Suriye'de yaşanmakta olan kriz uzadıkça
enteresan ilişkiler, ittifaklar ve tutumları açığa çıkmaya başlıyor. Hiç ummadığınız şahsiyetler veya örgütler Suriye dolayısıyla ilginç
buluşmalar yaşıyor. Sol veya sağ örgütlerden Baas rejiminin ilginç
destekçilerinin şimdiye kadar nedense hiç fark etmemiş olduğumuz
akrabalıklarını öğreniyoruz. "Daha neler göreceğiz şu üç günlük dünyada" dedirtecek cinsten enteresan akrabalıklar bunlar. Daha önceleri hiçbir şekilde üstlenilmeyen, fersah fersah uzak durulan
Baasçılık eleştirisinin veya suçlamasının bugün artık bu suçlamaya maruz kalan birçok kesimi rahatsız bile etmiyor olması aslında enteresan
olmaktan öte, ibretlik bir durum. İbretlik durumlardan biri Türk solunun Baas rejimine olan duygusal veya ideolojik yakınlığı. Bu yakınlık başta Amerika'nın veya NATO'nun Suriye üzerindeki hesaplarına muhalefet
üzerinden anlaşılabilirdi ama bu aşamada bile bunun eli kanlı bir
diktatörlüğün ne yaparsa yapsın, halkını katletse bile, savunusuna
dönüşmesi beklenemezdi. Zaman ilerledikçe Türk solcularının Esad rejimini bütün hatalarıyla
sevaplarıyla sahipleniyor olduklarına tanık oluyoruz. Daha önce de
söylediğimiz gibi ilginç ve vahim olan şu ki, bunlar Esad'ın yaptığı
söylenen katliam haberlerine inanmıyor değiller, aksine bu katliamları
normal bir hak gibi görüyor, bu katliama maruz kalan Suriye halkının
buna müstahak olduğuna inanıyorlar. Ne yazık ki, başta çekingen bir
dille ifade edilen bu tutum giderek Suriye'de Baas rejimi ile muhalefet
arasındaki kavganın Esad tarafına bütün fanatikliğiyle yazılmaya doğru
gelişiyor. Öne çıkan bu yakınlık giderek Amerikan karşıtlığı argümanını da
gereksiz, tali ve aslında gülünç bir retoriğe dönüştürüyor. Zaten zaman
geçtikçe net bir biçimde anlaşılıyor ki, Amerika ve İsrail'in Suriye'de
Esad rejimiyle pek bir sorunları yokmuş. Aslında bu haliyle diktatörlüğüne devam etmesi mümkün olabilirse,
katliamlarını dünyanın duymayacağı şekilde sessiz sedasız yapmaya devam
ederse Esad ailesi yüzyıl bile iktidarda kalsa ne ABD'nin ne de AB'nin
hiçbirinin umurunda olmayacak. BM Güvenlik Konseyi'nde Ahmet Davutoğlu'nun Suriye'de bir tampon bölge
oluşturma talebi bu aşamada olabilecek en haklı ve en gerçekçi tedbir.
ABD adına Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey'in kendi başkanı Obama'nın
dış politikasını da eleştirerek bu önerinin hayal olduğunu söylemesi,
bir yandan ABD'nin Suriye konusunda hiç de acelesi olmadığını ve aslında Esad hakkındaki görüşlerinin zannettiğimiz gibi olmadığını gösteriyor.
(Hani Türkiye Suriye politikasında Amerika'nın, dolayısıyla İsrail'in
taşeronluğunu yapıyordu?)Türkiye'nin Suriye konusunda tamamen kendi siyasetini izliyor olduğu çok şükür artık izaha gerek duymayacak kadar açık. Bunun daha açık bir
işareti de bu siyasetin bu sefer hayalcilik olarak nitelenmesi. Taraf
Gazetesi'nin "Suriye'de Tek Başına" manşetiyle hedefe konulan
Türkiye'nin Suriye politikasını Ahmet Altan güçlü ama tuhaf bir
edebiyatla eleştirmiş. Gerçeklerle idealler arasındaki açıklık konusunda sınırsız retorik
yapılabilir. Hayalleri, idealleri, ilkeleri ve iddiaları olan bir
siyasetçiyi kurguladığı bir hikâyeyle harcamaya çalışması hiç ama hiç
yakışmıyor Altan'a. Şu kadarını söyleyelim, alabildiğine güçlü retoriği
sayesinden dünyayla hiçbir alakası olmayan hikâyelere ikna konusunda
kendisiyle yarışılamayacak biri olarak Altan'ın en büyük zararı
kendisine. Çünkü o retorikle herkes kadar, hatta herkesten daha fazla
kendisini de ikna edebilir, kendi etrafında sarsılmaz bir dünya kurar da farkına bile varmaz. Retorik ile ideoloji iç içedir, birbirini besler
birbirini destekler. Peki, edebiyat ideolojiye, ideolojinin gerçeklerden uçuran aldanışlarına karşı insana bir güvence verir mi? Ya, insanın kendi nefsinin
zararlarına karşı herhangi bir melce sağlar mı o güçlü edebiyat?
