"Kristof
Kolomb’un Amerika’ya çıktığı adalarda tesadüf ettiği Halk, Allah’a ve Allah ile
kendi aralarında tavassut eden Peygamber veya Evliya manasına gelen; Zemme’ye
inanıyordu. Bir Pazar
günü İspanyolların dini merasim yaptıklarını gören yaşlı bir Yerli Kolomb’a
şöyle demişti: "Demin yaptığın yolundadır. Anlaşılan bu suretle Allah’a
teşekkür ediyorsun. Bizim itikadımızca da insanın ruhu vücudundan ayrıldıktan
sonra onun için iki seyahat vardır. Bunlardan birisi, gaddarlık etmiş olanların
ruhlarına mahsus, pis, karanlık bir yere götürür. Diğeri ise salâhı muhafaza
edenlerin ruhlarını her türlü sayhayı temin eden bir cihete sevk eder. Eğer sen
öleceksen ve öleceğini düşünüyorsan, herkesin yaptığı harekete göre karşılığını
bulacağına inanıyorsan; kimseye isteyerek zarar vermekten ve sana fenalık
etmeyenlere fenalık etmekten çekinmelisin…” Vicdana işaret
eden bu Yerli, Kolomb’un keşfi sonrasında olacaklara gönderme ve uyarı yapıyor
belki de… Öyle ya, kendilerine zarar vermedikleri halde ABD’yi kuranlar,
Kızılderililere, bilerek isteyerek zarar verdiler. Ve neredeyse soylarını
kurutarak, onlara asıl yurtlarını dar ettiler. Kolomb ilahi bir dinin
mensubuydu ve Yerlinin isteği de bu dinin gereklerinin unutulmamasıydı! Ki
vicdanı ışıldatan ve işlevini her daim hatırlatan prensiplerden vazgeçilmesin.
Yerli "eğer öleceksen ve herkesin yaptığı harekete göre karşılığını bulacağına
inanıyorsan ona göre davran” diyor. Zannımca insanlık sırf bu gerçeği bile
aklında tutsa, vicdanının susmasına asla izin vermezdi. Oysa
vicdan körleşmesine daha yakın duruyor insanlık! Bu yüzden iyi ile kötünün
kıymet hükümleri değişiyor. Doğru ile yanlışın da... Kötüler iyi, yanlışlar doğru
kabul ediliyor ve eşkıya dünyaya hükümdar olurken, vicdanlar sus pus, kör
sağır, lâl olmuş bekliyor. Ortada
büyük bir paradoks var gibi görünüyor. Din mefhumu köreldiği için mi vicdanlar
da körleşiyor, vicdanlar daha da körleşip, katılaştığı için mi dinden
uzaklaşılıyor? Her iki durumda da mutlak olan hakikat, vicdanların körleşmesi
sonucu. Cilanınsa; adı ne olursa olsun kaybı söz konusu. Hâlbuki vicdan hiç
ihmale gelmiyor. Bir süre cilalanmazsa, o vicdan büsbütün kararmaya yüz tutuyor
ve vicdansızlık halleri olağanlaşırken, vicdansızlığa ortak olmayan vicdanlar
bile, bu vicdansızlıklar karşısında olağanmış gibi bir tavır sergiliyor.
Vicdanların konuşması ancak çok çok olağanüstü durumlara kalıyor, ki arada
geçen sürede susan vicdanlar, böylece çok büyük bir vicdansızlığa da göz yummuş
oluyor. Kaldı ki böyle bir anda lütfen sızlayan vicdanın sesi de pek gür
çıkamıyor! İnsanın kendi
kendini kontrol etmesi çok zor. Kendi kendini kontrol edemeyen bir insanın
diğer insanları kontrol etmesi daha da zor! Bunu sağlamanın tek yolu vicdan
duygusunu kuvvetlendirmekle mümkün ancak. Zıvanadan çıkması durumunda
canavardan daha da canavar olan insanı durduran tek merci kendi vicdanı… Her
şey en önce insanın vicdanına emanet edilirken "……. artık senin vicdanına
kalmış” diye cümleler tamamlanırken, o vicdanı güvenilir ve emin duruma
getirmenin her yolu araştırılmalı, bunun için çaba verilmeli. Kolomb’a,
Yerlinin öğüt verdiği gibi insana; her şeyin misliyle karşılığını bulacağı
gerçeği sık sık hatırlatılmalı…. Üstelik bu inancın, din mefhumunu içinde
taşıyan herkeste var olması gerektiği, özellikle dünya ve gelecekle ilgili
planlar yapanlara, an be an hatırlatılmalı, ki Yerlinin endişeleri bir gün tüm
insanlığın endişesi haline gelmesin. Vicdanların susması durumunda neler
olabileceğine, her zaman şahit oldu insanlık! Ve olmakta….. Öyleyse önce
vicdan!... Daha doğrusu,
ne olur biraz vicdan!...
Genel
02 Ağustos 2012 - 23:29
Vicdanlara ne oluyor?
"Kristof Kolomb'un Amerika'ya çıktığı adalarda tesadüf ettiği Halk, Allah'a ve Allah ile kendi aralarında tavassut eden Peygamber veya Evliya manasına gelen; Zemme'ye inanıyordu.
Genel
02 Ağustos 2012 - 23:29












