İslamcı akımlara yöneltilen eleştirilerden biri "milli" olmadıkları konusudur. Bunu iki düzeyde ele almak mümkün:
İlki, Türköne'nin Cemaleddin Efgani üzerinden İslamcılığı "Kökü
dışarıda bir ideoloji" (19 Ağustos) olarak tavsif edip
itibarsızlaştırmaya çalışması. Efgani'yle ilgili ibretlik
spekülasyonların patenti şimdiki zamanda M.Şevket Eygi'nin elindedir.
Tartışmayı adresinde yapmak lazım.Diğeri "milli" kelimesinin Arapça iştikakı, Kur'an ve Sünnet'teki kullanımı ile fıkıhta kazandığı hukuki muhtevanın tamamen dışındaki
kullanımı. Modern ulus devlet inşa etme süreçlerinde, yeni kurulan
devletler kendilerine "ulus" inşa etme çabalarının hasılası olarak
"millet ve milli" kelimelerini suistimal ve tahrif etmişlerdir; farkında olsunlar olmasınlar bazı Müslümanların da bu anlamda "millet ve milli"
kelimelerini kullanmaları, "Ehl-i Kitab'ın kendi kitaplarını tahrif
etmeleri, kelimelerin anlamlarını değiştirmeleri"yle eşdeğer bir inhiraf ve tahrifattır. Zira Arapça iştikak, Kur'an ve Sünnet ile fıkıhtaki
kullanımıyla "millet" sayısal insan topluluğunu, ulus, kavim, ırk veya
etnik grubu değil, "din ve şeriat"ı ifade eder. (Detaylı bilgi için bkz. A. Bulaç, Modern Ulus Devlet, 3. bsm, İstanbul-2007, s. 135-155.)Modern anlamında "milli" olan hiçbir zaman ümmete, halka ve
yönetilenlere ait olan değildir. Devletin yönetilenler üzerinde
yurttaşlık bağlamında giydirmeye çalıştığı kendi resmi, hukuki, kültürel formasyonudur. Bunun modern zamanlardaki çarpıcı formülasyonunu İtalyan faşizminin babası Mussolini'nin yaptığı sıralamada bulabiliriz: Önce
ordu, sonra devlet, arkasından ulus (millet). Yani ordular önce devlet
kurar, devletler ulus/millet inşa eder. Türkiye ve İslam dünyasındaki
sıralama da öyledir, bütün milliyetçilikler bu şablona uyarlar.Bu anlamda İslamcıların "kökü dışarıda ideoloji"yi temsil etmiş
olmaları bu bakış açısının, 19. yüzyıldan kalma ve tamamen "bize özgü
düşünce ve ideoloji" zihni alışkanlığının süregelen etkisidir. Bütün
ulus devletlere bakın, hepsinin "bayrakları ve milli marşları" vardır,
hepsi kendilerine özgü "milli kültür ve kimlikleri"nin olduğunu
savunuyor ki, ortak noktaları bu fikri ve zihni kabulü Batı
milliyetçiliğinden ortaklaşa iktibas ve ithal etmiş olmalarıdır.
İslam'ın menşei bir bölgeye, bir kavme ait değil, ilahidir. Hayrettin
Karaman Hoca, "İslamcılığın kökü İslam'dadır ve bitmez" diye bunun güzel bir açıklamasını yaptı (24 Ağustos, Y. Şafak).Bazen milliyetçi refleksler insanı tuhaf savunma mekanizmaları
icad etmeye sürükler. Mesela "En iyi Müslümanlık Türkiye'de yaşanır, siz bakmayın Suudi Arabistan ya da İran'ın şeriatle yönetildiklerine"
söylemi bunlardan biridir. Bu İslamiyet'i temellük yoluyla başka tür
milliyetçiliktir. İslam'ın en iyi yaşandığı yeri tespit etmenin dört
kriteri vardır:a) Toplumsal ve kamusal alanda İslami hükümler uygulanıyor mu, uygulanmıyor mu?b) Dini hayat; ibadetler seviyesinde ne kadar yaygın yaşanıyor?
Mesela namaz kılma, oruç tutma oranları, camilerdeki doluluk, beş vaktin cemaatle kılınması ve münkerlerin (alkol tüketimi, çıplaklık, faizli
ekonomi) alenen işlenmesi vs. c) Tarihten gelen âdet ve geleneklerin ne kadarı İslam'ın ruhuna
uygun? Yeni hayat ve oturma biçimleri İslam'dan mı besleniyor, yoksa dış dünya tarafından mı domine ediliyor?d) Ülke; devlet olarak uluslararası camiada kimlerle ittifak
içindedir, politik ve jeostratejik tercihlerini kimlerden yana yapmakta
ve hangi devletlerle iş tutmaktadır? Bu dört kriteri herhangi bir ülkeye uygulayalım, ortaya çıkacak sonuç İslam'ın ne kadar doğru ve yaygın
yaşandığı sorununun da cevabı olacaktır.İslam içinde "milli" olan "dini", yani "İslami olan"dır. Kim
İslamiyet'i referans alarak konuşuyorsa bizim için makbuldür,
düşünceleri bizim öz malımızdır. Bu açıdan Seyyid Kutup ve Malik
Binnebi, Mevdudi ve Ali Şeriati, Muhammed İkbal ve M. Bakır es Sadr,
İzzetbegoviç ve Nedvi; Mehmet Akif, Said Nursi, Elmalılı ve Abdurrahman
Arslan kadar milli ve yerlidirler. İslamcıların milli olanı, dine ve
ümmete ait olan herkestir. Ebu Hanife, Gazali, İbn Teymiye, Şah
Veliyullah Dehlevi, Molla Sadra, Mevlana, Ahmet Yesevi, Yunus vd.'nin
Türk, Arap, Fars, Kürt olmalarının hiçbir önemi yoktur.Hem liberalizm, sosyalizm ve milliyetçiliklerin neresi "milli" ki, İslami düşünce hasılası "milli" olmasın?













