Azzam'dan Aşkar'a
Arap basını, Ramazan'ın son on günü içinde (22 Ramazan) Cuma'ya rastlayan günde ulemadan Ömer Süleyman Aşkar'ın vefatını duyurdu.
Arap basını, Ramazan'ın son on günü içinde (22 Ramazan) Cuma'ya rastlayan günde ulemadan Ömer Süleyman Aşkar'ın vefatını duyurdu. Son yıllarda bazı kitaplarını tetkik etmiş ve ismine aşina olmuştum. Vefat ettiğinde bu aşinalık derinleşti. İsmini sık duyduğum âlimlerden birisiydi. Kıymetini ve değerini ifade etmek için iki hususa işaret etmek kâfi. Bunlardan birisi, Hamas'ın kurucularından olmasıdır. İkincisi ise yine kendisi gibi bir Filistinli olan ve Hamas'ın kuruluşunda etkin olan Afgan cihadının unutulmaz ve efsanevi siması rahmetli Abdullah Azzam'ın arkadaşlarından olmasıdır. Bu iki özelliği bile onu tanımlamaya yeter. Türk okurun kendisini pek tanıdığını söyleyemem. Bununla birlikte, 1988 yılında Hukukun Kaynağı isimli eseri İbrahim Doğu tarafından Türkçeye çevrilmiş ve Akabe Yayınları tarafından neşredilmiştir. Hukukun Kaynağı isimli eserden başka Türkçeye çevrilen bir esere rastlamıyoruz. O dönemlerde Arap dünyasından seri tercümeler yapılıyordu. Bununla birlikte süreklilik temin edilemedi ve özellikle de 28 Şubat süreci İslami camiayı darmadağın etti ve fikri bağlantılarını kesti. Fikri ve fiziki bir kopukluk yaşandı. Kendimize yabancılaştık. Abdullah Azzam gibi Aşkar'ın da Filistinli olduğunu biliyoruz.
1940 tarihinde Filistin'in Nablus kentine bağlı Barka köyünde dünyaya geliyor. Hazreti İbrahim'in izinden giderek 16 yaşında Hicaz'a vasıl oluyor. Liseyi Medine-i Münevvere'de ikmal ediyor ve ardından Medine İslam Üniversitesi mezunları arasına giriyor. Hayatı Suudi Arabistan, Kuveyt, Kahire ve Amman menzilleri, eksenleri ve durakları arasında geçiyor. 1966 yılında Kuveyt'e intikal ediyor ve burada vaaz ve imamet görevinde bulunuyor. Master ve doktorasını Ezher'de tamamlıyor. 40 yaşında iken 1980 yılında 'Niyyat ve Mekasidu'l Mükekkefin' Niyetler ve Mükelleflerin Maksatları başlıklı teziyle doktorasını alıyor.
İlgilendiği konu hayatın özünü ve özetini temsil ediyor. Zira onu tanıyanlar kendisini ihlas abidesi olarak tanımlıyorlar. Hayatının anlamını doktora tezi olarak sunuyor. Abdullah Azzam gibi kendisini İslami hizmete adıyor ve vakfediyor. Sırf Filistin'e yakın olmak için dünyada son ikamet durağı olarak kendisine Amman'ı ve Ürdün'ü seçiyor. 1990 yılında çok sevildiği Kuveyt'i terk ederek Amman'a yerleşiyor. Şeriat Fakültesi hocaları arasına giriyor. Ardından Zerka Şeriat Fakültesi dekanı oluyor. Ömer Süleyman Aşkar aynen Musa Aleyhisselam gibi vefatından önce Filistin'e yakın olmak istiyor. Hazreti İbrahim gibi Hicaz'a gidiyor. Hazreti Musa gibi Filistin'e yakın olmak üzere Ürdün'e yerleşiyor.
Müjdeleri: 1979 yılından itibaren arza muhakkak İslam hükmedecek ve İslam hâkim olacak diye müjdeler veriyor. 1400 hicri yılın başında yani 1979 yılında Sudanlı Muhammed Ebu'l Kasım Hac Muhammed de aynı müjdeyi veriyor.
Bir diğer müjdesi de Filistin'le alakalı: İsrail'in varlığı geçici, tarihin parantezlerinden birisi ve yakında bu parantez kapanacak.
Ulemanın rolüyle ilgili de önemli şeyler söylüyor. Tevcih ve yönlendirmenin dışında ulemanın siyasete mesafeli durması gerektiğini ve doğrudan siyasetle iştigal etmemesi gerektiğini savunuyor. Bununla birlikte siyasetin ulemaya haram olmadığını da söylüyor.
Ulema yönlendirme dışında doğrudan siyasete mesafeli olacak lakin siyasetle iştigali haram değil. Baştan beri İran devrimine karşı olumsuz bakıyor ve talebelerini ve sevenlerini bu konuda uyarmaktan kendini alamıyor ve İran devrimine karşı ihtiyatlı ve dikkatli olmalarını tavsiye ediyor (El Alimer Rabbani el İmam es sika Ömer Bin Abdulaziz Süleyman Aşkar, Şadi Vahid Kutne, Assabeel.net, 24 Ağustos 2012). "Âlimin ölümü âlemin ölümüdür" denmiştir. Araplar da 'âlimin ölümüyle bir gedik açılır bir daha kapanmaz' diyorlar. Kitap kitabın yerini tutmadığı gibi âlim de diğer âlimin yerini tutmaz veya doldurmaz. Hepsi kendi başına benzeri olmayan bir dünyadır. Allah cümlesine rahmet etsin.