Film değil gerçek
Yoldayız... Kendimi şehrin gürültüsüne ve insanların sahte bakışlarına kapatıyor, iç dünyamda bir yolculuğa çıkıyorum. Bu bazen gerekli olabiliyor....Çünkü bizler çoğu zaman dışarıya odaklanmaktan kendimizi göremez hale gelebiliyoruz....
Yoldayız... Kendimi şehrin
gürültüsüne ve insanların sahte bakışlarına kapatıyor, iç dünyamda bir
yolculuğa çıkıyorum. Bu bazen gerekli olabiliyor....Çünkü bizler çoğu
zaman dışarıya odaklanmaktan kendimizi göremez hale gelebiliyoruz....Yol
uzun ve yavaş yavaş ilerliyorum. Ancak tam da o sırada bir çığlıkla
irkiliyor ve koşturan insanların gözlerine bakıyor bir şeylerin yolunda
gitmediğini anlıyorum. Sonra yolun kıyısında iki adamın ellerindeki
bıçakla birbirlerine saldırdıklarını ve ağza alınmayacak küfürlerle
kavga ettiklerini görüyorum. Sonra küçük bir insan adası oluşuyor. Sırf
merak ettikleri için orada bulunanlar da var, olup bitenleri anlamaya
çalışanlar da...İnsanlar iki adamın vuruşmalarını bir komedi filmi
seyreder gibi izliyor ve adete keyif alıyorlar...Aralarından biri
ayırmaya çalışıyor ama yapamıyor, Sonra bir şekilde polisi arıyor. Polis
gelinceye kadar adamların kavgaları devam ediyor. Sonra nasıl olduysa
adamın biri aldığı bıçak darbesi ile yere yığılıyor. Diğeri ise savaşı
kazanmış bir zafer edasıyla sallanarak aşağı doğru kaçıyor.....insanlar
telaşla polisin gelmesini beklerken yanımdaki adama iki adamı birbirine
düşüren şeyin ne olduğunu soruyorum. Aldığım cevap ilginç. Adam "ne
olacak bacı otobüs beklerken sıra kavgası çıktı, bıçaklanan adam
diğerinin önüne mi geçmiş ne" diyor. Malum yaşadığımız şehirde bu tür
kavgalara sık sık rastlayabiliyoruz. Hastane sırası, ilaç sırası, ekmek
sırası... derken hayatınız bitiyor... En değerli vakitlerimizin sıra
kuyruklarında işgal edildiğini biliyorum da, "sıramı ihlal etti" diye
bir insanı bıçaklayan ve hem kendi hayatını hem de bu insanın hayatını
karartan bu adamın ruh halini anlamakta zorlanıyorum. Tamam bir anlık
öfke ile bıçağı çıkardın, adamı öldürdün ya da yaraladın sonra ne
olacak? Sen de belki uzun yıllar dört duvar arasında sıkışıp kalacaksın,
eşinden çocuğundan işinden ve çevrenden mahrum kalacaksın. Bütün
bunların da ötesinde alnındaki o kara leke ile yaşamak zorunda
kalacaksın....Bir de ahretini kaybedeceksin....Bütün bunları
düşündüğümde artık günümüz insanının üç önemli şeyi kaybettiğini
görüyorum:
1_İnsanlarımız kul hakkı konusundaki hassasiyetini kaybediyor
2_İnsanlarımız öfkenin sonucuna odaklanamıyor ve öfkeyi şiddete çevirdiğinde kendini güçlü hissediyor.
3_İnsanlarımız muhakeme gücünü yavaş yavaş yitiriyor.
Bilinen bir gerçektir , güçlü insan rakibini alt eden değildir, öfkesini
kontrol eden ve insanca bir davranış sergileyen kişidir...Bunu
unutmayalım...