Tarihi, dini, coğrafi, etnik, ekonomik pek çok açıdan Türkiye'nin de
paydaşı olduğu Ortadoğu, her şeyin yeniden şekillendiği bir altüst oluş
yaşıyor. Baskıcı rejimler birbiri ardına devriliyor. Yerlerine, düne
kadar hapishanelerde çürümeye terk edilmiş eskinin 'zencileri' geliyor.
Korku eşiğini çoktan aşan halk, Suriye'de Baas rejimini tasfiye için 17
aydır binlerce evladını kurban veriyor.
Bugün sağlam gibi duran ülkeler, Tunus'tan esmeye başlayan
fırtınanın kendilerine ne zaman ulaşacağını bekliyor. Yönetimlerin
değiştiği ülkelerde, eskiyi temsil eden güçler ile yeni aktörlerin
gizli-açık kavgası sanki hiç bitmeyecek gibi.Fırtınanın değiştirdiği, sadece rejimler değil. Dünyanın en
kıymetli enerji kaynaklarına ve en kutsal mekânlara ev sahipliği yapan
Ortadoğu, tarihte belki 12. yüzyılda yaşadığı türden çok tehlikeli
mezhepsel bir kutuplaşmaya gidiyor. 22 üyeli Arap Birliği'nde, geçmişte
Arap davalarının aktörleri Irak, Lübnan ve Suriye artık mezhepsel
yaklaşımla Arap olmayan İran çizgisinde tavır alıyor. Başta Körfez
ülkeleri olmak üzere Arap dünyasının büyük kısmı, yükselen Şii
cephesinin paniği içinde. Irak işgalinin resmileştirdiği etnik ve
mezhepsel bölünme, özgürlük ve birlik çizgisine evrilmek yerine
kemikleşerek parçalanmaya gidiyor. 1. Dünya Savaşı sonu oluşan güç
dengelerinin haritasını çizdiği Irak'ın yarını meçhul.Sınırın ötesindeki Irak'ta yaşananları tam hazmedemeyen
Türkiye'nin önünde şimdi Suriye'nin parçalanması ve üstelik bu
parçalardan birinin terör örgütünün kontrolüne geçmesi senaryosu ile
karşı karşıya. Tunus, Mısır ve Libya'daki gibi özgürlük, adalet ve ekmek isteyen kitlelerin isyanı şeklinde başlayan Suriye meselesi, bir yandan parçalanma sendromunu tetiklerken, diğer yandan mezhepsel temelli
çatışma ve iç savaş riskini ortaya çıkardı. Üstelik bir de birbirinin
tam zıddı pozisyonlar alan Türkiye ile İran arasındaki ilişkileri bozdu.Bölgede olup bitenlere; ABD, Rusya, Avrupa, Çin gibi küresel
aktörlerin rekabetini de ekleyince karşımıza, bölgede 1. ve 2. dünya
savaşları sırasında yaşananlara benzer büyük bir dönüşüm çıkıyor. Eski
düzene Türkiye de, diğer aktörler de alışmıştı ve 50 sene daha değişmese bildiğimiz o düzenle problemsiz yaşayıp giderdik. Değişimi ne Türkiye
istedi, ne diğer aktörler. Değişim dinamiğini göremeyen Rusya, İran, Çin hâlâ statükoyu korumanın derdinde. Ama çok zor. Nehri tersine
akıtamazsınız.Siyasi partilerimizin yaşanan bu tarihi değişime yaklaşımına,
liderlerin konuşmalarına ve aralarındaki polemiklere bakınca, insan,
durumun ciddiyetinin ne kadar anlaşıldığından şüphe ediyor. Muhalefet,
sanki Erdoğan ve Davutoğlu; Arap Baharı'nı, Suriye'deki isyanı başlatmış gibi bir tavır içinde. Bir öneri getirmeden AK Parti'ye veryansın
ediyor. İktidar da her an açık bir savaşa dönüşme ihtimali olan bu
konuda daha toparlayıcı ve koordineli hareket edip birlik siyaseti
geliştirmek yerine, ağır suçlamalarla muhalefetle mesafeyi daha da
açıyor.İşte son birkaç gün içinde liderlerin sarf ettiği sözler.
Kılıçdaroğlu: "Stratejik körlük içindeler. Suriye haritasını yeniden
dizayn için egemen güçler size tapu kadastro memurluğu görevi verdi.
Çünkü dereyi görmeden paçayı sıvadınız. Diplomasiyi rafa kaldırarak
yerine talimatlı, taşeron dış politikayı ikame etmek, ülkeyi savaşın
eşiğine getirmek kabul edilemez bir gelişmedir. Sözde bölgede oyun
kurucuyduk, oyuncak olduk... Gelinen noktada AKP iktidarı beline kadar
değil, boynuna kadar bataklığa saplanmış durumda."Erdoğan: "CHP, boğazına kadar Baas rejiminin kirine, pasına,
zulmüne bulaşmış durumda. Tam da Esed'in istediği şekilde, Suriye'deki
zulmü, mezhep ayrımcılığı üzerinden örtme gayretinin içine girmişler.
CHP, sadece terör örgütünün değil, Suriye'deki eli kanlı rejimin,
onlarla birlikte başka ülke ve çevrelerin dümen suyuna girmiş durumda.
Düşürülen uçak konusunda, terör konusunda, mezhep ayrımcılığını kaşımak
konusunda, bunlar uluslararası güçlerle, Esed rejimiyle ortak hareket
edip aynı dili kullanıyor. Kendi ülkelerinin hükümetine, dışişleri
bakanına, Genelkurmay Başkanı'na itibar etmiyor; Baas'ın diliyle
konuşuyorlar."Bahçeli: ''Suriye parçalanmanın eşiğinde. PKK ve uzantısı PYD'nin otonom hareketleri, Türkiye'nin bekası açısından meşru olmayan bir
yapının inşasına yol açmıştır. AK Parti, "Özgür Suriye Ordusu''nu
destekledikçe, Esed de bölücü mihrakları kışkırtmaktadır... AK Parti'nin yanlışları, Türkiye'yi stratejik derinliğin girdabına savurdu. Hükümet, 'çöken, çözülen ve çürüyen politikalarıyla Türk milletinin önüne
kazılan kuyuyu fark edemedi. BOP'un acentesi bu kafa yapısının ülkemizi
nasıl bir cendereye ve cehennem azabına soktuğu gün geçtikçe daha iyi
anlaşılmıştır. Davutoğlu'nun yanı başımızdaki mahvoluş ve yıkılışa,
'Yüzyılın tasfiyesi yaşanıyor' diye olumlu anlam yüklemesi, düştüğü
ufuksuzluk ve omurgasızlığın ispatıdır."Tek kelimeyle üzücü. Türkiye daha iyisini hak ediyor!













