Jetimizin düşmesi/düşürülmesi üzerinden tam yirmi gün geçti. Ama
düştü mü, düşürüldü mü hâlâ tartışıyoruz. Düştü ise kaza mı, teknik
arıza mı, düşürüldü ise uçaksavar ile mi, füze ile mi düşürüldü henüz
belli değil.
Sayın Başbakan önceki gün sitem ediyor, "Türkiye Cumhuriyeti'nin
Genelkurmay'ına, Bakanlığı'na, Başbakanı'na itibar etmiyorlar." diyordu. Tamam da, Sayın Başbakan'ın, "uyarı yapmadan, tamamen düşmanca, tamamen hasmane bir şekilde saldırdılar" dediği saatlerde, Genelkurmay'dan
yapılan son açıklamada, "keşif uçağının enkazında herhangi bir yangın
başlatıcı madde profiline, organik ya da inorganik patlayıcı madde
artığına ve herhangi bir mühimmata rastlanmadığı" vurgulandıktan sonra,
"Suriye resmî makamlarınca, kendileri tarafından düşürüldüğü iddia
edilen" ifadesine yer veriliyordu. Yani Başbakan "saldırdılar" diyor,
Genelkurmay, "Suriye'nin iddiası" diyor... Üstelik bu açıklama
Genelkurmay'ın konuyla ilgili beşinci açıklaması. Ve bir daha altını
çizelim, başta "Suriye tarafından düşürülen uçağımız" diyen Genelkurmay, şimdi "Suriye resmi makamlarınca düşürüldüğü iddia edilen" lafını
ediyor...Kime, neye, hangisine nasıl inanacağız? Siz çelişkili açıklamalar yaparsanız elbette kafalar karışır, elbette aslında ne olduğunu daha
fazla merak etmeye başlarız. Anladığımız kadarıyla tam ne olduğunu
anlamamız için bir-iki haftaya daha ihtiyacımız var. Dün Rusya ve ABD,
kendi radar kayıtlarını verdi, bunlar incelenecek. Uçağın deniz
dibindeki diğer parçaları çıkarılıp incelenecek. Ondan sonra -herhalde-
işin aslını öğrenebileceğiz.Neden böyle oldu? Hükümet aceleci davrandı. Genelkurmay'dan gelen bilgiler, kamuoyunu yatıştırmak için hemen açıklandı. Hâlbuki o
bilgiler enkazla ilgili teknik incelemeler yapılmadığı için zaten
yeterli olamazdı.Dikkat çeken husus şudur: Askerî konularla ilgili gelişmelerde
hükümete zikzak çizdiriliyor. Uludere olayında da öyle oldu. Şahsen ben
Uludere'de hükümete bir tuzak kurulduğunu açıkça yazdım. Jetimizin
düşmesinde de böyle bir tuzak havası var. Jetimiz düştü mü, düşürüldü mü o yakında belli olur. Ama belli olan bir şey var. Suriye, "biz
düşürdük" diyor. Yani olayı sahipleniyor. Suriye bunu neden yapıyor?
Asıl soru bu.Suriye bize tuzak kuracak/kurabilecek bir ülke değil. Ancak
tuzağın kapanı olabilir. Kapanı kim/kimler kuruyor? Uludere'deki izler
ile bu kapandaki izler aynı mı?Bu tuzakların Türkiye'nin güçlenmesi ve iç siyasi istikrarı ile
ilgisi nedir? 2050'de Türkiye'nin nüfusu 95 milyon hesap ediliyor.
Sadece bölgesinde değil, uluslararası alanda da küresel aktör olacak
Türkiye'nin önü, PKK ve Suriye kullanılarak şimdiden kesilmek mi
isteniyor? İsrail ve İran, bölge ülkeleri olarak Türkiye'nin yeni
gücünden ne kadar rahatsızdır? ABD, Almanya, Fransa, İngiltere ve Rusya
ne düşünüyor, ne hesap yapıyor? Çin, neden bu kadar Suriye hamisi? Biz
bütün bu soruların cevaplarını, jetimizin düşmesi ile birlikte düşünmek
zorundayız.Dış politikada fazla hissiyat hâkim. Zaten üç asırdır
hissiyatımız ağır basıyor. Heyecanlanmak güzel bir şey de, "başkalarını
rahatsız etmeme" diye bir ilke de var. Rahmetli Özal, "Adriyatik'ten Çin Seddi'ne..." diye bir laf etti. Rusya ve Çin'i hiç hesaba katmadı...
Balkanlar, Ortadoğu, Kafkaslar, şimdilerde Afrika'nın bütününde yıldızı
parlayan bir Türkiye var. Hiçbir şey yapmasanız bile bu yumuşak güç,
komşularınızdan beynelmilel güç odaklarına pek çok ülkeye, merkeze
rahatsızlık verir.Hissiyatı, meydan okumayı bırakmamız lazım. Türkiye kendini öne
atmamalıdır. Tamam, Suriye meselesinde biz kendimizi insani açıdan
birinci derecede sorumlu görebiliriz. Ama öne çıkıp Suriye ile karşı
karşıya kalmış iki ülke algısı meydana getirmek doğru değildir. Suriye
politikamızın temelde yanlış olduğunu söylemiyorum. Usul, yol, yordam da önemli diyorum. Aceleci, fevri, hissi çıkışlar doğru politikaları
tartışmalı hale getirir...













