Şarkıyla türkü arasında yapı itibarıyla fark yok fakat türkünün
şarkıya göre kaydadeğer bir üstünlüğü var: "Toplumun gönül teli" diye
bir şey varsa, işte o gösterge, bir türkü söz konusu olduğunda daha
fazla, daha samimi ve hisli tınlamaya başlıyor.
"Toplumun gönül teli" tamlaması, aslında saçma sapan bir tâbir.
Ne teli, hangi toplum; Türk toplumu? Biz vaktiyle bu kavramı nüfusun
tamamı için rahatça kullanır ve sahih bir karşılığı olup olmadığına pek
dikkat etmezdik. En tabii bir hakkın ifâdesiyle, "Ben Türk değilim,
başka bir topluluğa aitim" diyenlerde, "Ne münasebet, siz farkında
değilsiniz; Türkiye Türklerindir netekim!" diye bağıranların ahenksiz
korosu bize, etnik mânâda katışıksız bir topluluk olmadığımızı gösterdi. Millet, etimolojisi itibarıyla daha mûnis; vaktiyle Müslümanlar bu
kelimeyi, "Bir dine mensup olanların kâffesi" mânâsında kullanırlardı.
Meselâ İstiklâl Marşı'mıza bir de bu dikkatle bakmayı deneyiniz; bu
eşsiz şiirde Âkif, "Milletim" kelimesini tam da bu anlam için seçmiş ve
ayrıca bu kavramı "Türk" sıfatı ile pekiştirmeye gerek duymamıştı.İthaf satırı hariç, İstiklâl Marşı'mızda "Türk" lâfzı geçmiyor,
şimdi fark ettim ama garip, kontrol maksadıyla bütün şiiri başından
sonuna tararken her mısrâda karşılaşacakmışım gibi güçlü bir beklentim
vardı. Yok! Ne gam! "Hakk'a tapan millet"in adı konulmasa da olur; her
kim o topluluğa dahildir, ben de o millettenim. Bu kadar.Yeleğin ilk düğmesini yanlış iliklemişiz vaktiyle; millet, anlam
göçüğüne uğramış, milliyet ve milliyetçilik de kezâ. Derdimizi anlatmak
için evvelâ bir süre izahat vermek zorundayız. Yanlış ve isabetsiz
kavramlara yaslanarak ama her kifâyetsizliği bir paragrafla izah ederek
konuşmak, iletişim eylemek değildir. Tek kelimelik ve tam isâbetli
kavram gibisi yok ve esasen dil, böyle kelimelerin var ettiği bir mânâ
iklimidir. Vaktiyle dil devrimi yapanlar, kendi hesaplarına turnayı
gözünden vurmuşlar; konuşuyor, yazışıyor, tartışıyor ancak bir türlü
âhenk (iletişim) eyleyemiyoruz. Diyecektim ki, büyük ekseriyeti
itibarıyla nüfusumuzun (milletimizin diyemiyoruz; yukarıda izah ettik)
en çok paylaştığı değer nedir? Milli takım ı-ıh, bayrak? Türklük?
Müslümanlık? İnsaf? Demokrasi?Anladınız; doğru cevap, şu bizim türkü. Edirne Kapıkule'den
Hakkari Yüksekova'ya kadar çaprazlama, bu topraklarda yadırganmadan,
kimliği sual edilmeden, yolu kesilmeden, ensesine silâh sıkılmadan,
"bizden-ondan" ayrımına tâbi tutulmadan cevelân edebilecek tek ortak
değerimiz türküler kaldı. Eh, ona da şükür, ya olmasaydı!Neşet Ertaş'ın vefat haberini ilk duyduğunuzda yüreğinizin ucunda hissettiğiniz sızının sebebi var; Yaylalarımızın serin havası,
göllerimizin duru ve berrak suları, nân-ı azîzimizin mübârek kokusu gibi hepimize ait, müşterek bir şey aramızdan ayrıldığı için ahlandık,
yüreğimiz cız etti. Cenab-ı Hak, "Neşat Baba"ya rahmet etsin, sâlihlerle haşretsin. Son zamanlarda ölenin ardından "Sonsuzluğa gitti" filan gibi garip lâflar edilir oldu (Bkz. TRT), "Âhiret" kavramı pek "Dinsel ve
tinsel" geliyor olmalı ki, felsefeyle yüksek matematiğin kırıştırdığı
yerde türemiş sonsuzluk kelimesi revaç bulmakta.Kim nereye gitmek istiyorsa oraya gitsin, istesek de mâni
olamayız fakat ben Neşat Baba'nın bana göre doğru adrese, âhiret
yurdunun cennet köşküne gitmesini temennî ederim. Neşet Ertaş, bizi
türkülerin güzelliği üzerinde uzlaştırmayı bilmiş müşterek bir kıymetti; türkünün cisme bürünmüş, mücessem hâli. Onun ölümüne "vah" dememiş bir
ferd-i vâhid tasavvur edemem; eğer varsa onunla mânidar bir ortaklığım
kalmamış demektir.İnsan ölür eseri kalır; "Bozkırın Tezenesi" gitti, türküleri
yâdigâr kaldı, bir de samimi, ivazsız, alçakgönüllü güzel hâlleri.
Muazzam bir mirastır, hepimize ibret ve hüsn-i misâl olsun; türkü kadri
bilenlerin başı sağolsun.













