Bakalım on
saniye içinde yerinden kalkabilecek mi insanlık? Yoksa durumlar içler acısı. Rahmetli Cemil Meriç, gerçek fikir adamının
-muhteşem yalnızlığına- vurgu yaparken, çok ağır bir ifade kullanır.
Mağaradakiler adlı kitabında vardır bu tespiti. O ifadeyi burada
kullanmayacağım. Ben şöyle aldım ya da anladım onu; ya eğilip bükülüp, ortalık
insanı olacaksınız ya da yalnız kalacaksınız. Şöyle bağlar sözünü Meriç, "işte
fikir adamının kaderi!” Necip Fazıl da buna mı vurgu yapar
bilinmez ama onun çok değerli bir sözüne denk geldim geçen gün. Şöyle diyor
Üstad: "Dünyayı bu noktaya getiren nedir bilir misin? Yarım konuşmalar, yarım
işler… Sonuna kadar git be insan, korkma!” Arkasında durulmayan düşünceler, ikiyüzlü
yaklaşımlar, korku, bir noktaya getirdi insanlığı. Şimdi karmakarışık hale
gelen sistemde, pirinçler ayıklanmaya çalışılıyor. Devletlerin politikası olur, fikir
adamlarının düşünceleri. Ve genelde fikir adamlarının düşünceleri devleti pek
enterese etmez. İkisinin zaman zaman çatışması, fikir ayrılığına düşüp,
birbirini yok etme çabası içine girmesi bu sebeptendir. Evet, öyledir. Devlet
aykırı bulduğu ya da görmezden geldiği düşünceyi ne kadar susturmaya çalışırsa,
o aykırı düşünce sahibi de kendisini susturmaya çalışan devlete açıktan veya
gizliden bir husumet besler. Zaman ya da süreç getirir her ikisini de bu
noktaya. Baştan anlaşamayan ve ortak noktada buluşmayı başaramayan taraflar
zamanla kıyasıya bir mücadeleye girer. Tarih ve felsefe bu ikisi arasındaki
mücadeleden ibarettir desek abartmış olmayız. Sürekli devlet tanımı
yapılmıştır, sistem sorgulanmıştır, düzeltme çabası içine girilmiştir, devlet
de bu çaba içinde olanları susturmaya çalışmış, sonunda da bir şekilde imha
etmiştir. Tabi Meriç’in dediği gibi o kadere razı gelenler içindir bu akıbet.
Yani yalnız kalmayı göze alanlar için. Üstad’ın dediğini uygulayıp, korkmadan
sonuna kadar gidenler için. Günlerdir bebeklerin katledildiği bir
savaşı izliyoruz. İçimiz kan ağlayarak. Suriye konusunda, akan kanları
kanıksayıp, nasırlaşmışken vicdanlarımız, Filistin yeniden kanattı yarayı.
Bölgeden mütemadiyen kan ve gözyaşı pompalanıyor dünyaya. Hiçbir konuda sebep-sonuç ilişkisine
gidilmeden sağlıklı bir sonuç elde edilemez. Bu anlamda Filistin veya Suriye ya
da Irak veyahut da Çeçenistan, Doğu Türkistan. Dünyanın geneli itibariyle zulme
maruz kalan çoğunlukla Müslümanlar. Birkaç yer istisna, ne acıdır ki zulüm
sahibi de yine Müslümanlar. Ne büyük tezat ve içler acısı durumlar
değil mi? Sebeplere bakıyorsunuz, -ki çoğu unutulmuş ortada sadece kin ve
nefret kalmış- hiç de öyle aşılamayacak büyüklükte değil. Sonuç ise giderek
daha da vahimleşiyor, boyutları itibariyle neredeyse bütün İslam Coğrafyasını
kapsayacak kadar büyüyor. Fikir adamlarını da geçtik, maalesef Arap
dünyasının ileri gelen din adamlarının çağrıları ve çabaları da işe yaramıyor. Bütün bu çaba ve çağrılar gelip bir yerde
tıkanıyor. Devletlerin politikası. Devletlerin politikası olması kadar hayati
