Siyaset ve ticaret yeter mi?

Türkiye'nin kendi etrafında olup biteni öngörebilme ve ortaya çıkan yeni sorunları yönetebilme derinliği, kuşkusuz pekçok ülkeyle karşılaştırılamayacak kadar fazla. Ancak yine de bu yöndeki çabaların yeterli olduğunu söylemek, hele şu son Suriye krizine baktığımızda hiç kolay değil.

Türkiye’nin kendi etrafında olup biteni öngörebilme ve ortaya çıkan yeni sorunları yönetebilme derinliği, kuşkusuz pekçok ülkeyle karşılaştırılamayacak kadar fazla. Ancak yine de bu yöndeki çabaların yeterli olduğunu söylemek, hele şu son Suriye krizine baktığımızda hiç kolay değil.

Buradaki en ciddi eksikliğin, Türkiye’deki okur yazarların bu tür konulara karşı ilgisizliği ve duyarsızlığı olduğu üzerinde sıkça durmaya çalışıyorum. Ankara, son yıllarda hayli büyük bir siyasi cesaretle bölgesel sorunların üzerine gidiyor, çözümle ilgili hemen tüm ciddi zeminlerde önemli bir aktör olarak yer alıyor. Dahası, savunduğu tezlerin sahiciliği ile de ciddi bir itibar elde etmiş durumda.

Ancak bu güç ve itibarı daha kalıcı hale getirmek, ne sadece siyasetin üstesinden gelebileceği bir iş, ne de diplomasinin. Çok daha zengin araçlarla bu politikaların desteklenmesi, deyim yerindeyse altının doldurulması gerekiyor. İşte sorun da tam bu noktada başlıyor.

***

Türkiye kamuoyunu etkileyen önemli isimler, en azından bir bölümü, hala geçmişteki güç dengelerinin uzantısı olarak hareket ettiği için değil bu politikalara kartı sağlamak, altını oymak için hazır kıta bekliyor. Onlardan hayır yok, şerleri ise devam ediyor ne yazık ki.

Yaşadığı ülkenin değerleriyle barışma iddiasında olan, en azından bu yönde talepleri bulunan kesimlerin önemli bir bölümü ise ‘Nasıl olsa iktidarda bizimkiler var’ boşvermişliği içinde, geçmişi unuturcasına hareket ediyor. Daha doğrusu yerinden kımıldamıyor.

Ne ortada doğru dürüst bir tartışma ortamı var, ne ciddi bir tartışmayı besleyecek düzeyde dergi, kitap ya da benzeri çalışmalar. Üniversiteler ve düşünce kuruluşları birkaç istisna dışında bu sorunlara kalıcı bir ilgi göstermiyor. Özellikle bölge merkezli çalışmalara yeterince destek verilmiyor. Hoş destek olsa kim çalışmak istiyor bu alanlarda, o da ayrı bir sorun.

Hal böyle olunca da, Türkiye’nin bölge merkezli iddiaları kuru birer siyasi çıkıştan ya da üç beş kuruşluk bir ticari faaliyetten ibaretmiş gibi görünüyor. Ne hazin. Çünkü kim ne derse desin seveni sevmeyeni herkes, Ankara’nın ne söylediğine bizim düşündüğümüzden çok daha fazla değer veriyor. Ama bunun ülkemiz sınırlarında sahici bir karşılığı yok.

***

Bunları yazarken, gazetemizin Ankara temsilciliğine Keçiören Belediye Başkanı Mustafa Ak ve ekibi bir ziyarette bulundu. Malum, Keçiören şu anda Türkiye’nin en büyük ilçesi ve nüfusu milyon sınırına dayanmış durumda. Başkan ve ekibi hayli hummalı bir çalışma içindeler.

Sohbet ederken, geçtiğimiz hafta Irak’tan bazı konukları olduğunu söylediler. Özeti şu: Türkiye’deki belediyecilik uygulamalarını incelemek üzere Ankara’ya gelen Kuzey Irak’taki belediye başkanları ve üst düzey belediye bürokratları Keçiören Belediyesi’ni ziyaret etmişler.

Ziyaret ve görüşmeler hayli kapsamlı olmuş. Çevre ve temizlik konusunda incelemeler yapmışlar, heyet üyeleri Keçiören’deki park ve bahçeleri, sosyal tesisleri gezmiş. Gelenler arasında Duhok Büyükşehir Belediye Başkanı Muhammed Tahir Salih başta olmak üzere pekçok önemli yerel yönetici var.

İlk bakışta sıradan gibi algılanabilecek bu ziyaret niçin bu kadar değerli diyorsanız, aslında cevabını yukarıda yazdım. Eğer Türkiye’nin siyasi hamleleri, farklı araçlarla ve girişimlerle desteklenmezse başarılı olamaz.

Sorunlar yaşadığımız, aramıza neredeyse bir asırlık mesafenin girdiği coğrafyayı, daha doğrusu coğrafyamızı daha yakından tanımanın bir tek yolu var. Onlara gitmek ve onların gelmesinin zeminini oluşturmak.

Bölgesel ve küresel ölçekte iddia sahibi olmaktan Keçiören’e kadar uzanan öykü birbiriyle bu kadar yakın işte. Yeter ki farkında olalım.