Hazreti Peygamber "Allah'a ve ahiret gününe inanan
komşusuna iyilik etsin" buyurmuştur. Kültürümüzde komşu hakkı diye bir
şey vardır ki, bu tamamen İslam geleneğinden beslenir. Hatılarımıza
şöyle bir seyahat edecek olursanız, geçmişle günümüz arasında dahaki
farkı görebilirsiniz. Çocukluğumuzda, annelerimiz komşuya kokusu gitti
der ve evde pişen yemekten bir tabağa koyar ve elimize tutuştururdu.
Tabağı alır komşunun kapısını çalar ve geri dönerdik. Annelerimiz bu
yolla hem komşuluk ilişkilerimizi geliştirir hem de bizlere paylaşmayı
öğretirlerdi. Ama artık insanları birbirine bağlayan güven zincirleri
bir biri kırılıyor.
Komşu deyince hepimizin aklına, maddi manevi alış verişlerimiz gelir. O yüzden atalarımız komşu komşunun külüne muhtaçtır demişler. Fakat şimdilerde artık ne komşunun külü kaldı ne de komşuluk ilişkileri... Aynı apartmanda yaşan insanlar dahi birbirlerini tanımıyorlar... Bu sadece toplumun bireyselleşmesi ile ilgili bir sorun değil. Biraz da insanların birbirlerine olan güvenlerinin kırılması ile alakalı... Yaşlı dul kadınların öldüren, malınıza canınıza kast eden, çocuklarınızı kaçıran, taciz eden, çalah öldüren kimsenin yakın komşularınızdan çıkması ne yazık bi komşuya olan güveninizi de kırıyor.
Çocukluğumuzda komşularımızla olan alış verişlerimizin maddi manevi anlamı vardı. Komşunun ikramına icabet ederken, aynı zamanda onun bizi hatırladığını ve değer verdiğini düşünürdük. Bu duygu iki aile arasında kuvvetli bir bağ oluşturur ve ailenin fertlerini birbirlerine kenetlerdi. Tuzunuz bittiğinde vaktiniz yoksa komşudan isteyiverirdiniz, başınız darda kaldığında hemen komşunun kapısını çalar meramınızı anlatırdınız. Bizleri birbirimize bağlayan o güven zincirlerinin kırılması ile bütün bunlar birer hatıra olarak kaldı.
Yaşadığımız çağda insanlar, yardımlaşma ve biz olma duygusundan yavaş yavaş kopuyorlar. Ancak yaşanan yalnızlık ve sosyal sorunlar insanın insana olan ihtiyacını yeniden ortaya koyuyor.
Komşu deyince hepimizin aklına, maddi manevi alış verişlerimiz gelir. O yüzden atalarımız komşu komşunun külüne muhtaçtır demişler. Fakat şimdilerde artık ne komşunun külü kaldı ne de komşuluk ilişkileri... Aynı apartmanda yaşan insanlar dahi birbirlerini tanımıyorlar... Bu sadece toplumun bireyselleşmesi ile ilgili bir sorun değil. Biraz da insanların birbirlerine olan güvenlerinin kırılması ile alakalı... Yaşlı dul kadınların öldüren, malınıza canınıza kast eden, çocuklarınızı kaçıran, taciz eden, çalah öldüren kimsenin yakın komşularınızdan çıkması ne yazık bi komşuya olan güveninizi de kırıyor.
Çocukluğumuzda komşularımızla olan alış verişlerimizin maddi manevi anlamı vardı. Komşunun ikramına icabet ederken, aynı zamanda onun bizi hatırladığını ve değer verdiğini düşünürdük. Bu duygu iki aile arasında kuvvetli bir bağ oluşturur ve ailenin fertlerini birbirlerine kenetlerdi. Tuzunuz bittiğinde vaktiniz yoksa komşudan isteyiverirdiniz, başınız darda kaldığında hemen komşunun kapısını çalar meramınızı anlatırdınız. Bizleri birbirimize bağlayan o güven zincirlerinin kırılması ile bütün bunlar birer hatıra olarak kaldı.
Yaşadığımız çağda insanlar, yardımlaşma ve biz olma duygusundan yavaş yavaş kopuyorlar. Ancak yaşanan yalnızlık ve sosyal sorunlar insanın insana olan ihtiyacını yeniden ortaya koyuyor.












