Suriye'deki en büyük tehlike?

Baas'ın kısa sürede devrileceğine dair tüm öngörülerin aksine derinleşen Suriye krizine, Ankara'nın bakışını anlatan son yazı, iki soruyla noktalanmıştı:

Baas'ın kısa sürede devrileceğine dair tüm öngörülerin aksine derinleşen Suriye krizine, Ankara'nın bakışını anlatan son yazı, iki soruyla noktalanmıştı:

Bir, Suriye'de çözüm nereden geçiyor? İki, Türkiye'nin dış politikasına yön verenlere göre Suriye krizinde Türkiye ve dünyayı bekleyen en önemli tehdit nedir?

Ankara, rejimin halkı kazanarak tekrar istikrarı sağlamasından tamamen ümidi çok kesmiş durumda: "Bu mümkün olsa en çok biz isteriz. Bunun için 9 ay uğraştık. Artık imkânsız. Rusya bile Esed'le gitmeyeceğini görüyor. Korkuya dayalı rıza dönemi bitti artık. İnsanlar korku duvarını aştığı için isyan bitmiyor. Artık çözüm ve yeni rıza sandıktan çıkacak."

Peki Saddam sonrası Irak ortadayken, bir kısmı yakın zamana kadar bu ülkede görev yapmış Türk yetkililer, Suriye'de muhalefetin özgür ve istikrarlı bir yönetim kurabileceğinden umutlu mu?

Rejimin polis devleti tabiatından dolayı bir muhalefet tecrübesi olmasa da Suriye'nin demokratik çözüm noktasında bazı artılarına dikkat çekiliyor. En önemlisi, Suriye'nin devlet tecrübesi. Zaten ihtiyaç, mevcut kurumların yıkılması değil, demokratikleşmesi. Siyasi olgunlaşma zaman alacak olsa da bu, Türkiye veya başka ülkeler için de farklı değil. "Demokrasiyi beceremezler", "Demokrasiyi hak etmiyorlar" yaklaşımları doğru değil. Aksine Suriyeliler siyasete istekli. Eğitim düzeyleri Türkiye'den yüksek. Yabancı dil konusunda Türkiye'nin önündeler. Kaos ortamında; çöpleri toplama, sağlık hizmeti verme, savaşma gibi farklı fonksiyonları üstlenen Yerel Koordinasyon Komiteleri, kendi kendilerini yönetme becerilerinin ispatı. Ayrıca tarihten gelen farklı grupların bir arada yaşama kültürü var.

Ancak yeni Suriye'ye geçmek için kritik soru, Esed'in nasıl çekileceği: Ülkeyi daha fazla perişan etmemek için ailesine ve kendisine verilecek garantilerle gönüllü olarak mı çekilecek? Yoksa sonuna kadar savaşıp ülkesini mahvettikten sonra Saddam veya Kaddafi gibi bir sonu mu seçecek? Esed çekildikten sonra muhalefetin daha istikrarlı ve özgür bir yönetim kurmayacağı, alternatifinin kaos olduğu senaryosu Baas'ın tezi. Korkuya oynayan Esed'in bu propagandasına destek olmak yanlış. Suriye'deki gelişmeleri çok yakından izleyen bir isim, Baas'ın baştan beri izlediği bazı taktikleri istihbarat bilgilerine dayanarak şöyle paylaşıyor: "Esed kurnazca oynadı, 'Halk silaha sarıldı, biz kendimizi savunduk' diyebilmek için silah depolarını açıp halkın eline geçmesine imkân sağladı. Gösteriler başlayınca, Baas daha önce organize edip Irak'ta terör eylemi için kullandıktan sonra hapse attığı El-Kaide unsurlarını, Suriye halkını ve dünyayı muhalefet konusunda aldatmak için salıverdi."

Başından beri Suriye krizinin Türkiye için oluşturduğu en büyük sorun; göç dalgası, PKK uzantısı grupların durumu ve rejimin kimyasal, biyolojik silahlarıydı. Mülteci dalgası konusunda alarm zilleri çalan Ankara, çok sıkıntılı: "Ülkesini yönetemeyen iki devlete sınırız: Irak ve Suriye. İki ülkede de ülkenin tamamını temsil eden yönetimler yok. Bu tercihimiz değil, coğrafyanın dayatması ve karşı karşıya olduğumuz bir gerçek. Ayrıca bu tablo bir boşlukta değil, çok kritik bir bölgenin ortasında. Türkiye'nin Suriye kapılarının düzgün bir kontrolü yok. Her yerden ülkeye giriliyor. 2,5 milyon evini terk etmiş insan var. Türkiye'ye giren insan sayısı 100 binin üstünde. Suriye halkını ölümden kurtaracak ve ülke içinde korkusuzca yaşayacakları uçuşa kapalı bölge oluşturmak tercih değil, artık zorunluluk. Her ülkenin bir hazım kapasitesi var, Türkiye daha fazlasını nasıl ve ne zamana kadar kaldırabilir? Dünya yardım için çok konuşur ama yükün yüzde 95'i hep komşuya biner."

Suriye'nin kimyasal, biyolojik silahlarını kullanma ihtimaline karşı müttefikleriyle çeşitli senaryolar üzerinde çalışan Ankara'nın PKK uzantısı PYD'yi, Suriye Kürtlerinin temsilcisi olmaktan çok Baas'ın müttefiki gibi görüyor ve Esed gidince Kürtlerin muhalefetle birlikte daha makul çözümler bulacağına inanıyor: "Rejim, Kürt bölgelerinde tüm kurumlarıyla var. Ancak buraların kontrolünü PYD'ye devrettiler. Baas'la işbirliği yapan PYD'nin baskısından Kürtler çok rahatsız. Bizden yardım istiyorlar. Üstünlükleri, ellerindeki silahlara ve arkalarındaki rejime dayanıyor. PYD'nin arkasında iki ülke var. Biri Esed'in Suriye'si, diğeri İran."Peki Ankara'ya göre Suriye krizinde dünyayı bekleyen en büyük tehlike ne? "En büyük tehdit, kaosun uzaması sonucu, şimdilik muhalefet içinde az sayıda olan El-Kaide (500-600) gibi radikal unsurların ortamı eleman devşirme alanı olarak kullanarak büyümesi. Bu tür radikal gruplar, işçiyi, manavı, bakkalı saflarına katmaya başlarsa Türkiye, bölge ve Batı için bundan büyük tehdit olamaz."

Önemli not: Hürriyet yazarı Yalçın Doğan, 27 Eylül tarihli yazısında Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Başkanı Hannes Swoboda ile yaptığımız röportajda, Balyoz davası lehine ifadeleri Zaman'ın ilave ettiğini ima ederek gazetemizi itham etti. Röportajın Türkçe ve İngilizce metni ile Cihan Haber Ajansı'nın bütün abonelerine servis ettiği videosu ve ses kaydı ortada. Swoboda'da Brüksel de duruyor. Sosyalist bir liderin Balyoz davası lehine sözlerinden rahatsız olduğu anlaşılan Yalçın Doğan ya iddiasını ispat eder ya da hatasını kabul ederek özür diler. Aksi halde müfteri konumuna düşer.