Bu bir futbol yazısı değildir

Geçenlerde bir akşam büyük kulüplerimizden birinin maçını televizyondan izlerken dikkatimi çekti; kocaman saha doluydu dolmasına, ama izleyiciler kadınlarla çocuklardan oluşuyordu... Merakımı gideren açıklama biraz sonra anlatıcıdan geldi: Takıma birkaç maç seyircisiz oynama cezası verildiği içinmiş bu...

Geçenlerde bir akşam büyük kulüplerimizden birinin maçını televizyondan izlerken dikkatimi çekti; kocaman saha doluydu dolmasına, ama izleyiciler kadınlarla çocuklardan oluşuyordu... Merakımı gideren açıklama biraz sonra anlatıcıdan geldi: Takıma birkaç maç seyircisiz oynama cezası verildiği içinmiş bu...

Meraklıyım ya, yine dört büyüklerden birinin maçında bu defa kulüp başkanının seyirciler arasında yer almadığını fark ettim. Meğer sahaya girememe cezasına çarptırılmış... İkinci başkan da cezalı olduğu için kulüp adına yönetim kurulu üyelerinden biri oturuyormuş tribünlerde...

İzlediğim bir maçta, bu yılın iddialı takımlarından birinde oynama şansı yakalamış bir oyuncu, uluslararası karşılaşmalarda da görevlendirilen hakeme önce küfür etti, sonra da yakasına sarıldı; davranışından ötürü galiba on maç men cezası almış...

Saha kenarı yerine tribünden takımını yönlendirmek zorunda kalmış cezalı teknik direktörler de var.

Bir büyük kulübümüzün başkanı da, tribünlerden yükselen toplu itirazlara mikrofonu eline alarak mukabele etti; bunun suç olduğunu bilerek... Onun da para cezasına çarptırıldığını öğrendim.

Muhasebemde eksik olmasınlar diye hakemlerimizin siciline de göz attım; durumları iyi değil. Ceza sahası içerisinde kendisini yere atan futbolcunun kazandırdığı penaltıyla gelen gol yüzünden lekelenmişti izlediğim bir derbi maçı; yan hakemlerden birine ceza verilmiş...

Tuttuğum takımınki de dahil birkaç uluslararası karşılaşma vardı bu hafta; hiçbirini izlemedim. İzlemek içimden gelmedi.

Futbol bir spor; sportmence yapılması gerekiyor. Kuralları var ve kurallarına herkesin uyması bekleniyor. Kuralları çiğneyenler için ceza öngörülmüş öngörülmesine, ama beklenen, karşılaşmaların cezaya mahal kalmadan başlayıp bitmesi...

Maalesef bizde cezasız maç yok. Şike gibi büyük bir ayıbı bile sumen-altı etme çabasına girişilen bir ülke burası.

Ne kadar yazık.

Yazının başından beri futboldan bahsediyorum, ama muradım emin olun futbol değil. Dert ettiğim konu, futbola da yansıyan kural-tanımazlığımız... Kuralların çiğnenebileceğine, etrafından dolanarak üstesinden gelineceğine, yakalanırsak inkâr yoluyla kurtulabileceğimize inanıyoruz; cezalandırıldığımızda ‘kahraman’ muamelesi görmeyi bekleyerek...

Derbi maçında hakemleri aldatmak için kendini yere atan veya kırmızı kart göreceğini bile bile hakemin boğazına sarılan oyuncuları kendi kulüplerinden kınayan çıktıysa ben duymadım. Cezalı kulüp başkanlarıyla teknik direktörleri de bağırlarına basıyor kulüpler ve taraftarlar...

Siyasette durum farklı mı peki? Sporda olmayan sportmenliğin siyasette olmasını bekleyemeyiz. Nitekim, orada da, bile bile yanıltıcı propaganda yapanlar, rakibini zora sokmak için yalana-dolana başvuranlar, gerçekleri ters-yüz edenler, geçmişte kazandığı kredileri bir hiç uğruna cömertçe harcayanlar çıkabiliyor.

Kuralları kendileri koyuyor siyasiler, kendi koydukları kurallara kendileri uymuyor...

Futbolda cezayı bu amaçla oluşturulmuş kurullar kesiyor; siyasette ise durum farklı, ceza için sandığın ortaya konması gerekiyor. Halkın hakemliğinde yapılan bir maç çünkü siyaset ve orada hakemi aldatmak futboldakinden daha zor...

Maça gitmemek, TV’de izlememek mümkün futbolda seviye düştüğünde; aynı kolaylık siyasette yok. İyi ki yok.