Ah Vali Erol Çakır ah!
Hay Allah! Nasıl da unutmuşum. O günlerde bu tür olayların bini bir para idi. Gün gelecek, ben unutmadan, onlar da inkar etmeden hesap verecekler! "Kul hakkı" neymiş öğrenecekler, ama çok geç olacak! Ne demişler: "Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste!" Ah Vali Çakır ah!
Hay Allah! Nasıl da unutmuşum. O günlerde bu tür
olayların bini bir para idi. Gün gelecek, ben unutmadan, onlar
da inkar etmeden hesap verecekler! "Kul hakkı" neymiş
öğrenecekler, ama çok geç olacak! Ne demişler: "Alma mazlumun
ahını, çıkar aheste aheste!" Ah Vali Çakır ah!
Ben onların gözünde "şamar oğlanı idim." Benim üzerimden
"aleme ibret" olacak işler yapıyorlardı. "Kızım sana
söylüyorum, gelinim sen dinle" kabilinden!
Erol Çakır, hakkımda suç duyurusunda bulunmuştu o günlerde.
Zaten Çevik Bir hergün bir dava açıyor, savcılara arkası
arkasına "Dava açıldı mı" diye yazı göneriyor, her
duruşmadan sonra bilgi istiyor, falan filan..
Zaten basında "emir bekleyen", "tetikçi" bir sürü gazeteci
var.. Onlar da efendilerinin gözüne girmek, bir "aferin" almak
için "vur diyince öldür"meye hazır tipler. 25 tutuklanacak
gazeteci, 137 işbirlikçi gazeteci adı var listede..
Hakkımda andıç yayınlanmış, "Bu adamı televizyonlara
çıkartmayın" diye. "Adam irticanın propogandasını yapıyor.
Ya çıkartmayın ya da karşısına adam gibi birini çıkartın,
ekranda rezil etsin, söylediğine pişman edin bu adamı" diyor
adam açık açık..
Ekranda ne söylesem dava açmaya başladılar. Aynı şeyi
yazıyorum, dava açmıyorlar, ama ekranda söyleyince dava
açıyorlar. Kemalizm kitabının video okuması da öyle. Yayın
kuruluşu, sorumlu müdürler de sanık olmaya başlayınca,
davet almamaya başladım. Program yapımcılarına vatandaş
soruyor, "Dilipak'ı niye çağırmıyorsunuz?" diye. Onlar da
"Çok sert, köşeli konuşuyor. Zor zamandan geçiyoruz" falan
filan bir şeyler söylüyorlardı..
Gazete patronları üzerinden mi, yoksa doğrudan mı, dolaylı
şekilde mi, mesela Ali Kırca birden kesti. Sadece o değil.
Birand arada bir çağırdı ama o da kesti.. Daha bir çok kişi aynı
baskılara maruz kalmış olsa gerek, zamanla hepsi kestiler..
Bizimkiler de "Çok meşgul, çıkmak istemiyor, çok fazla
davası var" falan filan dediler..
Vali Erol Çakır'la bir anım var ki, kargalar güler.. Komisyonda
aklıma gelse anlatırdım, ama hangisini aklında tutacaksın
ki!
O günlerde çocuklarımın okulunda başına gelenler bile vicdanları sızlatmaya yeter..
Dünya Sigarasız Günü'nde bir yazmıştım. Yazının mahiyeti
"Sigara sağlığa zararlıdır. Bugün sigara içmeyin. Sigara
parasını Mazlumder ve İHH gibi, insan hakları kuruluşları
ve insani yardım kuruluşlarına verin de bir işe yarasın"
gibi bir şey.. İnsan hakları derneklerine para yardımı
yapılmadığından şikayet ediyorum bu arada.
Bir gün sonra Mazlumder ve İHH'nın banka hesaplarına el kondu.
Hesapları bloke edildi. Ardından hakkımda dava açıldı.
Sebep? "İzinsiz yardım toplama kampanyası düzenlemek.." Blokajı çözmek uzun bir zaman aldı..
Zaten bu olaylar yaşanınca, hemen yeni bir yazı daha yazdım,
"Bugün sigara içmeyin ey Atatürkçüler, parasını Çağdaş
Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düşünce Derneği'ne
verin" dedim. Ama ne bu örgütlerin hesabına el kondu ve ne de
benim hakkımda dava açıldı..
