Bugünlerde
tek muhabbet konusu var biliyorsunuz: "Herkes taşın altına elini koysun.” Şu bilindik müzakere süreci minvalinde
dillendiriliyor bu kadim deyim. Şu da ilave edilmeli lakin bu deyime: "Herkes
eteğindeki taşları döksün.” Kim, ne diyor, anlayalım bir önce. Sonra
bakılsın hal çaresine. Öyle ya! Niyet anlaşılmadan, çözüm
bulunamaz. Bu yüzden hiç öyle eğilip bükülmeden,
kıvırmadan, avcılığa soyunmadan, sağ gösterip sol vurmadan, delikanlıca yani
mertçe ortaya dökülmeli niyetler. Meselenin bel kemiği de burasıdır zaten.
Asıl maksat ya da niyet. Efendim, barış diyoruz başka bir şey
dediğimiz yok. Ee öyleyse? Nedendi bunca kan, bunca gözyaşı, bunca
dram? Fitneliğin rafa kalkıp, samimice
niyetlerin dillendirilmesi ve o dillendirilen sözlerin dürüstçe arkasında
durulması gereken günlerdeyiz. Tam da bugünde. Şunu ifade edeyim bu yazı çoktan kaleme
alınıp, bitmişti. Fakat tüm satırları "delete” tuşuyla birlikte çöpe
gönderilip, yeniden kaleme alındı. Konu Esed ve yaptığı şu mide bulandırıcı
konuşmaydı. Sizi bilemem ama bu konuşma benim midemi bulandırdı. Bu kişilik
yapısı da midemi bulandırma sebebi olmaya devam edecek. "Neden?” Diye soracak
olanlar olursa Esed’in konuşmasına bir göz atsın. Yani bu kadar da olmaz
dedirtiyor zat. Gözümüzün içine baka baka çiçek böcek konuşması yapıyor ve
fakat sebep olduğu ölümleri, zulümleri, gözyaşlarını ve yaşanan dramları zerre
üzerine alınmıyor. Yazı da bu bağlamda, bu bulantı
çerçevesinde Esed’e verip veriştirmeye yönelikti. Fakat akabinde ve detayında gelen bir
düşünce nedense benim "delete” tuşuna basmama neden oldu. Dedim ki kendi
kendime, dünyanın acı gerçeği bu zat var maalesef ve konuşması esnasında onu
kalkıp kucaklayan zavallı destekçileri de mevcut. Öyleyse ona verip veriştirmek
yerine bu gerçek üzerinden hareket edilmeli ve konuşmasında zerre kadar ümit
vaat eden, barışa yönelik, kanın ve gözyaşının durmasına yönelik bir ayrıntı
varsa çaresiz oradan çözüm aranmaya çalışılmalı. Çünkü bir kısmımızı bir kısmımıza imtihan
vesilesi kılan Rab, onun gibileri sınav olarak koyacak insanlığın önüne. Esed
olmazsa ad değişecek ama illaki biri ya da birileri olacak. Demek ki daha temel
çözümler gerekiyor bu tür durumlarda. Genel manada, müzakere filan
dillendirilirken ülkemizde de, meseleye bu temel üzerinden yaklaşılmalı diye
düşünüyorum. Tabi başta belirtmiş olduğumuz "herkes eteğindeki taşı döksün”
aşamasından sonra. Akabinde gerçekten fert fert herkes "taşın altına elini
koymalı” ve çözüm için çabalanmalı. Mümkünse fitneler ayıklanarak ve o
fitneleri başta kendi destekçileri bünyelerinde erittikten sonra yapılmalı bu. Yani şu niyetle olursa asla gerçekleşmez
bu çözüm: "Hele şimdilik bazı tavizler koparalım, sonra daha büyüklerini
alırız.” Başbakan Erdoğan’ın da süreç aşamasında en
büyük çekincesinin bu olduğunu söylerken otoriteler, niyeti bu olanlar ifşa
olmalı ve çözümün önündeki en büyük engel olarak saf dışı bırakılmalı. Bu kuşkudur yıllardır çözümü geciktiren.
Emin olunamama durumu var ve bir belirsizlik söz konusu. Bir de şunun anlaşılması gerekiyor herkes
tarafından. Temel hak ve özgürlükler verilmiş taviz değildir, bunları elde
etmek de göz oymak için bir neden değildir. Mesele, hiçbir ayrım gözetmeksizin
herkesin Türkiye Cumhuriyeti Devleti çatısı altında eşit hak ve özgürlüklerle
yaşaması meselesidir. Bunu kabul eden herkesle kolaylıkla yol
alınabilir. Zorlaştıranlardır, eteğindeki taşı bir türlü dökemeyenler. Yoksa hemen herkes bu uğurda taşın altına
elini koymaya gönüllü.
Genel
06 Ocak 2013 - 19:39
Taşın altı
Bugünlerde tek muhabbet konusu var biliyorsunuz: "Herkes taşın altına elini koysun."
Genel
06 Ocak 2013 - 19:39












