İkizler ittifakının geleceği
Mustafa Lebbad Mısırlı ekran yorumcularından.
Mustafa Lebbad Mısırlı ekran yorumcularından.
Sık sık ekranlarda karşılaşıyoruz. Bir iki defa da stüdyo ve panellerde
bir araya geldik. Stratejik analizcilerden birisi ve Türkiye-Mısır
ilişkilerini de yakından takip ediyor. Mürsi'nin Türkiye ziyaretiyle
alakalı olarak Al Arabiya Kanalına yaptığı değerlendirmede Mübarek
rejiminin bölgede Türk nüfuzuyla savaştığını hatırlatıyor. Bu da uygun
aktör olmadan ittihad-ı İslamın mümkün olmadığını gösteriyor. Helva için
malzeme kadar helvacı da lazım. Lebbad, İhvan ile Türkiye'deki
iktidarın ilişkilerinin sıkı-fıkı olduğunu ifade ediyor. AKP ile
Mısır'da faaliyete geçen Müslüman Kardeşler'in uzantısı Özgürlük ve
Adalet Partisi'nin ikiz partiler sayılabileceğini ifade ederek
Mısır'daki Müslüman Kardeşler hareketinin AKP'yi müttefikleri saydığını
hatırlatıyor. Lebbad, AKP'nin Mısır'da İhvan'ın iktidara gelmesine
seçim kampanyalarında teknik yardımda bulunarak katkı sağladığını ifade
ediyor. Bundan dolayı Mısır devriminden sonra Erdoğan'ı havaalanı
önünde karşılayanlar arasında Müslüman Kardeşler lideri Muhammed
Bedii'nin de olması tesadüf olamaz. Bununla birlikte, Mustafa Lebbad iki
ülke arasındaki ilişkileri parlak bir geleceğin beklemediğini
düşünüyor. Mısır'da İhvan iktidarının Türkiye'yi Batı'ya açılan
köprüleri saydığını lakin bununla birlikte iki ülke arasında bünye ve
yapı farklılığı olduğunu ve Türk ekonomisinin Mısır ekonomisinden en az
üç kat büyük olduğunu ve dolayısıyla Mısır'ın Türkiye ile aşık
atamayacağını ve yarışta tekleyeceğini ifade etmektedir. Tekamül yerine
yarış zaviyesinden baktığından Lebbad ilişkilerin geleceğini böyle
görüyor olabilir. Uzun vadede yapısal çelişkilerden dolayı ilişkilerin
süreceğine inanmaktadır. Mısır'daki İslami kesimlerin tanınmış
hukukçularından Muntasır ez Zeyyat da iki ülke ilişkilerinin yeni
dönemde gelişeceğine inandığını, bununla birlikte iki ülkeyi yöneten
kadrolar arasında yapısal farklılıklar bulunduğunu hatırlatıyor.
Sözgelimi, Türkiye'deki İslami hareketler bağımsız. Müslüman
Kardeşler'le örgütsel değil sadece fikri münasebetleri veya fikir
alışverişi bulunuyor. Aynı örgütün çatısı altında değiller. Bu bence
anlayış beraberliğini zedelemez.
¥
Zeyyat, iki ülke ilişkilerinde birlik seviyesi yakalanamasa bile bir
uyum ve yakınlaşmadan söz edebileceğini ifade ediyor. Mübarek'in Mısır'ı
cüceleştirdiğini ve 30 yıllık ataletten sonra Mısır'ın yeniden ayağa
kalkmaya çalıştığını ve bu hamlesinde, Türkiye'nin dayanaklarından ve
bölgesel ortaklarından birisi olacağını hatırlatmaktadır. Subhi Gandur
gibiler Mısır'ın Mürsi ile birlikte üçüncü cumhuriyete geçtiğini
tasavvur ediyorlar. Birincisi, 1952 Temmuz darbesinden sonra Nasır'ın
öldüğü 1970'e kadar devam eden evre. İkinci cumhuriyet ise ona göre Camp
David ve 1979 ile başlıyor ve Mübarek'in devrilmesine kadar devam
ediyor. Bununla birlikte Nasır ve haleflerini tek cumhuriyet altında
toplayanlara göre, Mübarek'in devrilmesiyle birlikte Mısır ikinci
cumhuriyete adım atmış oluyor. Bunu savunanlardan birisi Amr Musa idi.
Zeyyat, Mürsi'nin Türkiye ziyaretinin amaçlarından birisinin ekonomik
olduğunu, zira Mısır hazinesinin tamtakır bulunduğunu hatırlatıyor.
Mübarek rejiminin mali kasası Ahmet İz idi. Kimilerine göre şişman kedi
ve kimilerine göre timsahtı. Zeyyat'a göre, yeni dönemde Hasan Malik
adlı işadamı Ahmet İz'in yerini almaya aday.
¥
Yorumcuların yorumları nispeten karamsar veya en azından serinkanlı dahi
olsa AKP Kongresine gelen konukların mesajları buzları eritecek kadar
sıcaktı. Bunlardan birisi Halit Meşal'in konuşması idi. Meşal de Şam
kampını terk edenlerden lakin kimse ona niye müttefikini terk ettin diye
sormuyor! Halbuki, bizde Erdoğan ve Davudoğlu'na bundan dolayı yüklenen
yüklenene! Oysa, ortada objektif nedenler var. Türkiye'de muhalifler
Davudoğlu'ndan Meşal gibi değil Nasrallah gibi davranmasını istiyorlar
ve bekliyorlar. Halbuki, Meşal'in tutumu bize adaleti ve Nasrallah'ınki
ise sekterizmi hatırlatıyor. Meşal, Suriye'ye ilgisinden dolayı
Erdoğan'a şükranlarını iletiyor. Meşal Arap Baharının da ısmarlama bir
bahar olmadığını ifade etmekte ve sözlerinde bu hususun altını
çizmektedir: "Siz ey Türkiye halkı, kendi baharınızı yaşadınız ne mutlu
sizlere, hayırlı olsun. İşte Arap Baharı da başladı. Bu Arap Baharı
tamamen bir Arap malıdır. Başkalarının bize sadaka olarak verdiği bir
şey değildir. Suriye halkının özgür iradesi egemen olana kadar destekçi
olacağız. O kanın durması için elimizden gelen gayreti göstereceğiz.
Araplar ne istiyor? Araplar insan onurunu koruyan demokratik rejimler
kurmak istiyor. İkinci olarak, kalkınma istiyorlar, refah istiyorlar.
Doğu ve batıyla herkesle yeni bir sayfa açarak ilişkilerini geliştirmek
istiyorlar. Karşılıklı sevgi saygı ve ortak çıkarlar için çalışma
temeline dayalı bir ilişki istiyorlar. İnsan ve insani medeniyetin
kurulmasına katkı sunmak istiyorlar. Fakat aynı anda sömürüyü
istemiyorlar, işgali kabul etmiyorlar. Dayatma ve istismarı kabul
etmezler. Dünya güçlerinin Arap dünyasına ve Müslümanların nimetlerine
çullanmalarını ve tasallut etmelerini istemezler. Dünyaya barış
ellerimizi uzatırız. Dünyaya sesleniyorum: Bütün dinleri, bütün dini
sembolleri ve kutsalları koruyacak bir yasa çıkararak sadece Hazreti
Muhammed'i değil bütün kardeşlerinin; İsa, Musa, İbrahim'in harim-i
ismetini koruyalım."
Raid Salah ve Halit Meşal'in sözlerinden anladığımız şu: Arap Baharı,
Filistin baharıdır. Arap Baharının düşmanları Filistin'in de
düşmanlarıdır.