Erol Çakır bu olayı hatırlayacaktır. Çünkü o zaman "muhbir"
de, "infaz memuru" da kendisi idi. O zaman kendine bu emir
verenlerle, emekli olduktan sonra birlikte "iş tuttu." Bugün
eğer dün olanlardan pişmanlık duyuyorsa, ne âlâ! O gün bunları
da yaşadı bu ülke..
Başörtüsü zulmü, kurban derisi zulmü. Akıllarına geleni uyguladılar..
Özel emirle olacak, sıradan bir tebligat için bile, gece
yarısının geçmesi bekleniyordu.. Kapıya yarım düzine
polis geliyor, bütün apartman ayağa kalkıyor, sokaktakiler
ve evinde oturan insanlar "Ne oluyor" diye pencereye
konuşuyor. Herkes penceresine Atatürk resmi ve Türk bayrağı
asıyor.. Herifler bundan zevk alıyorlar sanki!
Geçen gün Haber A'da, Darbeleri Araştırma Komisyonu'nun 28
Şubat'ı soruşturan komisyonunun başkanı Yaşar Karayel ile
konuşuyorduk da, onun ısrarla söylediği bir şey var. "Bu
komisyon çalışmalarının en temel başarısı, toplumsal
hafızanın canlanması ve bundan darbelere karşı bir bilinç
oluşması olacak. Gerisi savcıların, mahkemenin işi.."
diyor..
Çakır'ın komisyondaki ifadelerinden pişmanlık duyup
duymadığını pek anlayamadım.. Olanları sanki normal, vaka-i
adiyeden bir olaymış gibi anlatıyor.. "Askerlerin
İstanbul'daki tüm İmam Hatip okullarındaki kız öğrencilerin
fotoğraflarını çekerek, İl Emniyet Komisyonu
toplantısında sunum yaptıklarını" söyledi. Eski vali, "Biz
de talimatları uyguladık ve müdahale ettik. Kızların yüzde
92'si büyük bir memnuniyetle başlarını açtılar. Yüzde 8'i
direndi" dedi. Ayrıca Ergenekon davasının tutuklu sanığı
emekli Tuğgeneral Veli Küçük ile güvenlik şirketinde
ortaklık yaptıklarını kaydetti.
Hayır, kızlarımızın büyük çoğunluğu başını açmadı. Kimi
peruk taktı, kimi okula gelmedi ama açmadı. Açan da oldu ama
büyük çoğunluğu direndi. Doğru söylemiyor.. AK Parti'nin
iktidara geldiği ilk aylarda 1. Ordu Komutanı Çetin
Doğan'ın talimatıyla İmam Hatip okullarında kılık kıyafet
genelgesine uyulmadığı için milli güvenlik dersine giren
hocalarının geri çekildiğini söyledi. Bu doğru. Daha sonra
bu "asker hoca"lar (tabur imamı değil), okullarda muhbir
olarak görevlendirdi. Kimi terör estirdi.. "Hoca" değil,
adeta darbe komiseri gibi davrandı.. Askerler İstanbul'daki
tüm İmam Hatip okullarındaki kız öğrencilerin
fotoğraflarını çekmiş. Peki o fotoğraflar nerede bugün?
Savcılık bunu soruşturacaktır herhalde...
Çakır, İstanbul'da valilik yaptığı dönemde 1. Ordu
komutanları Atilla Ateş, Çevik Bir, Hilmi Özkök, Necdet Timur
ve Çetin Doğan ile birlikte çalıştı. Onlardan bazıları
içeride, Çakır ve ötekiler niye dışarıda onu bilmiyorum. Ha!
Erol Çakır'ın Veli Küçük'le olan ortaklığı hiçbir sermaye
katmadan olmuş ve şirkette 5 ortakmışlar. Özel kalem müdürü
Turan Yazgan'ın oğlu İlhan Yazgan da şirkete ortakmış? Şirket
bugün ne durumda ve ne iş yapıyor? Asıl merak ettiğim, pişmanlık
duyup duymadığı! Geceleri uykusuzluk falan yaşıyor mu acaba? Selam
ve dua ile..