Giderek kabuğuna çekilen ve paylaşmayan bir toplum olduğumuz
gerçeğini herkes dile getirir oldu. Üstelik paylaşılan anlardaki zorakilik ve
istemeye istemeye uzatılan el, duygu yoksunu olduğu için oluşan yavanlık
hepimizi rahatsız ediyor. Şöyle bir sorun
çevrenizdeki "varlıklı” diye addedilen kişilere, "en son hangi yetime
gülümseyerek ve başını okşayarak üç beş kuruş para verdin?” diye… (Genelleme yapmıyoruz
tabi) Cevabı sert ve bıkmış bir ifadeyle, "ben yeri geldiğinde yardımlarımı
yapıyorum” şeklinde olacaktır. Ha! Demek ki neymiş, ne zaman yardım
edileceğinin günü belliymiş. Bunun dışında tesadüfen bir fakir kapısını çalacak
olsa, "şu gün şu tarihte gel” diye geri yollanacak demek ki! Ama onun o an
ihtiyacı var yardıma… Olmaz! Zat bıkmış zaten fakir babalığından(!) "nerden
zengin oldum, önüne gelen benim kapımı çalıyor” diye şikâyetlerde bulunuyor,
bir de kapıya gelenle mi uğraşacak? İçten bir
tebessümün bile sadaka kabul edildiği, inceliklerle dolu bir DİN’e sahipken,
sanırım çoğumuzun izlediği yol, okyanuslarda damladan nasipsiz kalmak gibi bir
şey… Hiç nasiplenilmemiş veya bir şey almaya yanaşılmamış bir DİN. Ama
görünürde yaşıyor bu dini. Şekli şemaili onu işaret ediyor. Hal böyle olunca
değil dinin, insanlığın bir gereği yerine getirilirken bu kadar zorlanan
birinin, dinini de zoraki yaşıyor olmasından şüphe ediliyor! Sadi-i Şirazi;
"İki kişi boş yere mihnet çektiler, boşuna çalıştılar. Birisi kazanıp yemeyen
(ve yedirmeyen) öteki ilim öğrenip, ilmiyle amel etmeyen” diyor… Aslına
bakarsanız bana göre ikisi de aynı şahsiyet! İlim öğrenen, ilmiyle amel ettiği
için maddi ve manevi her şeyini paylaşır veya maddeyi paylaşmayı akıl eden,
aynı zamanda ilim sahibidir. Devam ediyor Sadi: "ilmi ne kadar okursan oku;
amel yoksa cahilsin. İlmiyle amel etmeyen kimse ne muhakkik ne de danişment
sayılır. Üzerine birkaç kitap yüklenmiş bir hayvandan başka bir şey değildir. O
beyinsizin üzerinde odun mu var kitap mı var haberi yoktur…” Çok okuyanı
yani ilim sahibini, ilmiyle amel etmediği için "beyinsiz” olarak ifadelendiren
Sadi, bir bakıma bize akıllı insanın nasıl olması gerektiğini de söylüyor… Akıl
sahibi insan ilim sahibi olur ve ilmiyle amel eder… Yoksa Mefisto (Faust)’ nun
Ağustos Böceği (her türlü pisliğe burnunu sokan) ve Sadi’nin hayvan
benzetmesinden öteye gidemez! Ya hem ilim
hem de madde sahipleri ne yapacak? İşleri biraz daha zor gibime geliyor. İlim
var, yani elindekini paylaşması gerektiğini biliyor ama ne yiyor ne de
yediriyor. Yani yine Sadi’nin ifadesiyle; "bahtiyar o kimsedir ki hem yedi hem
ekti. Bedbaht o kimsedir ki öldü, bıraktı…” Akıllı insanın
bahtiyar da olacağını, yarın ölecekmiş gibi hareket ederek, elindekilerini ve
dahi gönlündekilerini paylaşacağını ve kendisinin de bundan sebepleneceğini
söylemek yanlış olmaz sanırım. Akıllı insanlardan oluşan toplumlarında daha
müreffeh ve pozitif olacağını da belirtmeye gerek yok herhalde…
Genel
02 Ağustos 2012 - 23:35
Varyemezler ve yedirmezler…
Giderek kabuğuna çekilen ve paylaşmayan bir toplum olduğumuz gerçeğini herkes dile getirir oldu. Üstelik paylaşılan anlardaki zorakilik ve istemeye istemeye uzatılan el, duygu yoksunu olduğu için oluşan yavanlık hepimizi rahatsız ediyor.
Genel
02 Ağustos 2012 - 23:35












