Masumiyetin tükenişi
Eskiden çocuk kavramı zihinlerimizde, masumiyeti, saflığı ve içtenliği çağrıştırırdı.
Eskiden çocuk kavramı zihinlerimizde, masumiyeti,
saflığı ve içtenliği çağrıştırırdı. Sevecen bir tebessüm olurdu
çocukların yüzünde. Onlar yalan nedir bilmezler, kötülük düşünmezler her
şeyi olduğu gibi deyiverirlerdi. Bir şeker, bir oyuncakla yüzleri güler
ve hayata sevgi ile bakarlardı. O zamanlar "çocuktan zarar gelmez"
derdik. Çünkü onların, fıtratlarındaki asaletin bozulmadığını bilirdik.
Ne yazık ki son günlerde, karşılaştığımız olaylar, okuduğumuz haberler
çocukların masumiyetine ve sevecenliğine gölge düşürüyor. Yaşları on bir
ila on beş arasındaki çocukların fiiliyatına baktığınızda, irkiliyor ve
kendinizi geri çekiyorsunuz. Duyduklarınız sizi derin endişelere
boğuyor. Zira, annesini tüfekle vuran, kardeşini öldüren, evden kaçan ve
yaşından hiç beklenmeyecek işlere bulaşan bu çocukların hazin öyküsü
zihinlerimizdeki çocuk imgesini yerlebir ediyor. Artık çocuktur zarar
gelmez anlayışı ile hareket edemiyor, korku ile bakıyoruz.
Aile fertleri, çocuğa ulaşabilecekleri iletişim kanallarından haberdar
değiller dolayısıyla ona verebilecekleri pek bir şeyleri de yok. Çocuk
çevreden ya da medyadan seçtiği yanlış rol modellerini taklik ederek bu
boşluğu doldurmaya çalışıyor. Bu da onun masumiyetini ve doğallığını
ortadan kaldırıyor.
Bu çocukları yeniden kazanabilmek için, ailelerimiz, çocukları ile
ilişkilerinde doğru bir yaklaşım sergilemeli ve mutlaka onları değerler
ekseninde beslemelidirler. Yani anne baba, dede ve nine çocukla
ilişkilerinde, sevgi muhabbet kaynaşmak affedicilik... gibi iletişim
kaynaklarını kullanmalı ve onun başka kanallara kaymasına engel
olmalıdırlar. Aksi takdirde çocuk evde umduğunu bulamadığı vakit,
dışarıda kendisi için zararlı olabilecek çevrelere eğilim
gösterebiliyor.
Geçtiğimiz günlerde öğretmenini sınıfta, arkadaşlarının önünde
bıçaklayan çocuğun bu eylemi endişelerimizde ne kadar haklı olduğumuzu
bir kez daha gösterdi. Koro halinde çocuğu suçladık, yerden yere vurduk
ve bu yaştaki bir çocuğun böyle bir eylemi nasıl gerçekleştirebileceğini
tartıştık. Elbette kaygılarımız yersiz de değildi... Fakat bir çocuğun
eylemi doğup büyüdüğü aile ile birlikte ele alınmadığı sürece bütün
endişe ve yakınmalarımız havada kalacaktır.
Suça eğilim gösteren çocuklar okulda, aile ortamında ve çevrede pek çok
kere sinyaller verirler. Anne baba bu sinyallerin çocuklarını nereye
götürebileceğini görmeli ve yardım almalıdırlar. Yapılan araştırmalarda
da, suç potansiyeli taşıyan çocukların büyük çoğunluğunun aile içinde
şiddet gördükleri ve şiddeti modelledikleri ortaya çıkmıştır.
Dolayısıyla çocuk suç teşkil edecek davranışlara yöneldiğinde,
araştırmaların yelpazesini genişletmek ve çocuğu aile birlikte
değerlendirmek gerekir. Nitekim, araştırmalar neticesinde, öğretmenini
bıçaklayarak öldüren çocuğun ailede şiddet gördüğü ve büyük ağabeyinin
de cezaevinde olduğu ortaya çıkmıştır. Bu durumda çocuğu tek başına ele
almak ve rehabilete etmeye çalışmak iyileşme sürecini geciktirecektir.
Gelinen noktayı dikkate aldığınızda, aile çocuk ilişkilerini
destekleyecek bir eğitimin acilen gerekli olduğu görüyor ve bu konuda
neler yapılabilir sorusunu yeniden soruyoruz.