Başbakan sertleşmekte haklı mı?
Afyon'dan gelen haber, yüreğimizdeki aynı yarayı kanattı. Şehit olanlar bu vatanın evlatları.
Afyon'dan gelen haber, yüreğimizdeki aynı yarayı kanattı. Şehit olanlar bu vatanın evlatları.
Bizim evladımız, kardeşimiz, yakınlarımız. Cenab-ı Allah rahmetini esirgemeyecektir. Geride kalanlara, hepimize sabretmek düşüyor. Sabır taşı çatlayacak ama biz dayanacağız. İçimiz yanacak, dışımız serin duracak.
Öyleyse hükümette görülen sertleşme neyin eseri? Başbakan'ın sabrı tükendi mi? Önce Erdoğan'ın tavrında, tutumunda bir sertleşme olduğu doğru mu? "Öfke bir hitabet biçimidir" diyen bir liderin, arkasındaki strateji hesaplanmamış bir sertleşme içine girmesi beklenemez. "BDP'lilere dokunmak" konusunda, son günlerdeki çıkışları bir sertleşme işareti. Peki bir hesaba dayanıyor mu? Daha ötesi haklı mı?
Siyasette sertleşme, çözüm için esnek tavırların, müzakerenin, iletişim kanallarının ortadan kalkması demek. Daha önce müsamaha gösterdiğiniz sivrilikler artık her yere batmaya başlar. Hukuku, lafzî ve formel haliyle işletmeye başlarsınız.
Hükümetin terör konusunda benimsediği sertliğin ölçüsünü belirleyen doğrudan PKK. Siyaseti bir imkân sanatı olarak düşünürseniz, PKK hükümetin önüne sertleşebileceği bir alan açıyor. Vuruyor, kırıyor, kan döküyor; hükümeti kendisine karşı sertleşmeye mecbur ediyor. Hükümet PKK'ya karşı sertleşince, PKK ile aynı fotoğraf karesi içinde yer alanlar da hissesine düşeni alıyor. BDP'lilerin bayramlaşma fotoğrafı, terörün nispeten hissedilmediği bir dönemde çekilseydi, arkasından Gaziantep katliamı gibi bir vahşet gelmeseydi AK Parti, MHP ile uzlaşarak BDP'lilerin dokunulmazlıklarını gündeme getirir miydi?
Bütün siyasî sistemlerin, iktidarların dayandığı en temel prensip meşruiyettir. Meşruiyetini kaybeden siyasî sistem işlemez. Meşruiyetini kaybeden siyasî iktidar devam edemez. Alıp Suriye'ye bakın: İç savaşın asıl sebebi hem sistemin hem de iktidarın meşruiyetini kaybetmesi değil mi? Meşruiyet, zor, girift ve anlaşılmaz bir kavram değil. En basit anlamıyla meşruiyet, iktidarın halkın rızasına dayanmasıdır. Eğer iktidar asıl gücünü, halktan aldığı rızaya dayandırıyorsa meşrudur. Siyasî sistem, yani iktidarın gelişi ve gidişiyle ilgili kurallar, gücün kullanımıyla ilgili prensipler halkın rızasına dayanıyorsa o ülkede sistem sorunu yaşanmaz, siyasî istikrar sürekli hale gelir.
O zaman soruyu şu şekilde sormak lâzım: İktidarın terör konusunda sertleşmesi ve BDP'lilerin dokunulmazlıklarını gündeme getirmesi meşrû mu?
Hükümeti güvenlikçi politikalara sarılmakla ve 90'lı yıllara geri dönmekle suçlayanlar, tarihin hiçbir zaman aynen tekrarlanamayacağını dikkate almalı. AK Parti hükümeti açılımlar gerçekleştirdi, TRT 6'yı açtı, asimilasyon politikalarını sistematik olarak reddetti ve sona erdirdi. Kısaca AK Parti hükümeti eliyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Kürt sorunu ile terör sorununu bıçakla keser gibi birbirinden ayırdı. Bu ayırımı ısrarla ve başarıyla sürdürüyor. Beytüşşebap'ta askerî aracın üzerine asılan PKK bayrağı artık sivillerin kanının dökülmesine yol açmıyor. Demek ki kararlı ve soğukkanlı bir dikkat var. Daha ötesi dokuz yıl önce Sezer'in veto ettiği yerel yönetimler reformu tekrar Meclis'in gündemine alınıyor. Hükümet terörle kararlı mücadelesini sürdürürken Kürt sorunu konusunda yalpalamıyor.
Aynı meşruiyet ölçüsünü PKK için sorgulayalım. PKK'nın son günlerde tırmandırdığı savaşın, döktüğü kanın kendisine sempati duyan kitleler nezdinde meşruiyeti var mı? Marjinal bir azınlık dışında verilen halk desteği hiçbir zaman sınırsız değildir. PKK, desteğini aldığı kitlelerle hiçbir alâkası olmayan bir savaş yürütüyor. Başkaları adına ve başkalarının siyasî amaçları için. Öbür tarafta Kürt sorunu ile terör sorununu bıçakla kesilmiş gibi birbirinden ayıran bir devlet duruyor. BDP, hükümetin bıçakla kestiği iki sorundan hangi tarafta kaldı? Terör sorunu içinde mi? Kürt sorunu içinde mi? BDP'den son zamanlarda Kürt sorununa dair tek bir lâf duyan var mı?
PKK'nın başkaları adına yürüttüğü "halksız halk savaşı"nın arkasında bir askerî strateji var; ama siyasî bir strateji yok. Bu askerî strateji BDP'lileri bu vahşi askerî aparatın basit sözcüleri durumuna düşürüyor. BDP'lilerin terör sorunu ile bağlarını kopartarak, Kürt sorunu için hızla taraf haline gelmeleri lâzım. Bunu gerçekleştiremediği sürece hükümet sertleşmekte haklı olacak. Bu sefer meşruiyet sorunu yaşayan hükümet değil BDP.