Hayattan kırıntılar
Bir arkadaşım anlatmıştı: Amerikalı bir genç, bir Türk arkadaşının vesilesi ile İslam'a tabi olmuş.
Bir arkadaşım anlatmıştı: Amerikalı bir genç, bir Türk
arkadaşının vesilesi ile İslam'a tabi olmuş. İslamla tanışması bir
dönüm noktası olmuş ve gencin hayatı baştan sona değişmiş. Daha önce ele
avuca sığmayan, babası ile sık sık tartışan, aşırı alkol bağımlısı olan
genç gitmiş yerine iyiliksever, ana babaya saygılı, şefkatli, adil ve
sevecen biri gelmiş. Aile bu değişimden çok memnun kalmış ama sebebini
bir türlü anlayamamışlar. Gencin Türk arkadaşları arasında sözde çağdaş
ve laik biri varmış anne babanın hoşnut olduğu bu durum onu çok rahatsız
etmiş. Bir gün aileye gitmiş ve "biliyor musunuz oğlunuz Müslüman oldu
demiş. Baba o güne kadar İslam hakkında hep olumsuz şeyler işittiğinden
irkilmiş ve bunu biraz açıklar mısın demiş. Genç, bunlar Türkiye'de
bizim başımıza bela oldular, anlaşılmaz insanlardır, şunları şunları
yaparlar... gibi şikayetlerde bulunmuş. Adam oğulla ilgili değişimleri
dikkate almış ve söylenenlerin gerçeği yansıtmadığını düşünmüş. Sonra
muhatabına dönmüş ve " oğlum Müslüman kalmaya devam etsin, biz onu
destekleyeceğiz. Çünkü Müslüman olduktan sonra, bizimle ilişkileri
düzeldi, insanlara iyilik ediyor, faydalı işlerle meşgul oluyor, biz bu
durumdan çok memnun kalıyoruz...." Bizim toplumumuzda sekülerizme
saplanıp kalmış bir kitle vardır ki, bunlar çocuklarının dindar
olmalarındansa ateist olmasını ya da toplumun huzurunu bozacak eylemlere
eğilim göstermelerini yeğlerler. Halbuki bizim yaşam tarzı olarak hiç
tasvip etmediğimiz öyle insanlar vardır ki, İslamın insanlara bahşettiği
güzellikleri görebilir ve bunu ifade etmekten de kaçınmazlar.
YETİM BİR KIZ
Kadın canhıraş bir ses tonu ile oğluna bağırıyor "seni evime asla almam,
bu yetim kızı nasıl sevebilirsin... ben sana aile kızı alacaktım. Bu
kız yetimhanede büyümüş, kimbilir belki de gayri meşru bir çocuktur..."
diye oğlunun üstüne yürüyor... Bu sözler insan duyarlılığı taşıyan
herkesi rahatsız eder. Çünkü eğer fıtri olarak aşınmamışsak, her birimiz
ihtiyaç hasıl olduğunda merhamet ve hassasiyetimizi kuşanırız...
Kültürel alışkanlıklarımız İslami renklerimizin önüne geçiyorsa
kendimize yeniden bakmalıyız. Zira dinimiz yetime el uzatmayı bir erdem
olarak tarif eder ve bu konuda hepimizi teşvik eder. Dinimizde iyi kötü
kavramları kesin çizgilerle ayrılmıştır mesela:
Yetim kalmak kötülükten değildir
Yetime zulmetmek kötüdür
Yoksulluk kötülükten değildir,
Yoksulu hor görmek ve kibir ise kötülüktür.
HANIMININ BAŞINI AÇTIRAN ADAM
Bir arkadaşım anlatmıştı: Adamın tek derdi doçentlik tezini verebilmek
ve kariyerinde ilerlemektir. Ama bunun için kendisinden namazı
bırakmasını ve eşinin başını açtırmasını isterler. Olsun kariyerim için
bu talepleri yerine getireyim der ve namazı bırakır ama eşini başını
açması konusunda ikna edemez. Kadın "Efendi der ölüm var, ahiret var,
sorgu sual var, gel bu yaştan sonra bana bunu yapma, varsın biraz daha
az para kazanalım, birkaç şeyimiz eksik oluversin ama Allah'ın huzuruna
yüz akıyla çıkalım..." der. Ama adam diretir, olay ayrılmaya kadar
varır. Eşini bırakmak istemeyen kadın istemese de buna rıza gösterir.
Adam memnundur hedefine doğru ilerlediğini hisseder. O günden itibaren
çalışmalarına hız verir... nihayet beklenen gün gelir ve tezini başarı
ile bitir, doçentlik tezini alır. O gün çok mutludur, aracına geçer ve
evinin yolunu tutar. Ancak hak vaki olur yolda geçirdiği trafik
kazasında hayata gözlerini yumar. Adamın dünya ile ilgili bütün
hayalleri orada sona erer... Ölüm bir misafir gibidir ve bu misafirin
bize ne zaman hangi vakitte uğrayacağını bilemeyiz. O nedenle
karşılığında vaad edilen şey ne olursa olsun, İslami hassasiyetimizden
ödün vermemeliyiz.