Ahir zaman hakikatlerinden midir, yoksa kalabalık bir
dünyada yaşıyor olmamızdan dolayı mıdır bilemem ama ortalıkta çok fazla söz
dolanıyor fakat pek azı sahi! İnsanlar
konuşuyor, kitle iletişim araçları konuşuyor, gazeteler yazıyor, politikacılar,
düşünürler, yetkililer, ilgililer velhasıl herkes bir şeyler söylüyor. Kısaca
kelimeler kelimeleri, cümleler cümleleri kovalıyor. Ama ne hikmettir yine de herkeste
bir şüphe, bir vehim, bir güvensizlik duygusu! Artık kişi
başına düşen milli gelirden çok, kişi başına düşen telefon sayısını hesaplar
olduk fakat yine de söze karşı bir açlık hissi mevcut! Hep günün
birinde doğru söyleyen birini bulma ümidiyle yöneliyoruz belki bunlara…
Ekranlara bu açlıkla bakıyoruz, radyoları bunun için dinliyoruz, gazeteleri bu
ümitle okuyoruz… Belki de bilinçaltımızda doyurulmamış bir özlem var. Bir gün
karşımıza sözünün eri biri çıkacak ve biz ona kayıtsız şartsız ram olacak kadar
güveneceğiz… Ve belki de
bunun için bir telefon yetmiyor bize!? Bir gün o
telefonlardan biri çalacak ve dosdoğru biri "alo” diyecek bize. Umut bu! Olabilir
mi? Yoksa neden insan üç tane telefona birden ihtiyaç duysun? Ne büyük
paradoks değil mi? İletişim adına binlerce seçenekli bir dünyada yaşıyoruz ama
yine de iletişim adına bir tatminsizlik yaşıyor, şöyle güvenerek
konuşabileceğimiz veya sözüne itimat edebileceğimiz birinin yokluğundan dolayı şikâyet
ediyoruz. Zaten öyle biri olsaydı, bu kadar çok seçeneğe başvurur muyduk,
iletişime bu derece açlık hisseder miydik, o da ayrı bir soru. Açıkçası içinde
bulunduğumuz bu durum artık komiğime gitmeye başladı. İletişim adına çıldıran
reklamlar, beni oku, en doğru benim diye yalvaran gazeteler, dürüst haber bizde
deme ihtiyacındaki ekranlar!... Sözünün eri olamamak mı düşürdü bizi bu hale
acaba? Bir
yerlerde güven kaybedildi ama nerede? Ona keza
birebir ilişkilerimizde yaşadıklarımız. Onca mesaja, telefon konuşmasına hatta
yüz yüze görüşmelere rağmen, yine de içine düşülen anlaşılamama ve kendini
ifade edememe duygusu! Peki, birey bireye karşı ne zaman kaybetti bu güven
duygusunu da kendini doğru ifade edebilmek için, bir sürü aracı araç olarak
seçerek, kendini anlatma çabasında? Oysa tek bir söz, bir cümle yeterli
olabilmeli… Demek ki,
teknolojinin en hası bile, sözün "söz” olmasını sağlayamıyor. Sözün "söz”
olması için ve bizim iletişime olan açlığımızın dinmesi için başka bir yol
gerekli. Ama ne? Bakın bir anekdot. (Belki bu sorunun cevabı olur) "Meşrutiyetin
ilk yıllarında bir Cuma günü… Kar, adam boyunu geçiyor. Araba, vapur,
tramvaylar işlemiyor. M. C. Kuntay o günü şöyle değerlendiriyor; "bizim eve
sütçü, ekmekçi bile gelmedi.” Mehmet Akif’i o gün ağırlayacak olan Kuntay, bu
yüzden Akif’in geleceğinden de ümidini keser. Hâlâ ekmekçiyi bekleyen Kuntay’ın
öğleden sonra kapısı çalınır. Fakat gelen ekmekçi değil, Mehmet Akif’tir.
Bıyığının yarısı donmuştur. Kuntay şaşırır. Nasıl gelebilmiştir?
Beylerbeyi’nden nasılsa, Beşiktaş’a bir vapur işlemiştir. Sonra; Beşiktaş’tan
Çapa’ya kadar yürümüştür Akif… Bu karda
tipide yaya yürüdüğü mesafeye ben şaştıkça, Akif’te benim hayretime
şaşırıyordu” diye anlatır olayı Kuntay. "Gelmemem için bir tipi kâfi değildi,
ölmem lazımdı” der Mehmet Akif: "Çünkü
geleceğim diye söz vermiştim.”
Genel
05 Ağustos 2012 - 03:18
Sözünün eri…
Ahir zaman hakikatlerinden midir, yoksa kalabalık bir dünyada yaşıyor olmamızdan dolayı mıdır bilemem ama ortalıkta çok fazla söz dolanıyor fakat pek azı sahi!
Genel
05 Ağustos 2012 - 03:18












