BM Güvenlik Konseyi'nde Suriye temsilcisi
Suriye'deki insani durumların ele alındığı toplantıda alabildiğine
pişkin, suçlayıcı ifadelerle konuşuyor. Yüzbinlerce mültecinin ülkeden
kaçıp komşu ülkelere sığınmasına yol açan şiddeti tek kelimeyle,
terörizmle açıklıyor ve bunun da ülke içinden değil başta Suudi
Arabistan, Katar ve Türkiye'nden yapılan müdahalelerle oluştuğunu
suçlayıcı ifadelerle anlatıyor. Konuşmasının bir yerinde evraklarının
arasından bir kağıt çıkarıp gösteriyor, Suriye ordusuyla çatışmada
öldürülenler arasında 107 kişinin Arap ülkelerinden gelenlerin listesini içeren bir kağıtmış. Bu 107 kişi ona göre Suriye'de aslında hiç bir sorunun olmadığını,
herşeyin yabancıların Suriye'nin içişlerine müdahale girişimlerinin bir
sonucu olduğunu anlatıyor. İnsanların gözlerinin içine baka baka, tam bir şowla yalan söylüyor.
Sonuçta ortada 107 değil 20 bini aşkın insanın canı var, yüzbinlerce
insan can havliyle yanlarına hiç bir şeylerini almaya vakit bulamadan
komşu ülkelere kaçıp sığınıyor. Mültecilik olgusunun en temel gerçekliği şudur: Mülteciler gittikleri
yere terkettikleri toprakların yönetiminin meşruiyetini de götürürler.
Mültecilerin sayısı makul bir rakama ulaştığında artıkr meşuriyet sorunu tartışılmaz hale gelir. Bugün Suriye'den komşu ülkelere gerçekleşen sığınmaların sebebi Özgür
Suriye Ordusu veya Suriye muhalefeti olamaz herhalde. Sığınanların büyük çoğunluğu onların hedef alındığı bombardımanlar sonucu kaçmak zorunda
kalıyor zaten. Bugün Esad rejimi kendi halkına karşı yürüttüğü savaşta uyguladığı
yöntemleri başka ülkeyle savaşırken uygulasa bile tam bir savaş suçu
işlemiş sayılır ve peşine düşülür. Kendi halkına karşı bu cürümleri
işlemenin cezası ise aslında çok daha ağır, çünkü katlettiği insanlar
kendi halkı, yani güvenliği kendisine emanet olan, onun sorumluluğundaki insanlardan oluşuyor.Aslında Suriye'de rejimin bugün kendini savunacak hiç bir yüzünün hiç
bir gerekçesinin kalmamış olması geerekiyor. Ama alabildiğine pişkin ve
iğrenç bir propaganda ile kendi katlettiği insanların cesetleri üzerinde tepinerek ülkede olanları istediği gibi yansıtmaya çalışıyor. Suriye devlet televizyonunda yansıtılan mide bulandırıcı ve ancak
nekrofil duygulara hitap eden görüntülere monte edilmiş Baas
propagandası insanım diyen hiç kimseyi ikna edebilecek değil. Bu Esad'ın ancak nereden medet umacak hale gelmiş olduğunun ibretlik bir
manzarasını veriyor. Oysa bu görüntüler nasıl oluyorsa bizim CHP ve sol medyasını kolaylıkla
ikna ediyor. Türkiye'de hiç bir zaman iktidar olamayan, iktidarın hiç
bir sözüne hiç bir zaman inanmayan, itibar etmeyen külyutmaz Türk Solu
eli kanlı Baas iktidarının her anlattığına büyük bir güvenle
inanabiliyor. Siyasi nedenlerle desteklemeleri bir yana İran ve Rusya'nın bile artık
inanmadığı Esad'ın yalanlarının tek mümini CHP'liler, