Öncelikle; "Bütün Türkiye’ye” teşekkür ediyoruz...
TBMM Başkanı Cemil Çiçek’ten Başbakan Tayyip Erdoğan’a...
"Bakan”lardan "milletvekilleri”ne...
"Belediye başkanları”ndan "il ve ilçe başkanları”na...
"Gazete”lerin, "televizyon”ların, "radyo” ve "internet siteleri”nin yayın
yönetmenlerinden "Sivil Toplum Kuruluşları”nın temsilcilerine...
"Partilerin lider ve kurmayları”ndan "sendika başkanları”na...
Türkiye Yazarlar Birliği ile Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Basın İlan Kurumu
gibi "meslekî kuruluşlar”dan "dernek temsilcileri”ne...
Ama, en çok da, Akit’i "Akit” yapan ve hiçbir zaman desteklerini
esirgemeyen, Türkiye’nin dört bir yanındaki "okurlarımız”ın "geçmiş
olsun” dileklerine "teşekkür” ediyoruz...
SAAT 22.00 CİVARI... BOOMM!
Evet, 11 Ocak Cuma günü saat 22.00 civarında, "bombalı bir saldırı”ya maruz
kaldık... "Güvenlik kameraları”ndan yaptığımız tesbite göre, yüzleri
maskeli 2 kişi, matbaa tesislerimize "3 bomba” fırlatıyor... Bunların
2’si "büyük bir gürültü” ile patlıyor... Üçüncüsü ise, "yağmurdan fitili ıslandığı” için patlamıyor!..
Patlamayan bomba, daha sonra "polis” tarafından kontrollü olarak patlatıldı...
Tabiî, önce bomba üzerindeki "parmak izi” alınarak...
Açık söyleyelim;
Şunu öğrendik ki, "ses bombası” deyip geçmemek gerekiyormuş... Gerçekten de
iyi "gürültü” çıkarıyormuş... Bize atılan bomba ise sadece "ses bombası” değil, aynı zamanda "çivili” bir bomba... Çünkü, "el yapımı” bombanın
içine "çivi” de konulmuş!.. Ancak, yine de pek büyük hasara yol
açmadı... Patlamanın oluşturduğu "basınç”tan birkaç cam kırıldı, o
kadar!..
"Üçüncü bombanın patlamaması” ise Cenab-ı Allah’ın bir lütfu...
Çünkü, o bomba, "güvenlik görevlisi” bir arkadaşımızın tam da "ayağının dibine” düşmüş...
Eğer hava yağmurlu olmasaydı, bombanın fitili "su birikintisi”nde sönmeseydi, herhalde "ağır bir yaralanma”ya yol açardı!..
Allah korudu...
GÖRDÜK Kİ, YALNIZ DEĞİLİZ!
Patlamalardan sonra olay yerine gelen polis, önce "geniş güvenlik tedbirleri” aldı, sonra da "parmak izi” tesbitinde bulundu...
Öyle umuyoruz ki;
Saldırganlar en yakın zamanda bulunacak ve "Akit’e saldırı”larının sebebi de ortaya çıkacaktır.
Bizim tahminimiz şu:
Dünkü 1. sayfamızda da ifade ettiğimiz gibi; bu saldırı, "İmralı süreci”ne yönelik bir "mesaj”dır!..
PKK’nın, "100 terörist” ile Çukurca’da Jandarma Karakolu’na yönelik saldırısı,
nasıl ki Hükümet’e, Paris’te "3 kadının öldürülmesi”, nasıl ki İmralı’ya verilmiş "mesaj”lar ise, Akit’e yönelik bombalı saldırı da "barış
sürecine destek” veren "medya”ya verilmiş bir "mesaj”dır, bir
"gözdağı”dır!..
Demek oluyor ki;
"İmralı
süreci”nden rahatsız olan ve "PKK’nın dağda kalmasını” arzulayan
odaklar, bu tür saldırılarla "süreci sabote etmek” istemektedirler.
Ne var ki;
"Başarılı olamayacaklar”dır!..
Ne Hükümet’i ve dolayısıyla Başbakan Tayyip Erdoğan’ı ne de "barış yanlısı Kürtleri” durduramayacaklar, bu süreci destekleyen Akit gibi gazeteleri de asla susturamayacaklardır!..
