Bize ne oldu?
Duyarsızlaşma, kişinin gün içinde karşılaştığı uyarıcılara karşı tepkisini kaybetmesidir. Bu bir yerde ruhsal ve algısal mekanizmanın direncini yitirmesi ve acıyı kabullenmesidir. Mesela sürekli dayak yiyen bir çocuk, bir süre sonra duyarsızlaşır ve tepki veremez hale gelir.
Duyarsızlaşma, kişinin gün içinde karşılaştığı
uyarıcılara karşı tepkisini kaybetmesidir. Bu bir yerde ruhsal ve
algısal mekanizmanın direncini yitirmesi ve acıyı kabullenmesidir.
Mesela sürekli dayak yiyen bir çocuk, bir süre sonra duyarsızlaşır ve
tepki veremez hale gelir. İster kişisel olsun ister toplumsal olsun
kişinin duyarlılığını kaybetmesi bir sorundur... Zira Allah insanı
iyiliği emredip kötülüğü ortadan kaldırmakla sorumlu tutmuştur....
Geçtiğimiz günlerde şahit olduğum bir olay bana toplum olarak ne kadar
duyarsızlaştığımızı düşündürdü: Yolun kıyısında baygın vaziyette yatan
bir adam vardı. Ve adamın hemen yanından geçip giden insanlar, ona
bakıyor sonra da hiçbir şey yokmuş gibi yollarına devam ediyorlardı. Hiç
kimse yerdeki adamı kaldırıp doktora götürmeyi ya da yardımcı olmayı
aklına dahi getirmiyordu. Neyse ki, uzunca bir süre sonra biri
telefonunu çıkardı ve yardım istedi. Ama beklenen yardımın gelmesi bir
saati bulmuştu. İnsan olan, vicdan taşıyan her kişi fıtri olarak
duyarlıdır fakat sürekli uyarıların verilmesi, medyanın dramatik
haberleri sıradan bir olay gibi aktarması, insanlarımızın bireysel
mahzenlere çekilmeleri ve insan ilişkilerinin gittikçe zayıflaması ne
yazık ki bizleri donuk birer robota dönüştürüyor. Karanlık bir tünelde
yürüyor ve adeta başkalarının yaşadığı acılara ulaşamıyor ve el
uzatamıyoruz. Çünkü insani reflekslerimiz gittikçe zayıflıyor.
İnsanlar görme, işitme ve hissetme hassasiyetlerini kaybediyorlar. Aksi
taktirde hassasiyet sahibi insan, etrafından olup bitenlere kayıtsız
kalamaz, kötülük kime gelirse gelsin vicdani duyarlılığını ortaya koyar
ve el uzatır. El uzatmak Müslüman toplumların bilinen
özelliklerindendir. Onlar insanların acılarını dindirmenin, maddi manevi
yardımlaşmanın bir erdem olduğuna inanırlar. O yüzden bu insanların
vicdanları ve bilinçleri uyanıktır.
Duyarsızlaşma, kör ve sağırlığa neden oluyor. Duyarsızlaşan insan
başkalarının acısını hissetmiyor, gözyaşına merhem olmuyor ve imdat
çığlıklarını duyamıyor. Vicdanları çölleşen bu insanlar Allahın arzında
geziyor fakat gittikleri yolun nereye çıktığını, gelecekte kendilerini
nelerin beklediğini hiç akıllarına dahi getiremiyorlar.
Duyarlılığını yitiren insan, ne göz yaşını ne de yardım çığlıklarını
işitebiliyor. Bu insan maddi olarak gören göze işiten kulağa sahip olsa
da ne işe yarar. Çünkü manen körleşmek ve insan olarak duyarsızlaşmak en
büyük hastalıktır ve bu hastalığa tutulanların durumu içler acısıdır.