bir şey yoktur. Ve hatta devletlerin kimseyle paylaşmadıkları –vatan, millet
menfaatine- stratejileri de olmalıdır. Amenna. Fakat devletler mutlak surette,
devrinin fikir ve ilim adamlarını dinlemelidir. Onlarla çatışmaya girmeyip, ne
diyorlar diye anlamaya çalışmalı ve onlardan faydalanmalıdır. (Mesela Suudi
Arabistan’da olduğu gibi oranın çok değerli alimleri gerçekleri ifade ederken,
"sus Kral duymasın” diye susturulmamalı, Krallarda onlara göz dağı vermemelidir.) Çünkü gerçek fikir ve ilim adamları sadece
barış der, huzur der, diğerkâmlık der, eşitlik der… Ve en yalın ifadeyle de
şunu der: Saçmalamayın! Çünkü hiçbir devlet politikası ne kadar
sağlam dayanaklara dayandırılırsa dayandırılsın, hak noktasında, kaybeden
mazlum bir kişi dahi olsa eninde sonunda yıkılmaya mahkumdur. Fikir ve ilim adamları
da bunun için der işte; saçmalamayın diye. Yine devletin menfaatinedir yani
uyarıları. Perspektifi genişletirsek, sadece İslam Coğrafyası
için değildir bu genel-geçerlilik ilkeleri. Bu ABD için de böyledir, İsrail
için de. Onlarında fikir adamları yalnız kalmak pahasına devletlerinin
beğenmedikleri politikalarını dile getiriyorlar. Ha, onlar da dinlenmiyor ayrı
konu. Bu bizi ilgilendirmez. Bizi önce can ilgilendirir. Topyekûn İslam
Alemi yani. Bizim fikir ve ilim adamlarımız ne kadar dinleniyor, yapılan
istişareler sonucu çıkan kararlara ne kadar itibar ediliyor bu ilgilendirir. Devletlerin
bu düşüncelerle ne kadar koordineli hareket ettiği ilgilendirir. Bakın bakalım ondan sonra bir damla kan
akıyor mu İslam Coğrafyasında. Müslüman Müslümanı öldürüyor mu fütursuzca ve
saçmasapan bir mantıkla? Ve ondan sonra şuna da bakın lütfen, değil
İsrail topu bir araya gelse bir Müslümanın canına musallat olabiliyor mu? Biz bu birliği sağlamadan, daha çok iştah
kabartır bu coğrafya, İsrail gibi canavarlara daha çok yem olur diyorum kısaca.
Devletler –özellikle Arap Devletleri- o hangi mantığa dayandırıldığını bir
türlü anlayamadığım politikalarını değiştirip, önce iman sonra da
vicdanlarından yana olmadıkları sürece bu böyle maalesef. Mısır’ı da yanına alan Türkiye’nin
çırpınışlarında –ki Suriye’de yalnız bırakıldı Türkiye- bu desteği vermezse
Arap Devletleri, İsrail’den daha beter sorgulanmalı sonuçta. Onun işi bu,
meziyeti bu, politikası bu. Bunu da yeni öğrenmedik ayrıca. Zalim topluluk
Peygamberlerini bile kesti sırasında. Onların diğer adı zulüm! Peki ya siz?
Yıllardır izliyorsunuz akan kanı, onca zenginliğinize, onca haşmetinize, onca
gücünüze rağmen. İzleyen ve susan da zalim değil midir sonuçta? Ama politika mı? Türkiye hakkaniyetle
hareket edip, tüm şimşekleri üzerine çekme pahasına, cesurca hareket ederken, sizin
sürdürdüğünüz o politika, kusura bakmayın da batsın yerin dibine! Türkiye’den
de önce sizin vazifenizdi o kanı durdurmak zira.
Genel
18 Kasım 2012 - 19:48
Güncelleme: 18 Kasım 2012 - 19:55
Sistem nakavt!
Bakalım on saniye içinde yerinden kalkabilecek mi insanlık? Yoksa durumlar içler acısı.
Genel
18 Kasım 2012 - 19:48
Güncelleme: 18 Kasım 2012 - 19:55