Dün, tavrımızı deklâre ettik;
"Susmayacağız!”
Korkmadık, korkmayacağız!..
Sinmedik, sinmeyeceğiz!
Tırsmadık, tırsmayacağız!
Durmadık, durmayacağız!..
Son 20 yılda, nasıl ki "doğru” bildiğimiz yolda ilerlemeye devam ettik, bundan sonra da, inşallah "yola devam” edeceğiz.
Özellikle bundan sonra...
Zira, bir defa daha memnuniyetle gördük ve anladık ki;
"Yalnız değiliz.”
Evet;
"Yalnız değiliz.”
Arkamızda; bizi her türlü "saldırı”lardan ve "tehlike”lerden koruyan "Cenab-ı Hak” var... "Siyasî”ler var, "STK’lar” var, en önemlisi de, "dua ve
destek”lerini hiçbir zaman esirgemeyen, "Muhittin Amca”lar gibi, "ağzı
dualı okurlarımız” var...
Son saldırıda bu destekleri, bu duaları bir defa daha görmüş olmanın mutluluğu içindeyiz.
Tekrar teşekkürler.
BU, KAÇINCI SALDIRI?
"Olayın meydana geliş şekli”ni izah ettiğimize, "geçmiş olsun” dileğinde
bulunanlara "teşekkür”lerimizi sunduğumuza göre, şimdi de "bizim
mesajlarımız”a gelelim...
Öyle ya;
"3 ses bombası” atıp, "sesinizi kısın!” mesajı verenlere, bizim de bazı mesajlarımız olacak...
Bu gazete, yayın hayatına atıldığı 12 Eylül 1993’ten bu yana; "Maddî ve manevî saldırılara” maruz kaldı...
Yıl 1994... Görenlerin "kuş yuvası” dediği küçücük binamızın yanındaki demir parmaklıklara "el bombası” astılar...
1999’da; "2 adet panzer” ve etrafımızdaki binaların tepelerine yerleştirilen
"keskin nişancılar” eşliğinde "yüzlerce polis” tarafından "baskın”a
uğradık... Binamız, bir "terör üssü” aranır gibi didik didik arandı...
Gazetemizin sahibi "gözaltı”na alınıp bir gece "adî suçlular”la aynı
ortamda sabahlatıldı...
Ve, "İki Hasan’lar Vak’ası!..”
Ben ve Yayın Kurulu Üyemiz Hasan Hüseyin Maden, 5 Kasım 1999’da gözaltına
alındık... Deli saçması bir iftira yüzünden günlerce gözaltında
tutulduk!..
11 Ocak 2000’de, yani Cuma günkü "bomba”dan tam 13 yıl önce, yine gece vakti, merkez binamız "Kaleşnikof”la tarandı!..
Ve son saldırı...
Bu gazeteye, "dünyada eşi-benzeri görülmemiş bir dâvâ” açıldı... Dünya
hukuk literatürüne "312 General Dâvâsı” olarak geçen dâvâ kapsamında, bu gazeteden "2 Trilyon Lira” civarında bir "tazminat” istenerek, "linç”
edilmek istendik.
CÇG BÖYLE İSTEMİŞ!
Sonradan öğrendik ki;
Tüm bu "baskın” ve "saldırı”lar, öylesine yapılmış baskın ve saldırılar değil, "bir plân dahilinde” yapılmış eylemlerdir.
"Ergenekon soruşturması” kapsamında elde edilen belgelerde, maalesef "TSK bünyesi
içinde” kurulmuş "Cumhuriyet Çalışma Grubu” adlı "illegal yapı”nın
gazetemize yönelik "illegal faaliyetler”inin plânları bulundu!..
Cumhuriyet Çalışma Grubu adlı "illegal” örgütün "illegal” plânında deniliyordu ki;
l Gazete dağıtım sistemi ve dağıtım şirketi takibe alınarak, dağıtım araçlarına yönelik eylem yapılması,
l Gazetenin baskıya girdiği akşam saatlerinde, gazete binasının elektrik, gaz, yangın güvenliği gibi alanlarına yönelik saldırı ve sabotajlarda
bulunulması,
l Adam kaçırma, tehdit, darp gibi yollara başvurulması, uygulanabilir ve etkin hareket tarzları olarak değerlendirilmektedir.
