İyi hal indirimi
Bilindiği gibi bu indirimi uygulayıp uygulamamak mahkemenin takdirine bağlı bir mesele. Ancak heyet gerekçeli kararında neden uyguladığını ya da uygulamadığını gerekçeleriyle açıklamak zorunda.
Bilindiği gibi bu indirimi uygulayıp uygulamamak mahkemenin takdirine
bağlı bir mesele. Ancak heyet gerekçeli kararında neden uyguladığını ya
da uygulamadığını gerekçeleriyle açıklamak zorunda.
Henüz gerekçeli karar yazılmamış olsa da bu konuda çeşitli
spekülasyonlar yapılıyor. En yaygın olanı da avukatların duruşmayı
engelleyen tutumunun sanıkları "yaktığı" yönünde.
(Oysa iyi hal indiriminin uygulanıp uygulanmamasında avukatın değil,
sanığın davranışı esas alınıyor.) Başka bir görüşe göre ise sanıkların
birçok defa mahkeme düzenini bozan davranışlarda bulunması, bir ağızdan
marş söylemesi, heyete yönelik ağır ithamlarda bulunması nedeniyle iyi
hal indiriminin uygulanmaması normal.
Ben bu yazıda, iyi hal indirimini düzenleyen TCK'nın 62'nci maddesine
Balyoz davası açısından değil, genel olarak bakmak istiyorum.
62. madde ne diyor?
TCK'nın takdiri indirim nedenlerini düzenleyen 62. maddesine göre hakim
"failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama
sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası
etkileri" gibi hususları göz önünde bulundurarak verdiği cezayı 1/6
oranında indirme yetkisine sahip. Sanığın duruşma düzenini bozmaması,
suçunu itiraf etmesi, ifadeleriyle mahkemeye yardımcı olması, giyimi
kuşamı gibi etkenler "iyi halli" sayılmasını sağlayabiliyor.
Aslında bu indirim, istisnai bazı haller dışında genel olarak (neredeyse
otomatik olarak) uygulandığı için indirimin uygulanmaması ekstra bir
ceza gibi algılanıyor. O yüzden de genellikle mahkemelerden gerekçeli
kararlarında iyi hal indirimini neden uyguladıklarını değil, neden
uygulamadıklarını izah etmeleri bekleniyor.
Teoride tartışmalı bir konu
Ne var ki, iyi hal indirimi maddesinin kendisi hem teoride hem de
pratikte oldukça tartışmalı bir konu. Ben kendi payıma, bu maddenin
baştan sakat olduğunu düşünüyorum. Zira mahkeme, suç olan fiili
yargılamalıdır; sanığın mahkemedeki hal ve tavrını değil...
Sanık mahkemede heyete hakaret ederse ya da duruşmanın sağlıklı bir
biçimde yapılmasını engelleyen davranışlarda bulunursa, bu fiiller zaten
TCK'da karşılığı bulunan fiillerdir, mahkeme heyeti bu fiiller için
ayrı davalar açılmasını isteyebilir.
Ama sanıktan saygı beklemek de neyin nesi oluyor?
Neden sanık mahkemeye saygılı olmak zorunda olsun?
Diyelim, dünya görüşü nedeniyle devletin bütün kurumlarına karşı olan
bir anarşist neden karşısına çıkarıldığı mahkeme heyetine saygı
göstermeye mecbur olsun? Bu onu kendi dünya görüşüne aykırı davranmaya
zorlamak değil midir? Ya da mahkemeyi "sınıf düşmanı" olarak telakki eden bir komünist neden karşısına çıkarıldığı heyete saygı duysun?
Mahkeme sanığa saygı gösteriyor mu?
Aynı suçu işleyen iki sanıktan mahkemeye saygısız olan saygılı olandan
daha fazla ceza alıyorsa, apaçık ki, iki ceza arasındaki fark, düşünceye
verilen cezadır. Çünkü mahkemenin saygıyı hak etmediğini düşünmek bir
fikirdir, ideolojik ya da siyasi görüşlerden kaynaklanan bir tutumdur ve
fikir cezalandırılamaz, daha doğrusu cezalandırılmaması gerekir.
Devletin, vatandaştan yargıya karşı zoraki saygı bekleme hakkı yoktur.
Mahkeme yargıçları karşılarına gelen sanığa ya da tanığa "sen" diye hitap ederek, boyuna azarlayarak saygısızlık ederken, vatandaşı o heyete karşı "iyi hal"
göstermeye zorlamak, devletle vatandaş arasındaki ast-üst ilişkisinin
tipik bir tezahüründen başka bir şey değil. Bu ast-üst ilişkisini
düzeltmek, devleti vatandaş için varolan bir hizmet örgütü haline
getirmek için 62. madde benzeri bütün maddelerin tek tek ayıklanması ve
hukuk sistemimizden temizlenmesi gerekiyor.