İçimizdeki yabancıların gözünden Türkiye
Abant- Ergenekon davalarından kürtaj konusuna hemen her konuda ciddi bir kutuplaşma yaşanırken, akademisyen, diplomat veya gazeteci olarak bir zamandır Türkiye'de yaşayan yabancıların ülkemizde olup bitenleri nasıl gördükleri farklı bir anlam taşıyor.
Abant- Ergenekon davalarından kürtaj konusuna hemen her konuda ciddi bir kutuplaşma yaşanırken, akademisyen, diplomat veya gazeteci olarak bir zamandır Türkiye'de yaşayan yabancıların ülkemizde olup bitenleri nasıl gördükleri farklı bir anlam taşıyor.
Çünkü hangi konumda olursak olalım, yaşanan gelişmelere bakarken hepimiz bir dereceye kadar bu kutuplaşmanın esiriyiz. Belki de bu yüzden aynı hadiseyi birimiz söz gelimi demokrasi açısından tarihi bir adım olarak görürken, bir kısmımız felaket olarak bakabiliyoruz.
Her düzeyde ve her kesimde kafaların hayli karışık olduğu bu ortamda Abant Platformu, Bilgi'den Boğaziçi'ne, Fatih'ten Şehir'e Türkiye'nin saygın üniversitelerinde yıllardır hocalık yapan yabancıları ve uzun zamandır yabancı medya kurumları için Türkiye'yi izleyip analiz eden gazetecileri Türk meslektaşlarıyla bir araya getirdi.
"Türkiye üzerine farklı bakışlar" başlıklı konferansta, demokratikleşme sürecinde yaşanan gelişmelerden dış politika ve AB sürecine; ekonomiden son dönemlerin en çok tartışılan konusu basın özgürlüğüne birçok sorun özgürce konuşuluyor. Toplantıda Boston Üniversitesi'nden Prof. Jenny White gibi 35 yıldır Türkiye'yi izleyen uzmanlar olduğu gibi, Boğaziçi Üniversitesi'nde son dönem Osmanlı dersleri okuturken bir Türk ile evlenip Türk vatandaşlığına geçmeyi düşünen, Tarih Vakfı'nın yönetiminde bulunan Prof. Vangelos Kechriotis gibi isimler de var.
Türkiye'nin demokratikleş(eme)me sorununun ele alındığı panelde İstanbul'da ders veren Chicagolu bir profesörün trafikteki hallerimizden hareketle yaptığı analiz, durumumuza birçok akademik tezden daha iyi ayna tutuyordu. Chicago'da iyi sürücü olduğunu düşünen profesör, İstanbul trafiğine girince afallamıştı. Kuralları anlamakta zorlanıyordu. Yol hakkı kimindi, kavşaklarda geçiş üstünlüğünü belirleyen kurallar konusunda kafası karışmıştı. Nafile bir süre ilke, yasa bulmak için uğraştıktan sonra İstanbul'da trafiğin ana kuralını keşfetmişti: Kim önce arabasının burnunu sokarsa geçiş hakkı onundur. Bu kuralın sadece trafikte değil, çocuğunun gittiği okuldaki yemek sırasında da geçerli olduğunu görünce Türkiye'deki siyasetin bu kültürle bağını kurmak zor değildi. Çünkü benzer şekilde oy sayısı üstünlüğünü ele geçiren parti de kendinde her şeyi yapma hakkı görüyordu.
Toplumumuz üzerine yıllardır yaptığı araştırmalarda aileden okula her yerde hiyerarşinin keskin etkisini ve paralel ilişkilerin yok denecek kadar az olduğunu gözleyen başka bir akademisyen, "Böyle bir kültürel arka plan ortadayken parti içi demokrasi ne kadar mümkün olabilir?" diye soruyordu. Bir başka isim şöyle diyordu: "Demokrasi anlayışı açısından beni son dönemde en çok etkileyen örnek, Başbakan Erdoğan'ın kürtajla ilgili yorumu üzerine yetkililerin toplumda hiçbir tartışma olmadan hemen kanun hazırlığına başlamasıydı." Boğaziçi Üniversitesi'nde yapılacak Ermeni konferansının mahkeme kararıyla önlenmesi, verilen şaşırtıcı başka bir örnekti.
Türkiye'nin birçok alanda düne göre kat ettiği olumlu adımlar kuşkusuz takdir ediliyor ama görülen eksik ve yanlışlar da paylaşılıyordu. Türk dış politikasıyla ilgili panelde de Türkiye'nin Pakistan'dan Afrika'ya; medeniyetler ittifakı girişiminden Ortadoğu'ya geniş bir alanda izlediği pozitif politika alkışlanırken eksiklere de işaret edildi. Şahsen en çok dikkatimi çeken vurgulardan biri, dış siyasette 'Osmanlı' vurgusuna yapılan itirazdı. Hem Batılı hem Arap katılımcılar, iç siyasette faydalı bulunsa da bu temanın Türkiye dış siyasetine zarar verdiğini düşünüyordu. Dikkat çeken diğer nokta, Türkiye'nin kapasitesinin çok üstünde bir dil kullanıp beklentileri yükselttiği, bu yüzden Ortadoğu'da sıkıntı yaşayacağıydı. Suriyeli bir katılımcı, hem ülkesi için beklentilerin karşılanmaması hem de Osmanlı vurgusu yüzünden rahatsız olduğunu söylüyordu. Libya'da izlenen siyasete atıfla üzerinde durulan bir konu ise güçlendikçe Türkiye'nin de diğer güçler gibi ahlaki duruş ile çıkarları arasında daha fazla çelişki yaşayacağı idi.