Körfez'de İhvan Düşmanlığı
Esrarengiz bir biçimde ölümünden önce Mübarek'in yardımcısı ve eski istihbarat Başkanı Ömer Süleyman, Muhammed Mürsi'nin seçilmesiyle birlikte ailesiyle birlikte Körfez ülkelerine yerleşme kararı almıştı. Yine cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Muhammed Mürsi'nin rakibi olan Mübarek'in son başbakanı Ahmet Şefik de seçimleri kaybetmesine müteakiben kendisine Körfez'de ayrıcalıklı bir yer edindi.
Esrarengiz bir biçimde ölümünden önce Mübarek'in yardımcısı ve eski istihbarat Başkanı Ömer Süleyman, Muhammed Mürsi'nin seçilmesiyle birlikte ailesiyle birlikte Körfez ülkelerine yerleşme kararı almıştı. Yine cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Muhammed Mürsi'nin rakibi olan Mübarek'in son başbakanı Ahmet Şefik de seçimleri kaybetmesine müteakiben kendisine Körfez'de ayrıcalıklı bir yer edindi. Bütün bunlar ya da Mübarek'in kalıntılarının Körfez'e yerleşmesi ve Körfez ülkelerinin onlara kucak açması ne anlama geliyor? BAE Devlet Başkanı Halife Bin Zayed, Ahmet Şefik'i siyasi danışman olarak atadı. Bütün bu göstergeler ve işaretler, İhvan'a karşı Mustafa Bekri, Tevfik Ukaşe ve Ahmet Zind gibi Mübarek rejiminin kalıntılarının karalama ve itibarsızlaştırma hamlesine ve saldırısına ortak olan Dubai Polis Şefi Dahi Halfan Temim'in kendi başına hareket etmediğini ve sistematik bir saldırının parçası olduğunu gösteriyor. Peki! Özellikle bu kampanyada başı çeken BAE'nin kuyruk acısı ne? Anlamak mümkün değil. Lakin Arap Baharı'nın yükselttiği dalgalarla birlikte iktidara gelen ve yeni süreçte davet boyutundan devlet boyutuna geçen İhvan'a karşı en büyük husumetin BAE'den sadır olması şaşırtıcı. Hatta Dahi Halfan Müslüman Kardeşler'in siyasi alanda yükselmesini Batı'nın komplolarına bağlıyor. İhvan'ın kendileri için İran'dan bile tehlikeli olduğunu da ileri sürüyor. Son sırada ise İhvan ile İran tehlikesini eşitliyor. Şah döneminde BAE'nin üç adası İran tarafından işgal edilmişti ve hâlâ bu adalar İran'ın elinde. Bununla birlikte anlaşıldığı kadarıyla BAE yöneticileri rejim üzerine İran'ı İhvan kadar tehlikeli görmüyorlar. Dahi Halfan'ın planlı çıkışını da yeni tehdit algılamasına bağlamalı. Halfan Müslüman Kardeşler'in yükselişini bir Batı komplosuna bağlasa bile İhvan karşısında açtığı kampanya kimilerince aynı adrese bağlanıyor. HAMAS'ın silah tedarikçisi Mahmud Mebhuh'un da bu ülkede ve Halfan'ın görev yaptığı yerde öldürülmesi MOSSAD-Halfan muvazaasına bağlanıyor.
Mart ayından beri BAE yetkilileri Müslüman Kardeşler'e yakınlığıyla bilinen onlarca kişiyi gözaltına aldı. Hatta Yusuf Karadavi'nin bu ülkeye girişi de yasaklandı. Gözaltına alınan isimler arasında kraliyet ailesine yakınlığıyla bilinen Şeyh Sultan Bin Kayid el Kasimi gibi isimler de bulunuyor. Hamd Rukayt gibi birçok isimler bu kapsamda tutuklandılar. Esasında BAE'nin Müslüman Kardeşler'e yönelik bu kampanyası son döneme İhvan'ın Arap Baharı'yla birlikte iktidara gelmesine rastlasa da geçmişteki ilişkiler de pürüzlü. Sözgelimi, Müslüman Kardeşler Irak kolundan olan Muhammed Ahmet Raşid de bu ülkede bulunduğu sıralarda gözaltına alınmış ve sonrasında sınır dışı edilmiştir.
Körfez, İhvan varlığı 1950'li yıllarda tanışıyor. Hasan el Benna'nın şehit edilmesinin ardından Nasır darbesiyle birlikte başlayan çile günlerinde Müslüman Kardeşler üyelerine kucak açan ülkelerin başında Körfez ülkeleri gelmiştir. 1950'li yıllardan itibaren bölge ilk İhvan dalgasıyla tanıştı. İkinci dalgayla tanışması 1970 sonrası Müslüman Kardeşler'in hapishanelerden salıverilmesiyle başladı. Özellikle de dönemin Katar Emiri Ali Bin Abdullah Al-i Sani, Necaşi'nin muhacir sahabelere kucak açması gibi Selefilerden kabul ettiği Müslüman Kardeşler'i ülkesine buyur etmiştir. Katar o günden beri Müslüman Kardeşlerle iç içe bulunmaktadır. Hatta Katar gücünü üç şeyden almaktadır. Petrol ve doğal gaz gelirleri ve İhvan ortaklığı ve El Cezire.
Suudi Arabistan da aynı dönemlerde İhvan'a kucak açmasına rağmen Kral Fahd'ın kraliyeti döneminde ve Kâbe baskını sonrasında genel olarak İhvan'a karşı yaklaşımında soğukluk arız olmuştur. Rejime karşı çıkan kesimlerin İhvan'dan ilham aldıklarını düşünmüş ve bu nedenle de Suudi Arabistan İçişleri eski Bakanı merhum Nayif Bin Abdulaziz, Müslüman Kardeşler'in Arap âlemini tahrip ettiğini söylemiştir. Suudi Arabistan özellikle Afgan cihadından itibaren gelenekçi olmayan hareketlere kuşkuyla bakıyor. Nayıf'ın sözlerinin Dubai Polis Şefi Dahi Halfan'ın sözlerinden geri kalır tarafı var mı? Müslüman Kardeşler'in Körfez'deki varlığı Katar üzerinden yayılmıştır. 1962 yılı itibarıyla Katar üzerinden BAE'ye de intikal etmiş ve özellikle eğitim sektöründe görev ve rol almışlardır. Katar'a ilk yerleşen İhvan üyeleri Yusuf Karadavi ve Şeyh Abdulbedii Sakar'dır. İhvan'ın Suriye kolundan merhum Adnan Sadettin Irak'tan önce BAE'de ikamet etmiş ve eğitim sektöründe hizmetler vermiştir. BAE ile İhvan arasındaki 1960 yılların dostluğu yerini en azından 20 yıldan beri kuşkuya bırakmıştır. Arap Baharı'yla birlikte BAE'nin korkuları ve ithamları öne çıkmıştır. Bununla birlikte Kuveytli düşünürlerden Abdullah Fehd Nefisi, Körfez ülkelerinden İhvan'ı karşılarına almamalarını tavsiye ediyor ve aksi takdirde İhvan'ı, kendi elleriyle 'düşmanları' olan İran'ın kucağına itmiş olacaklarını söylüyor...
Ne ilginç: 50 yıl önce Nasır'dan kaçanlara kucak açan Körfez ülkeleri şimdi de İhvan'dan kaçan Nasır kalıntılarına kucak açıyor!