"İlim her
şeyden üstündür” buyuruyor İmam-ı Azam Ebu Hanife. Şehitlerimizin acısı yine kor gibi içimize
düşerken, meselenin bambaşka bir boyutta nerelere varıp dayanabildiğini gördüm
üzülerek. Stratejistler, gazeteciler, yazarlar,
konunun uzmanları olayın akabinde bir şeyler söylediler, bir şeyler yazdılar
yine. Olması gerektiği gibi… Yazmayıp konuşsalar bile ne dediklerinin doğru
okunması gerektiği gibi. Yıllardan beri dilime pelesenk ettiğim,
bütün siyasileri defalarca kendi dilimce ikaz ettiğim bir çağrı vardır. Defaten
de yazılarıma konu etmişimdir bunu. Okuyun! Lütfen okuyun! Olayları doğru
okuyabilmek için okuyun! Çünkü ben ta o dönemlerde de şunun idrakine
varmıştım esefle. Siyasiler okumuyor, okumuş gibi görünüyor ya da bu işi
danışmanlarına bırakıyor. Ya da tamamen şu maksatla okuyor. "Hımm bakalım bugün
bana kim ne demiş?” Yazının bütünü, ne mesaj verdiği ya da iyi niyeti mühim
değil. Bir cümlede de olsun, eleştiri var mı kendisine yönelik, yazının geri
kalan bütün doğru cümlelerini çöpe göndermek ve o kişinin hakkında olumsuz
hüküm vermek için okuyor. O kadar tahammülsüz ki eleştiriye, yazının, selameti
için mesela bir uyarı mahiyetinde olduğunu bile kavrayamıyor. Üstü çiziliyor
böylelikle yazarın, gazetecinin veya stratejistin. Sonrasındaki bütün okumalar
bu önyargıya ayarlı oluyor. Ve dolaysısıyla da okunmamış oluyor. Ne olaylar, ne
ikazlar, ne de gerçekler. Hele bu işin danışmanlara bırakılan kısmı.
Siyasinin işi başından aşkın ne de olsa! Haliyle çoğu zaman bu işi danışmanlara
bırakıyor. "Bugün basında hakkımızda ne tür yazılar çıkmış?” "Efendim filan
şahıs yine sizi ağır bir dille eleştirmiş?” "Ne demiş?” En fazla, üç cümledir verilen bilgi.
Danışmanın inisiyatifinde yazının geri kalan cümleleri. Mesela gazeteci bir
sütunda olayları değerlendirmiş, sebepleriyle sonuçlarıyla ortaya koymuş, çözüm
önerisi getirmiş, bunun nedeni olarak da siyasiye "siz şöyle şöylesiniz çünkü”
demiş, neden öyle olmaması gerektiğini de iyi niyetle anlatmış. İşte danışmanın
çoğu zaman siyasiye ulaştırdığı bu: "Siz şöyle şöylesiniz çünkü…” Ama yazının tamamında bir iyi niyet var,
mesela "danışmanlarınıza dikkat edin”, "böyle böyle olmanıza biraz da onlar
sebep” gibi. Yok, dediğim gibi okunmadığı için, niyetlerde doğru okunamıyor bu
sebeple. Emevilerin zulmüne karşılık Abbasilerin
iktidara gelmesi için onca mücadele veren Ebu Hanife bilir misiniz, Abbasi
Halifesi Mansur tarafından çeşitli işkencelere maruz bırakıldı ve sonunda da
bir şekilde öldürüldü. Peki buna ne sebepti onu bilir misiniz?
Mansur’a devrinin en değerli alimini öldürtecek kadar gözünü döndürtecek sebep?
Halife Mansur’un danışmanı! İmam-ı Azam’ı müthiş derecede kıskanan ve verdiği
fetvalara karşı çıkıyor diye canı sıkılan İbn-u Ebu Leylâ, sürekli Halife’yi
"İmam-ı Azam sizin saltanatınıza karşı çıkıyor” diye yanlış bilgilendirip, onu
dolduruyordu. Oysa İmam-ı Azam’ın yaptığı tek şey, Emevilerin zulmüne karşılık
iktidar olması için desteklediği Abbasi halifelerini uyarmak ve aynı yanlışları
yapmamasını sağlamak için çabalamaktı. Her neyse! "Kime diyorum ben?” mi diyordu Cemil Meriç.
Tarihi bilmeyenlere, çok uzaklarda değil hemen on yirmi yıl öncemizdeki bazı
gerçekleri okuyamayanlara, bu kadar uzak bir tarihi okutmak ve ders
çıkarttırmak lüks olur elbette. Dost acı söyler sözünü hatırlatmıyorum
bile! Ha, bir de Ali Şeriati "Okuyun! Mürekkebin
akmadığı yerde kan akar” mı demişti? Bakın, akıyor işte!
Genel
05 Ağustos 2012 - 16:51
Güncelleme: 05 Ağustos 2012 - 17:41
Okumak!
"İlim her şeyden üstündür" buyuruyor İmam-ı Azam Ebu Hanife.
Genel
05 Ağustos 2012 - 16:51
Güncelleme: 05 Ağustos 2012 - 17:41












