Bilimin kazanılmasında ten bize
engel midir, değil midir? İnsanda ki en
kuvvetli duyular olarak bilinen; görme
ve işitme duyuları insanlara bilgi verir mi? yoksa bu iki duygu sağın ve pekin
değiller mi? Bu iki duygu sağın ve pekin değilse daha zayıf olan diğer duyuların
sağınlıkları ve pekinlikleri tabiatı ile daha zayıf olacaktır. O halde tin
(ruh) ne zaman hakikate varır? Bedenle beraber bir şeyi incelemeğe
girişildiğinde bedenin kendisini aldattığını görür. Tin (Ruh) gerçekler
hakkında ki bilgiyi acaba düşünmekle mi elde ediyor?Belki de; tin (Ruh) kendinde acı,
haz, görme-işitme duyusu gibi tene ait hiçbir şey bulundurmadığı zaman daha iyi
düşünebilir. Böylece teni uzaklaştırır ve onunla her türlü ilişkiyi elinden
geldiğince keserek gerçeği kavramaya çalışır. O halde gerçeği anlamaya çalışan
insanın ruhu, tene değer vermeyen, ondan kaçan ve kendisi ile baş başa kalmaya
çalışandır. Tüm bunlardan şu çıkar ki, gerçeğin kavranılmasında olması gereken
belik de; Ölümün bizi amaca dosdoğru götüren yol olması gerekir, çünkü tinle (ruh) ten ancak birbirinden
ayrılabilmesi için ölüm gereklidir ve aynı şekilde araştırmalarda ten akıl ile
beraber oldukça, ruhumuz böyle kötü bir şeye bulaşmış olur. Bu işe bulaşmış
bulundukça da, hakikati hiçbir zaman
elde edemez diye düşünürüz. Ansızın çıkıp gelen hastalıklar, tutkular, korkular
bizi hakikate götürmeğe belki engeldir.O halde hakikate götüren
engellerin ortadan kalktığı ölümden korkmak doğru değildir. Hakikate kavuşmak isteyen
kimsenin ölümden korkması ne büyük bir ahmaklık olur.Bu dünyada biz insanlar olarak
tenimizin istekleri ile devamlı bir şekilde mücadele etmek zorundayızdır. İnancımız gereği bu durumun sürekli olması ve
hakikati kavrayacak olan tin’imizin (ruh) tenimizden daha güçlü hale gelmesine,
sürekli bir şekilde tin’imizin (ruh) tenimize galebe çalmasına gayret
göstermemize vabeste oluruz.Biz insanoğlu devamlı düşünen bir
varlık olarak, yeni düşünceler ortaya koymaktayız. Sürekli değişim ve gelişime
maruz kaldığımızdan zaman, zaman hakikati unutup mutsuzluğa kapılmaktayız.
Aslında ruhumuzu itminana erdirerek bunun üstesinden gelebiliriz. Yani
tenimizin her istediğini yerine getirmeyerek başarılabiliriz.Sosyal hayatımızda sürekliliğin
ve değişimin anlaşılabilmesi için mutlak bir sabitiyet gereklidir. İnsan için
bu sabitiyete biz benlik diyoruz. İnsan denilen bu muamma varlık daha tam
olarak, o benlik denilen şeyi açıklayabilmiş değildir. Hep ihtimaller söz
konusudur. Acaba o benlik ruh mudur? Biz benlik deyince, nefsi mi kast ediyoruz
acaba? Belki de bu benlik dediğimiz şey ruhtur(tin).Bu sabitiyetin olması insan
aklının sürekliliği ve değişimi anlaması için gerekli görünmektedir. Zira bu
sabit benlikte süreklilik devam ettiğinden bilinç ile beraber bazı şeyler
anlaşılacaktır. Bilahare bu minval üzerinden giderek yaptıklarımızdan sorumlu
olacağız ve ne yaptığımızın farkına varacağız.Belki yukarıda bahsi geçen
düşünce ekseni doğrultusunda kâinatı değerlendirmemiz gerekir. Bu
parametrelerin değişiminde bizim farklı sonuçlara ulaşmamız kaçınılmaz
olacaktır. Keza bu geçici dünya hayatında karşılaşmış olduğumuz kötülüklerin de
bizim için bir kurtuluş vesilesi olabileceğini her zaman hesaba katacak ve
anlamlandıracağız.
Genel
16 Ağustos 2012 - 01:33
Tin (Ruh) insan tarafından anlaşılabilir mi?
Bilimin kazanılmasında ten bize engel midir, değil midir? İnsanda ki en kuvvetli duyular olarak bilinen; görme ve işitme duyuları insanlara bilgi verir mi? yoksa bu iki duygu sağın ve pekin değiller mi? Bu iki duygu sağın ve pekin değilse daha zayıf olan diğer duyuların sağınlıkları ve pekinlikleri tabiatı ile daha zayıf olacaktır.
Genel
16 Ağustos 2012 - 01:33












