Balyoz'da kısa kararın ardından -2

5- Teşebbüs söz konusuysa darbeye teşebbüsün icra hareketleri var mı ki mahkeme ceza veriyor? Sadece darbeye hazırlık düşüncesi söz konusu değil mi?

5- Teşebbüs söz konusuysa darbeye teşebbüsün icra hareketleri var mı ki mahkeme ceza veriyor? Sadece darbeye hazırlık düşüncesi söz konusu değil mi?

Eski TCK.147'de suçun adı nedir?

"İcra Vekilleri Heyeti'ni cebren ıskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları teşvik eyleyenler..."
Yani işin bir de teşvik boyutu var.

Eski TCK. 61'e istinaden mahkeme bu suça eksik teşebbüsten ceza tertip etti.

Suçun hazırlık hareketlerinden çıkıp icra hareketlerine geçtiğini gösteren deliller, bizzat Balyoz Güvenlik Harekât Planı içinde yer alıyor.

"...Hazırlıklar kapsamında: (I) Şekillendirme safhası için istihbarat toplama ve ilgili irticai, bölücü ve yıkıcı gruplara eleman sızdırma çalışmaları icra edilecek."

5 aşamalı darbe planının 1. aşaması istihbarat faaliyetleriydi.

İstihbarat faaliyeti (fişlemeler) yapılmış mı?

Balyozcular'ın askeri personel dahil sivillere/siyasilere yönelik yoğun fişlemeleri dosya eklerinde mevcut.

Ayrıca sınırlı sayıda seçilmiş personelin görevlendirmeleri yapılmıştır.

Plan seminerlerinde senaryo kullanılmadığı halde, senaryo kullanılarak darbe toplantısı yapılmıştır.

Kanuna göre icra hareketleri ve darbenin 1. aşaması başlamıştır.

Yani Balyoz Harekât Planı'nın hazırlık aşaması çoktan geride kalmış, plan icraya konulmuştur.

Lakin Balyozcular'ın elinde olmayan sebeplerle darbe tamamlanamamıştır.

6- Mahkeme suç için öngörülen cezanın alt sınırından neden ayrıldı? Neden 15 yıl değil de 16, 18 ve 20 yıl?

Kanun 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezasına işaret ediyor. (Eski TCK. 61/1)

Görülüyor ki mahkeme, suçtaki konumlarına, yönlendiriciliğine ve etkinliğine göre özellikle Çetin Doğan, Özden Örnek ve İbrahim Fırtına'ya 20 yıl vererek, kanunda öngörülen cezanın üst sınırını uygulamış.

Mahkeme, kanunda öngörülen cezanın alt sınırıyla üst sınırı arasında suçun işleniş şeklindeki özellikler, sanığın suçtaki bireysel rolü, suçun topluma vereceği zarar ve vahamet seviyesi gibi hukuki gerekçelerle alt ceza sınırından ayrılabilir.

Yani "takdiren ve teşdiden" diyerek kanunun kendisine takdir hakkı tanıdığı limitlerde cezayı üst sınıra çekebilir.

Veya bir miktar artırabilir.

Önemli olan mahkemenin isabetli bir gerekçeyle cezayı şiddetlendirmesidir.

Cezaların şahsiliği ilkesine aykırı bir durum yok mahkemenin ceza verirken alt sınırdan ayrılmasında.

Sanık avukatlarının, İstanbul Barosu'nun mahkemeye yönelik hukuksuz ve tezyif edici tavırları sanıklar tarafından zaten desteklenmiş, kendi tavırları olarak kabul edilmiştir.

Cezanın şiddetlendirme sebepleri karar gerekçesinde açıklanacaktır ve kuşkusuz Yargıtay'ca isabetli olup olmadığı değerlendirilecektir.

Özellikle lehe kanun sayılan ve teşebbüsü düzenleyen yeni TCK. 35'e göre bu suça teşebbüsün alt sınırı 13 yıldan başlamaktadır.

Ama mahkeme teşebbüs açısından 15 yıldan başlayan eski TCK. 61/1'i tercih etmiştir.

Bu hususun Yargıtay'ca nasıl değerlendirileceği önem arz ediyor.

7- Mahkeme kendi inisiyatifinde olan altıda bir ceza indirimini (takdiri indirim sebebi) neden uygulamadı?

Her daim mahkemeyi tahkir, tezyif ve tehdit eden sanıklar ve sanık avukatları varken hiçbir mahkeme "duruşmadaki iyi hal ve tavırları, sosyal hayattaki ilişkileri ve hareketleri" gibi sebeplerle ceza indirimine gitmez.

Bu indirim 20 yıllık bir cezada 3 yıl 4 ay eder.

Bu noktada sanık avukatlarının hukuki argümanlarla hukuk yollarını işletmek yerine, hiçbir hukuk sisteminde savunma olarak kabul edilemeyecek slogan ve miting ruhuyla mahkemeyi kilitlemeye çalışmaları, müvekkillerine büyük zarar vermiştir.

Karar gerekçesinde mutlaka bunları göreceksiniz.

Sanıklara zarar veren bir aktör de hiçbir yetkisi olmadığı halde adil yargılamayı hukuksuz bir şekilde etki ve baskı altına almaya çalışan İstanbul Barosu'dur.

Lakin mahkemenin şahsıyla uğraşmayıp, hukuki savunmalarını ortaya koyan bir kısım sanıklara mahkemenin ceza indirimi yaptığı ve cezalarını takdiri indirimle 15 yılın altına düşürdüğü görülüyor. (Eski TCK 59)

8- Savunma hakkı kısıtlandı mı?

Sanık avukatlarına ve sanıklara mahkemeye hakaret, tehdit ve tezyif yöneltme özgürlüğü bile tanındı.

Hiçbir hukuk devletinde sanık avukatlarına mahkemeyi kilitlemek ve duruşmaları boykot etmek gibi bir savunma materyali tanınmamıştır.

Sanık avukatları yaklaşık 2 ay duruşmaları boykot eylemi yaptı.

Böyle bir savunma yolu ceza usulümüzde yok.

Olsaydı bunun için hukuk fakültesi bitirmeye gerek kalmazdı.

Savunma, sokak tavrı veya miting edasına değil, hukuken geçerli argüman ve dinamiklere dayanır.

Talepleri mahkemece reddedilirse, alternatif kanuni kanalları dener.

Veya kanun yollarını bekler.

Usul veya esasta bir hata varsa, eğer sanık avukatlarının ileri sürdüğü dijital çelişkiler mevcutsa ve karara etkiliyse, kuşkusuz Yargıtay bunu değerlendirecektir.

Yanlış veya doğru olsun, Balyoz kararıyla görüldüğü gibi toplumda ve medyada darbeci damarın hâlâ diri ve etkili olduğunu görüyor musunuz?