Hayat akar
Günümüz insanı iki şeyden kaçıyor... Bunlar yaşlanmak ve ölüm duygusu... Çünkü dünyevileşme bütün insanların bedenlerini ve ruhlarını esir aldı. Bu insanlar dünyayı ebedi kalacakları bir güzergah olarak görüyor, yaşlanmayı ise kendileri için büyük bir kayıp olarak algılıyorlar. Zira yaşlılık bütün belirtileri ile ölümü ve dünyadan kopuşu çağrıştırıyor. Ancak bilimsel çalışmalara ve köklü araştırmalara karşın insanın biyolojik olarak yaşlanmasının önüne geçilemiyor. Neticede her canlı gibi bizler de doğumla ölüm arasında yer alan bir süreçten geçiyoruz...
Günümüz insanı iki şeyden kaçıyor... Bunlar yaşlanmak
ve ölüm duygusu... Çünkü dünyevileşme bütün insanların bedenlerini ve
ruhlarını esir aldı. Bu insanlar dünyayı ebedi kalacakları bir güzergah
olarak görüyor, yaşlanmayı ise kendileri için büyük bir kayıp olarak
algılıyorlar. Zira yaşlılık bütün belirtileri ile ölümü ve dünyadan
kopuşu çağrıştırıyor. Ancak bilimsel çalışmalara ve köklü araştırmalara
karşın insanın biyolojik olarak yaşlanmasının önüne geçilemiyor.
Neticede her canlı gibi bizler de doğumla ölüm arasında yer alan bir
süreçten geçiyoruz...
Yaşlılığın korkulacak bir süreç olarak görülmesinin en büyük nedeni
kaybetme korkusudur. Hayatı sadece bu dünya ile kaim gören insan, ölümle
birlikte her şeyini kaybedeceğini düşünür ve irkilir. Ona göre
çocukları, evi, makamı, çevresi ve sahip olduğu bütün maddi imkanları
ölümle birlikte elinden çıkıp kendisini terk edecektir. Evet bu doğru ve
bizler sahip olduğumuz emanetleri bırakıp dünyadan ayrılacağız... Ama
verilenin de alınanın da yaşanan imtihanın birer parçası olduğunu bilen
kişi için hiçbir şey kayıp değildir.
Ölüm ve yaşlanmaya karşı bir direnç oluşturmaya yeltenen insanlar bu
konuyu açmanızdan dahi rahatsız olurlar. Kimileri kendini tamamen
eğlenceye verir ve "bu dünyaya eğlenmeye geldim, istediğim her şeyi elde
etmeliyim, yiyip içip gezmeliyim" diye düşünür ve ölüm duygusunu aklına
dahi getirmek istemez. Kimileri de, zaten benim kalbim temiz, olur ya
ölüm gelir çatar, en iyisi Ramazan ayında orucumu tutayım, ayda birkaç
kez de türbe ziyareti yapayım kurtulurum" diye düşünür. Dünyaya niçin
geldiğini bilen ve sorumluluğun farkında olan kimse ise bu dünyanın
geçici olduğunu bilir ve Allah'ın rızasına uygun bir hayat yaşamak için
çaba sarf eder. Bu kişi için ölüm bir kavuşma anıdır, iyi ile kötünün
ayrıştığı bir süreçtir. Bu nedenle ölümü daha sık düşünür ve ölüm
sonrası için hazırlık yapar... Ölüm, hastalık, yoksulluk ve çile bu
dünyanın imtihanlarıdır ve ölümle birlikte bu dünyalı olan her şey son
bulacaktır. İnananların tek isteği ise Allah'ın rızasını kazanmaktır ve
bu onlar için en büyük nimettir...
Zaman akar. Su akar. Hayat akar. Gök akar yer akar.
Ve insanlar da bir hayat nehrine doğru yavaş yavaş akarlar. Zira
gençliğin de yaşlılığın da güzelliğin de hayatın da bir sonu vardır ve
biz istesek te istemesek te o sona doğru gideriz.
"Beni mezara koyunca 'elveda!' demeye kalkışma; Mezar cennet
topluluğunun perdesidir. Sana batmak görünür ama o doğmadır, parlamadır.
Mezar, hapis görünür ama o canın hapisten kurtuluşudur. Batmayı gördün
ya! Doğmayı da seyret. Güneş'le Ay'a batmaktan ne zarar gelir ki?.. Yere
hangi tohum ekildi de bitmedi, yeşermedi? Niçin insan tohumuna gelince
bitmeyecek, yetişmeyecek zannına kapılıyorsun?.. Ölümümüzden sonra
mezarımızı yerde arama, âriflerin gönüllerindedir mezarımız bizim"
(Mevlana)