Kuşkusuz bu ayrı ve başka bir vesileyle üzerinde durulması gereken
önemli bir mevzu ama son zamanlarda Altan'ın edebiyat kalitesinin
giderek sığ propagandadan başka bir şey üretmeyen bir hamasetin
cenderesinde işlediğini üzüntüyle izliyoruz. Yazdıkları iktidar
eleştirisi falan değil, öyle olsa her çeşit saygıyı hak etmeye devam
eder, aksine her hâlükarda muhalefet. Muhalefet ettiği her şeye de o
sözüm ona güçlü edebiyatını alet ediyor.Bu aşamada ABD'nin Türkiye'yi yalnız bırakması üzerine bir coşkuyla
kaleme sarılan Altan'ın dikkatinden kaçan bir noktayı kendisine
hatırlatalım. Hani eski Altan böyle bir şeyi asla ıskalamazdı. Suriye'de Türkiye'nin önerisini gerçekçi bulmadığı söylenen Martin Dempsey denen
şahıs ABD'nin Genelkurmay Başkanı, bir general. Üstelik Dempsey bu
açıklamasında sadece Türkiye'nin önerisini gerçekçi bulmadığını
söylememiş, kendi başkanına yani Obama'ya da verip veriştirmiş.
Bildiğimiz Ahmet Altan'ın "Suriye'de tek başına" bir Türkiye'den önce
bunu görmesini beklerdik. ABD siyasetine hiç yakışmayan bu manzara hiç
mi askeri vesayeti andırmıyor? Bu generale karşı Obama'nın ne yapması
gerektiği Altan'ı daha fazla ilgilendirmeli değil miydi? Altan'dan Suriye'deki çoluk-çocuk, yaşlı sivil katliamlarına karşı
Türkiye'yi yalnız bırakmasıyla Amerika'nın sergilediği ikiyüzlü
pazarlıkçı tutumu daha fazla görmesini, kalemiyle bu tutumun
iğrençliğini hissetmeyenlere daha fazla hissettirmesini beklerdik. Bu
katliamlara karşı Türkiye'nin "tek başına" sergilediği duyarlılık esasen gurur verecek bir duyarlılık. Buradan rasyonel-çıkarcı dış politika
analizlerine uzanmak ve Türkiye'nin kayıplarını saymaksa, vicdan sahibi
bir akla en son gelecek şey. Retorik de edebiyat da nihayetinde tercihle gerçekleşen bir
performanstır. Bu süreçte kimin neyi tercih ettiğini en güçlü retorik
bile örtbas edemez. Masum insanların, çocukların, yaşlıların dökülen
kanlarının gerçekliği bütün retoriği alır götürür.
Genel
04 Eylül 2012 - 14:11
Suriye bağlamında tuhaf yakınlıklar
Suriye'de yaşanmakta olan kriz uzadıkça enteresan ilişkiler, ittifaklar ve tutumları açığa çıkmaya başlıyor. Hiç ummadığınız şahsiyetler veya örgütler Suriye dolayısıyla ilginç buluşmalar yaşıyor. Sol veya sağ örgütlerden Baas rejiminin ilginç destekçilerinin şimdiye kadar nedense hiç fark etmemiş olduğumuz akrabalıklarını öğreniyoruz. "Daha neler göreceğiz şu üç günlük dünyada" dedirtecek cinsten enteresan akrabalıklar bunlar.
Genel
04 Eylül 2012 - 14:11













