Gençlerin kümelendikleri belli mekanlar vardır ve bu
çocukların gece geç vakte kadar bu mekanlarda boş boş gezdiğini sigara
tüttürüp küfür savurduklarını görürsünüz. Zaten hayattan tek
bekledikleri şey de gezip tozmak ve eğlenmektir. Geleceğe dair idealleri yok, kendi kültürlerine değerlerine karşı yabancılar. Aslında bir tür
kimlik bunalımı yaşıyorlar ve ne olmak istediklerine dair henüz bir
fikir sahibi değiller. Çocuğuna hiç vakit ayıramayan ve onu kendi
kökleri ile tanıştıramayan ailelerin zihinlerini meşgul eden tek bir
soru var. "Bu çocuğun hali ne olacak? Ancak bu soruya henüz kendileri de bir cevap bulmuş değiller. Aileler geç de olsa, çocuklarını kaybetmekte olduklarının farkına varıyorlar ama ellerinden bir şey gelmiyor. Çünkü
zamanında vermeleri gereken eğitimi vermemiş ve çocuklarını ihmal
etmişlerdir.
Her meyve kendi doğup büyüdüğü ağacın altına düşer... Bu çocuklar da doğup büyüdükleri aile ortamını yansıtıyorlar elbette. Ancak ortaya çıkan zarardan ve gençlerin düştüğü bu makus talihten onlar da paylarını alıyorlar.
Bu çocukların içinde yaşadıkları toplum ne kadar dejenere edilmiş olsa da, hala geçmişle olan bağı yansıtan, geleceğe uzanacak medeniyet birikimlerini hafızasında taşıyan bir toplum olma özelliğini korumaktadır. Fakat gençlik küreselleşmenin getirdiği seküler kültürün etkisinde kendi toprağına kendi kültürüne kendi inancına kendi sosyal yaşam biçimine yabancılıyor. Gençlerin gidip geldikleri mekanlara, gittikleri ortamlara bakacak olursanız ahlak ve maneviyata dair hiçbir eğitim ve öğretimden faydalanamadıklarını görürsünüz. Çünkü ailelerinin gündelik yaşantıların da da böyle bir gündemleri yok.
Ailede, eğer baştan beri çocuklarına ahlak ve maneviyat üzerine bir eğitim verilirse bu çocuklar kişiliğin temellerini sağlıklı bir zemin üzerine atabilirler. Elbette dışarıda, kışkırtan uyarıcılar bir hayli çok ve çocuklar tek tek kültürel bir saldırıya maruz kalıyorlar. Bu konuda kuvvetli bir savunmaya ihtiyaçları vardır. Ancak bu da yine ahlak ve maneviyat zemininde oluşacak bir gelişim ve dönüşümle mümkündür.
Her meyve kendi doğup büyüdüğü ağacın altına düşer... Bu çocuklar da doğup büyüdükleri aile ortamını yansıtıyorlar elbette. Ancak ortaya çıkan zarardan ve gençlerin düştüğü bu makus talihten onlar da paylarını alıyorlar.
Bu çocukların içinde yaşadıkları toplum ne kadar dejenere edilmiş olsa da, hala geçmişle olan bağı yansıtan, geleceğe uzanacak medeniyet birikimlerini hafızasında taşıyan bir toplum olma özelliğini korumaktadır. Fakat gençlik küreselleşmenin getirdiği seküler kültürün etkisinde kendi toprağına kendi kültürüne kendi inancına kendi sosyal yaşam biçimine yabancılıyor. Gençlerin gidip geldikleri mekanlara, gittikleri ortamlara bakacak olursanız ahlak ve maneviyata dair hiçbir eğitim ve öğretimden faydalanamadıklarını görürsünüz. Çünkü ailelerinin gündelik yaşantıların da da böyle bir gündemleri yok.
Ailede, eğer baştan beri çocuklarına ahlak ve maneviyat üzerine bir eğitim verilirse bu çocuklar kişiliğin temellerini sağlıklı bir zemin üzerine atabilirler. Elbette dışarıda, kışkırtan uyarıcılar bir hayli çok ve çocuklar tek tek kültürel bir saldırıya maruz kalıyorlar. Bu konuda kuvvetli bir savunmaya ihtiyaçları vardır. Ancak bu da yine ahlak ve maneviyat zemininde oluşacak bir gelişim ve dönüşümle mümkündür.













