Cumhuriyet döneminde tek parti yıllarında, - bunu CHP'liler iyi bilir - cetvelle kafataslarının ölçüldüğüne şahit olduk. Tek parti döneminde
insanımız şablonlara sıkıştırılmak istendi. Cetvelle
kriterler belirlendi. Vatandaşlar, makbul ve makbul olmayan diye
ayrıldı. Darbelerin ardından bu kez de siyasete cetvelle sınırlar
çizildi. Siyasetin bu sınırlara müdahalesi engellendi. Şu anda işte
o malum cetvelin bir kez daha ele alındığını, siyaset mühendisleri
tarafından cetvelin bir kez daha devreye sokulduğunu görüyoruz. Bu ara
nedense MHP'nin Genel Başkanını bu merak sardı. Pek geometriyle alakası
yok ama kılavuzu da biraz yanlış. Geometrik şekillerle şimdi siyaset
konuşuyor. CHP genel müdürü de cetvelle çizilmiş gibi aday kriterleri
ortaya çıkartıyor. Siyaset, geometri değildir arkadaşlar. Siyaseti
geometriye hapsetmek isteyenler bugüne kadar hep yanıldılar, hem de
millete zulmettiler. Siyaseti geometri gibi görenler vatandaşa da
geometri işlemi yaptılar. Dümdüz, birbirine benzeyen, iç açılarının
toplamı hepsinde 180 yapan standart vatandaşlar üretmek istediler. Bu
cetvel zihniyeti yüzünden Türkiye ret, inkar ve asimilasyon zulmüne
maruz kaldı. Bu cetvel zihniyeti yüzünden bu ülkede özgürlükler
kısıtlandı, bu cetvel zihniyeti yüzünden insanımız arasında ayrım
yapıldı. CHP genel müdürü ne diyor? Siyasi parti liderlerinin
cumhurbaşkanı adayı olmasını istemiyormuş. Sen nasıl siyasetçisin ya.
Önce sen kimsin ya, haddini bil. Siyaseti inkar eden siyasetçi olabilir
mi? Demek ki CHP'de oluyor, her zaman olduğu gibi. Biliyorsunuz CHP'nin
bu genel müdürü o koltuğa oturduğu andan beri hala genel başkan olamadı, siyasi lider zaten hiç olamadı. Şimdi siyasetin dışından aday özlemini
dile getiriyor. Ona şimdi kendi partisinin geçmişinden bahsedeceğim,
önce onu da okuması lazım, benim partimin geçmişinde neler oluyor
diye öğrenmesi lazım. 'Bürokrat olabilir, hukukçu olabilir, asker
kökenli olabilir ama siyasetçi olmaz.' Kafa yapısı bu. Birebir 27 Mayıs
zihniyeti. 27 Mayıs'ta da işte bunu söylediler. 'Herkes Cumhurbaşkanı
olur ama siyasetçi Cumhurbaşkanı olamaz' dediler. Allah aşkına... Ey Kılıçdaroğlu, Gazi Mustafa Kemal'i hiç okumadın mı, araştırmadın mı? Hem CHP'nin genel başkanıydı hem de Cumhurbaşkanıydı. İşine geldiği
zaman 'CHP'nin kurucusu, genel başkanı Atatürk'tür' diyorsun ama işine
geldiği zaman görmüyorsun. Ne iş bu? Milli şefleri İnönü hem CHP'nin
genel başkanıydı hem de Cumhurbaşkanıydı. Demokrat Parti (DP) döneminde, Celal Bayar Cumhurbaşkanı seçildiğinde DP'nin genel başkanıydı. 27
Mayıs seçilmişlerden o kadar korkmuştu ki seçilmişleri idam etmekle
kalmadı, işte Cumhurbaşkanını da siyasetten yani halktan koparmaya
çalıştı. Öyle gayret ettiler. Merhum Özal siyasetten cumhurbaşkanlığına
geçti, ne oldu? Sayın Demirel siyasetten cumhurbaşkanlığına geçti,
ne oldu? Sayın Abdullah Gül Başbakan Yardımcımız da Dışişleri
Bakanımızdı, oradan Cumhurbaşkanlığına geçti. Kötü mü oldu? Bunların
nasıl bir Cumhurbaşkanı özlediklerini, istediklerini biz çok iyi
biliyoruz. Tarihte örnekleri var. Bu CHP zihniyetinden bir şey olmaz. Bu ülkede 'egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' diyoruz değil mi? Biz
buna inanıyoruz değil mi? Öyleyse millet ne yaparsa en güzelini yapar.
Milletin seçtiği bir Cumhurbaşkanı ile milletin seçtiği bir Başbakanla,
yani tam anlamıyla devlet-millet el ele, Türkiye Allah'ın izniyle çok
daha yüksek seviyelere ulaşır." "Muhalefet altına gireceği, damı akmayan çatı aramaya devam etsin" "Muhalefet altına gireceği, damı akmayan bir çatı aramaya devam etsin"
diyen Erdoğan, "30 Mart'ta acayip bir fırtına esti ve bunların çatısını
matısını uçurdu gitti" dedi. Başbakan Erdoğan, evde çocukların,
"Dede şapkadan nasıl bir tavşan çıkacak?" diye sorduklarını ifade
ederek, "Biz de merakla bunu bekliyoruz. Geometrik ölçümlerin nasıl bir
şekil çıkaracağını ilgiyle izliyorum, bakalım bu süre içinde Bahçeli de
Kılıçdaroğlu da bu işi öğrenebilecek mi? Biz siyaset mühendisi değiliz,
çizim yapmıyoruz. Ama onlar siyaset mühendisliğine özenmişler, varsın
devam etsinler. Millet bize rota, istikamet çiziyor, biz o yolda
ve istikamette yürüyoruz ve yürümeye devam edeceğiz" diye konuştu. Erdoğan, "Bu arada Nurettin bey de coşuverdi; Giresunspor da birinci
lige çıkmış, Altınordu birinci lige çıkmış, 'onlara da başarı
dileklerini hatırlatırsanız isabetli olur' dediler. Biz Giresunsporu ve
Altınordu'yu da tüm başkan, yönetimi ve teknik kadrosu ile kutluyoruz,
tebrik ediyoruz, başarılarının artarak devamını diliyoruz" dedi. Başbakan Erdoğan'ın konuşmasının ardından, 'Başbakanım" diye bağıran bir vatandaşı polisler salon dışına çıkardı.
AA
AA


















