Atatürk ilkeleri ve inkılapları dersi her zaman var mıydı?
Tabiî, işleri ellerinden alınıyor diye inkılap tarihçileri ayakta. Bir hoca bu dersi, "12 Eylül'den önce de vardı" diye savunuyor.
Tabiî, işleri ellerinden alınıyor diye inkılap tarihçileri ayakta. Bir hoca bu dersi, "12 Eylül'den önce de vardı" diye savunuyor.
Niye? 12 Eylül darbesi ile arasındaki bağ ortadan kaldırılırsa ve mevcudiyeti Atatürk'ün kutsal hatırasına raptedilirse bu ders devam eder. Ancak söylenen doğru değil. Bu ders özellikle içeriği ile 12 Eylül'den sonra geldi.
Mülkiye'de Taner Timur'dan aldığımız bir "Devrim Tarihi" dersi vardı. Hoca'nın aynı isimdeki küçük boy bir kitabını takip ederdik. Kitabın epigrafında, bugün bile ezberimde duran bir dörtlük yer alıyordu: "Eğeri kaltak Osmanlı/ Şalvarı şaltak Osmanlı/ Ekende yok, biçende yok/ Yemeğe ortak Osmanlı". Dersin içeriği, "devrim" lafzına uygun olarak sol-sosyalist ideolojiye uygundu; yani tarihi bir sınıf mücadelesi olarak görüyordu. O dönemde Marksist teorinin sorunları etrafında dönen tarihçilik modaydı. Osmanlı feodal miydi, 'Asya Tipi Üretim Tarzı'na mı sahipti, yoksa Doğu despotizmini mi temsil ediyordu? Dönem Doğan Avcıoğlu'nun "Türkiye'nin Düzeni"nin moda olduğu ve 68 Kuşağı'nın Millî Demokratik Devrim, yani "askerle işbirliği yapan ilerici aydınlar"ın eseri Baas modelinde bir devrim peşinden gittiği bir devreydi. "Devrim Tarihi" dersi, bu tartışmaların ana mevzilerinden biri idi. O dönemde YÖK düzeni olmadığı için fakülte ve bölümler müfredatlarını belirlemekte muhtardı. Hukuk gibi yakın müfredat takip edenlerde sadece bir dönem, bazılarında son sınıflarda "İnkılap tarihi" adıyla ortak bir ders olarak bulunurdu; çoğu fakülte ve bölümde bu ders yoktu.
12 Eylül darbesi, Evren'in o günlerde sıkça ifade ettiği mantığa göre "gençliği ideolojik çatışmalardan kurtarmak" için mevcutlara alternatif, yüzde yüz yerli bir ideoloji üretti. Bugünkü içeriğin kaynağını araştıranlar Atatürkçülüğün 12 Eylül darbesinin icadı olduğunu üstünkörü bir araştırma ile öğrenebilirler. Ne tesadüf! Gazi Üniversitesi'nde ilk defa asistanlığa başladığımda, bölümümüzün yaşlı hocası Profesör Hamza Eroğlu'nun bu işin bir numaralı mucidi ve müellifi olduğunu öğrenmiştim. YÖK düzeninden önce "üniversite"lerin yanında "akademi" vardı. Üniversiteler butik imalathaneler gibi bilim üretirken akademiler kitlesel mantıkla yüksekokul mezunları yetiştirirdi. Mülkiye'deki hocalarımız akademi mensuplarından söz açılınca çoğu doktorasız bu hocaları "akademi profesörü" diye küçümserlerdi. Hamza Eroğlu'nu ve diğer akademi profesörlerini yakından tanıyınca yüzde yüz haklı olduklarını anlamıştım.
12 Eylül darbesinden sonra üniversitelerde "Atatürkçülük" bilimsel kifayetsizliği örten saldırgan bir maskeye dönüştü. Hamza Eroğlu gibi, kendi alanında yetersiz ve tek düzgün cümle edemeyen adamlar Atatürkçülük adıyla çoğalan birbirinin kopyası akla zarar neşriyata hayat verdiler. Gerçekten bilimle ilgilenenler için bu dönemde en temel kıstaslardan biri, Atatürkçü olduğunu söyleyen akademisyeni ciddiye almamaktı. Darbeciler kaliteli olanla olmayanı birbirinden ayırt edemediği için, darbe sonrası icat edilen Atatürkçülük dersi ve merkezleri üniversitelerde bilimsel atmosferi kokutan ve içine girilmez hale getiren bir mezbelelik haline geldi. Üniversitelerde bugün bile Atatürkçü lafzı, "kendi alanında yetersiz" anlamına gelir.
Atatürk ilke ve inkılapları dersinin ne Atatürk'le ne de Cumhuriyet'in değerleriyle bir ilişkisi yok. Bu dersin tek anlamı, KPSS'de çıkan sorulardan ibaret. Devlet sınav yapıyor ve siz bu saçmalıkları iş-güç sahibi olmak için bilmek zorundasınız. Sorulan sorulara, öğretilen şeylere bakın: Bir ülke eğitim sistemi ile kendi vatandaşını, böylesine akıl ve mantık ölçülerine aykırı saçmalıkları öğrenmeye niçin mecbur bırakır?
12 Eylül darbesi kendi ideolojisini icat etti. Bugün şu soruyu soralım: Bu ideolojinin bugün işe yaradığı, sadre şifa olduğu bir mesele var mı? Kürt sorunu başta olmak üzere, demokratikleşmeyi, Türkiye'nin bölgesel çabalarını ve Türkiye'de 75 milyonun birlikte yaşama iradesini Atatürk ilke ve inkılapları derslerinde tekrarlanan basma kalıp saçmalıklara göre yorumlamayı deneyin. Bu karşılaştırmayı yaptığınız zaman ne kadar çağdışı ve ilkel bir öğretiyi üniversitelerde gençlere ezberletmek için uğraştığınızı açıkça görebilirsiniz. Alın bir inkılap tarihi ders kitabını, bir iki paragraf okuyun!
Bir ülke kendi gençlerine bu zulmü yapmamalı. Bu dersler acilen kaldırılmalı. Üniversiteler gerçek bilim yolunda bu yüklerden kurtulmalı.