Resmi ideoloji tarafından hor görülen, memleket memleket sürgüne gönderilen, zindanlara atılan, zehirlenen, milletinin imanını selamette görmenin dışında hiçbir sevdası olmayan, saçları adedince başı olsa da bu davadan vazgeçmeyecek cesaretteki ulu çınara, peygamber efendimize Ebubekir,Ömer (ra) efendilerimizi Allah’ın ikramı gibi Bediüzzaman Hazretlerine de Zübeyir Gündüzalp, Hulusi Abi, Bekir Berk Abi, Abdullah Yeğin Abi, Mehmet Fırıncı Abi v.s. gibi Mustafa Sungur Ağabeyde lütfedilmiş ikram edilmiş.
Zor zamanına bu büyük şahsiyetler üstada kol kanat germişler, ona sadık bir talebe olmuşlar.
Bu şahsiyetler ayın etrafındaki yıldızlar gibi karanlığın aydınlatılmasında, gecenin gündüze çevrilmesinde son nefeslerine kadar çaba sarf ediyorlar.
Gençliğin imansızlık, inkarsızlık cereyanına karşı Hakk’a ve imana davet etmek için seferber olmuşlar.
Hiçbir zaman makam, mevki, iktidar talepleri olmamış.
Bu dünyanın mükafat yeri değil, hizmet yeri olduğunun bilincinde yaşamışlar.
Mustafa Sungur Ağabey evli ama vakıf bir ağabeydi.
Son nefesine kadar iman hakikatlerini haykırmak için yaşadı.
Hastalıklarına rağmen, yaşına rağmen, ülkemizin her bölgesinde dünyanın ulaşılabilen her kıtasında nefesleri adedince iman hakikatlerini anlattı.
Şehrimizde Tepebağ’da, Sepici’de, Tellidere’de, Gülbahçesin’de açılan her iman şubelerinde duası, teri vardır.
Onun temelinde bulunduğu, dua ettiği hiçbir hizmet geri kalmadı.
Onu Adana’da görmek nasip olduğu gibi İstanbul’da da, Barla’da da görmek sohbetine katılmak nasip olmuştu.
Belediye Başkanlığı aday adaylığımda duasını almak için İstanbul’a yanına gittiğimde İhsan Atasoy ağabey bölgede ihtiyaç sahiplerine, yetimlere yaptıklarımı anlatınca gözyaşları içerisinde " Keçeli bu ulvi hizmete devam et, daha önemli görevlere geleceksin” demişti.
Her gördüğümde özel duasına ve iltifatına mazhar olmam şevkime şevk katmıştı.
Bir beldede açılacak küçücük bir iman şubesi en ince ayrıntısına kadar ilgileniyordu.
Risale-i Nur hizmetlerinde denge unsuruydu.
Bütün nur talebelerinin ağabeydi.
Uyarı, ikazlarını herkes dinlerdi.
Diyanet İşleri Başkanı Sayın Mehmet Görmez’in gördüğü bir rüya üzerine hastaneye gidip ziyaret etmesi, ziyarette gözlerini açması, ziyaretten 15dk sonra fani alemden baki aleme yolculuğu anlamlıdır.
Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendinin taziyesinde söylediği mesaj dolu cümleler, gıyabında kıldığı cenaze namazı, anlattığı hatıralar anlamlıdır.
Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın cenaze namazında söylediği cümleler, milyonların acısını paylaşması, tabutu sırtlaması anlamlıdır.
Dünyadan ve Türkiye’den cenazeye katılan onbinlerce genç, onun söylemlerinin ne kadar yerinde olduğunun göstergesi değil midir?
Oğlu Muhammed Sungur’un bahsettiği vasiyetindeki "Üstadımız kendini bir hiç olarak görmüştür. Üstadımız mahiyet, tevazu bunların üzerinde çok duruyor. En büyük sır, en büyük vazife Allah'ı tanıtmak ve Allah'la yaşayabilmektir. Efendimiz (a.s) 'Birisinin senin elinle hidayete gelmesi dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır.' şeklinde buyurmuştur." Cümleleri onun yaşam felsefesinin ana temelinin göstergesidir.
Yıldızlar kayıyor.
Yeryüzü boşalıyor.
Güneşe göç varda,
Kalan biz miyiz?
Peygamber efendimize, üstada ve arkadaşlarına kavuşan Mustafa Sungur ağabey’e yaradandan rahmet, ailesine, camiamıza sabr-ı cemil niyaz ederim.












