Libya
Libya'daki saldırının, İsrailli yönetmen Sam Bacile'in kimse tarafından ciddiye alınmayan, aylardır Youtube'da duran bir filmi yüzünden galeyana gelen halkın spontane tepkisi olduğunu düşünmek için çok saf olmak gerek.
Libya'daki
saldırının, İsrailli yönetmen Sam Bacile'in kimse tarafından ciddiye
alınmayan, aylardır Youtube'da duran bir filmi yüzünden galeyana gelen
halkın spontane tepkisi olduğunu düşünmek için çok saf olmak gerek.
Nitekim
ABD Dışişleri Bakanı bile saldırıdan sonra yaptığı açıklamada aynı şeyi
söylüyor. Bunun halkın kendiliğinden bir tepkisi değil, örgütlü bir
grup işi olduğunu vurguluyor.
Zamanlama birçok bakımdan manidar.
Bir: Saldırı 11 Eylül'ün yıldönümüne denk getiriliyor. Açık bir hatırlatma mesajı: 11 Eylüller bitmez!
İki: Saldırı Amerikan Başkanlık seçimlerine beş kala gerçekleştiriliyor
ve son anketler Obama'nın birkaç puan öne geçtiğini gösteriyor. Yine
açık bir mesaj: ABD'ye "şer güçler" ile kararlı mücadele edecek bir
başkan lazım!
Romney ve adamları için şu günlerde tıpkı filmin iddia ettiği gibi
Müslümanlar'ın dünyanın "kanseri" olduğunu Amerikan halkının gözüne
sokmanın daha iyi bir yolu olabilir mi?
Bayat ama etkili bir tuzak bu... Neo-con'ın Ortadoğu'yu ve Müslüman
alemini Batı dünyasının kabusu gibi göstermek için tezgahladıkları yeni
bir provokasyon.
Zemin nasıl hazırlandı?
Ne var ki her provokasyon bir zemin gerektirir.
Peygambere söven bir film bu zeminin bir parçası olsa bile yeterli
değildir. Zeminin asıl Kaddafi'nin dışarıdan müdahaleyle yıkılması
sebebiyle yaratıldığını görmemiz lazım.
Libya'ya müdahale günlerinde şöyle yazmıştım:
"Evet, bu müdahale Kaddafi'yi götürebilir ama huzuru getiremez. Dış
müdahalenin zaten doğru dürüst bir devlet yapısı olmayan, 20'den fazla
aşiretin yönettiği bir ülke olan Libya'yı paramparça etmesi, bitmek
tükenmek bilmeyen aşiret savaşlarını başlatması ve ülkenin derin bir
kaosa yuvarlanması hiç de sürpriz olmaz. (...) On yıllardır Batı'nın
desteğini almış yerli müstebitlerin yönetimi altında ezilen Arap
halkları, tam da bu despotlara karşı başkaldırıya başladıkları bir
zamanda, Batı'nın bu defa da "muhalefeti desteklemek" bahanesiyle yine
işlerine burnunu sokması karşısında ne hissedecek? Yabancı müdahalesinin
Batı düşmanlığını yeniden yükseltmesi ve Arap sokaklarında esen değişim
rüzgarının yerini "yabancı müdahalesine karşı birlik" eğilimine
bırakması ihtimali mi daha kötü; yoksa demokratik halk muhalefetinin
ipleri elden kaçırıp Batı'nın müdahalesine bel bağlaması ve değişim
sürecinin kontrolünü Batı'ya bırakması mı bilmiyorum...
Her iki ihtimalde de eğer Ortadoğu'nun mazlum halkları bir kez daha
kendi hür iradeleri ile kendi seçtikleri rejimleri kuramazlarsa bu
coğrafya bir kez daha Batılı ülkelerin siyasi mühendisliği ile dizayn
edilirse, tarihi bir fırsat bir kez daha kaçırılmış olacak."
Şimdi, Libya'da eşkıyalaşan aşiretleri izledikçe, ülke yönetiminin
silahlanan kabileleri silahsızlandırmaktan aciz haline baktıkça, dış
müdahale ile rejim değiştirmenin hayırdan çok şer getirdiği konusundaki
kanaatim daha da pekişiyor.
Geri de tepebilir
Libya'daki saldırının muhtemel siyasi sonuçlarına baktığımızda iki ihtimal görünüyor:
Birincisi, ABD başta olmak üzere Batı dünyasında "Arap Baharı'nda ipin
ucunun kaçtığı; devrilen "laik" diktatörlerin yerini şeriatçı güçlerin
doldurduğu, iş işten geçmeden bu gidişe dur denmesi gerektiği fikri,
dolayısıyla daha müdahaleci bir tutum...
İkincisi de, tuzağın tersine tepmesi, özellikle ABD'de Neo-con'ların
istediklerinin tam tersine, ABD kamuoyunda zaten yükselmekte olan
"beladan uzak durma", "başkalarının işlerine burnunu sokmama, kendi
evine, kendi meselelerine kapanma" eğilimini güçlendirmesi... Zaten
kendi krizi ile yeteri kadar zorda olan Amerikan kamuoyunun,
saldırgandan çok saldırganı tahrik edip Libya'da, Mısır'da ve Yemen'de
yeni bir anti-Amerikan dalgaya sebep olan tahrikçiye kızması...
Doğrusu ben ikinci ihtimalin daha ağır basacağını sanıyorum.