Hukuk fakültelerimizde İslâm hukukuna, orta öğretim müfredatında
münhasıran İslam tarihine yer vermemekliğimizin fiili sonuçları üzerinde durmak istiyorum:
Hukuk fakültelerinde İslâm fıkhını genel kültür seviyesinde
olsun okutmamak, İslâm kavramının toplum nezdinde -tam da resmi
ideolojinin arzu ettiği üzere- "Çöl Kanunu" basitliğiyle algılanmasına
yol açmıştır; "Çöl kanunu", yani kabile sosyolojisinin dar sınırlarını
aşamamış basit, iptidai ve problem çözme zenginliğinden mahrum, sığ bir
birikim! Öte yandan İslâm tarihinin, resmi müfredatta sadece Siyer-i
Nebî ve Râşit halifeler devrinin fetih ve iftihar tabloları şeklinde
gösterilmesi ise, yaşayan Müslümanları, şimdiki durumun sefâleti fakat
tarihi zamanların şevketi gibi iki aşırı yorum arasındaki gri ve tabii
hadiseleri görmemeye sevk etti, romantikleştirdi, ümitsizlik telkin
ederek çıkmaz yollara sapmalarına yol açtı; hâlbuki tarih birikimi
dediğimiz şey sadece hanedan ve devletlerin kayıtlarını tutmaz,
insanlığın bütün hâllerini tasvir eder. İnsanlık hallerini bilenler,
kolay şaşırmazlar, baskı altında çabucak dağılmazlar ve hadiselerin
omurgasını herkesten önce ve sarih görebilirler.Sözü kestirmeden şu noktaya getirmek istiyorum: İslâm tarihi,
sadece İslâm hükümetlerinin, hanedanlarının ve münhasıran Hilâfetin
değil, Müslüman toplulukların da tarihidir ve aynı zamanda hayatın her
safhasına şâmil hükümler külliyatı olarak İslâm'ın nasıl algılandığını,
nasıl anlaşıldığını, nasıl uygulandığını da hikâye eder. Ayrıntılı ve
çok yönlü bir İslâm tarihi okuması, bize İslâm'ın pratiğini
(olmuş-bitmişini) gösterdiği için çok değerlidir; böyle bir birikimden
yüz çevirmenin zannedildiği gibi laikliğe bir hayrı olamayacağı gibi,
tarihi romantizmi beslemesi bakımından Müslümanlara da faydası yoktur.Bu noktada "İslâm Tarihi" konulu neşriyatın yetersizliğine işaret edelim. Mevcutlar ya bakış açıları veya -bizde meşhur- "Ahalinin
itikadını bozmayalım" endişesi sebebiyle temizlenmiş beyaz ama yetersiz
metinlerdir. Okuma-yazma iklimimizde bugün İslâm tarihine dair eserler
din kitabı, dinî kitap sınıfından sayılıyor; bu durum kabaca, İslâm
milletinin, İslâm'ın tarihiyle doğru-dürüst temas etmemesine yol
açmıştır. Müslümanların çoğu için İslâm Tarihi, İslâm'ın savunulduğu,
yüceltildiği ve propaganda edildiği bir bilgi bütünüdür. Öyle olduğu
içindir ki meselâ Şia doktrinini ilmekleyen sosyal ve siyasi kılcal
damarları bilmeden Alevilere kestirmeden akaid nasihatleri
verebilmekteyiz; hele hele Hâricîlik hakkındaki bütün mâlumatımız
-ekserimiz için- bir kaç menkıbeden ibarettir ve bu menkıbelerde
Haricilerin ne kadar menfi tipler olduğunu görürüz. İslam Tarihi
okumadığımız için, İslâm hükümetlerinin başına gelen bütün melâneti
kestirmeden Emevî Hanedanı'na keser, "Bütün mel'unluk Emevîlerle
başladı; onlar araya girmese, Asr-ı Saadet'in ışıltısı hiç sönmeyecekti" diye tarih felsefesi yürütürüz! Ezcümle, "Dinî" olanla, "Sosyal" olan
yan yana gelip çekişmeye başladığında olup biteni değerlendirebilme
kapasitemiz, bilgi yetersizliği sebebiyle yerlerde sürünür. Olup biteni
bir türlü anlayamayız. Eğitilmiş tarih melekemiz, olup biteni sadece
kahraman-hain dikotomisi içinde kavramak üzre biçimlendiği için
kahramanın veya hainin görünmediği olaylarda parlak yorum gücümüz sukut
eder.Hâlbuki Kur'an-ı Kerîm, diğer özelliklerine ilâveten, sanki bu
gibi hâllerde yoğunlaştırılmış tarih hikmetlerini talim etmek üzere özel bir tarihi hadiseler antolojisi de sunuyor bize ki ferâsetli bir
mü'min, sadece Kur'anî tefekkürle bu gediğini onarabilir. Kur'an,
kaarîlerini hayata ve kitaplara gönderir; hayatın pratiği ise insanları
Kur'an'a iade eder. Bir yerde, "Esaslı bir İslâm Tarihi okumamış
olabilirsiniz ama Kur'an'a hakkıyla eğilmiş iseniz bu ihtiyacınızı en
azından farkedersiniz" diye düşünüyorum ama haklı olup olmadığımı da
doğrusu tam bilmiyorum.İnsanlık halleri, yani insanlığın bütün hikâyesinin lübbü, özeti, muhassalası, yani bütün tarih; İslâm'ın tarihi, insanın tarihinden
parantezle ayrılmış değil ki. Kaldı ki insanlık halleri, -esasında
sayıca az olduğu için- kavranabilir meziyet ve kusurun çeşitlenmesinden
ibaret. Kur'an, bu hikmeti mündemiç olduğu için her zaman diri.İslâm'a dair konuşan en evvel tarihini iyi bilecek...