Ne ilginç değil mi;
11 Ocak 2013 gecesi, saat 22.00 civarında maruz kaldığımız saldırı, tam da "CÇG’nin plânladığı” şekilde gerçekleşti!..
Haa, bu saldırıyı CÇG’nin yaptığını iddia ediyor değiliz... Ama, CÇG’nin
"taşeron” olarak kullandığı "PKK’lı teröristler”in yapmadığını da hiç
kimse iddia edemez!.. Hem, zaten "iç içe” değiller mi?..
Tüm bunlardan sonra, mesajımız şudur:
Son 20 yıl boyunca uğradığımız "baskın”lara, "saldırı”lara ve "dâvâ
bombardımanları”na rağmen, hiçbir zaman yılmadık, tırsmadık, bükülmedik
ve teslim olmadık...
Bilinsin ki, bundan sonra da;
"Susmayacağız!”
Bundan sonra da;
"Yola devam” edeceğiz...
BİR MESAJ DA AJANSLARA!
Bir mesajımız da, "bazı haber ajansları” ve bazı "internet siteleri”ne...
Bazı ajansların muhabirleri, "olay yeri”ne geldiler, "bomba patladığını”
gördüler, çevreden "görüntü” de aldılar ama buna rağmen, "haber”lerinde; "Akit’in matbaasında patlama oldu” ifadesini kullandılar.
Sanki; "çay” demlerken "tüp” patlamış da, onun patlaması gibi!..
Sanki; elektrik telleri "kısa devre” yapmış da, onun patlaması gibi!..
Akit’e ve matbaasına yönelik saldırı elbette önemli... Ama biz, bu "bombalı
saldırı”nın, "patlama” şeklinde verilmesini de bir kenara not ettik.
Haberi bu şekilde vermek; "kıs-kançlık”tan mıdır, "Akit düşmanlığı”ndan mıdır, yoksa "operasyonun bir parçası” mıdır?!?..
KİM, KİMİ HEDEF GÖSTERDİ?
Yazarımız Ersoy Dede’nin yazdığı gibi;
"Son dönemde, PKK’ya yönelik sert eleştirilerin ve PKK’nın gerek medyada
gerekse entelektüel çevredeki etkisi üzerine yapılan analizlerin,
kimleri rahatsız ettiğini biz çok iyi biliyoruz...
Kimlerin; "Akit’in susturulması için yaratıcı önlemler alınmalı” dediğini,
kimlerin; "Kim koruyor bu Akit’i?” diye sorarak, dikkatleri başka tarafa çektiğini, kimlerin özellikle İslamcı çevreler üzerinden Akit’e karşı
bir kara propaganda yürüttüğünü çok iyi biliyoruz..”
İyi, hoş da;
Akit’e yönelik tüm bu "söylem”lerin ve "kampanya”ların bir sebebi olmalı değil mi?..
Niçin uğraşırlar Akit’le?..
Akit, kimin "nasır”ına bastı, kimin "kovan”ına çomak soktu ve kimin tavuğuna "kışt” dedi acaba?..
Merak ediyoruz;
"İmralı sürecine destek” vermeseydik, "PKK’nın ve PKK’lılar ile onlara destek
verenlerin gerçek yüzlerini deşifre” etmeseydik, acaba bu "kampanya”lara ve "saldırı”lara maruz kalır mıydık?..
Akit’in;
bağlantıları "deşifre” eden ve yüzlerdeki "maske”leri indirip "gerçek
çehre”leri ortaya koyan haberleri, bir "lobi”, bir "odak” tarafından
sürekli "hedef gösterme” olarak gösteriliyor...
Bu kampanyanın amacı, "Akit’i itibarsızlaştırmak” ve yüklendiği misyonu aşağılamaktı...
Şimdi, onlara soruyoruz;
Bu ne menem bir "hedef gösterme”dir, bu ne menem bir "nefret dili” kullanmaktır ki;
"hedef gösterilen” biz olduk!..
"hedef gösterilen” biz olduk!..
"Bombayı yiyen”, yine biz!..
Ama, herkes şunu bilsin;
"Saldırılara rağmen susmayacağız!
Engellere rağmen yola devam!”
Selâm ve saygılarımızla...













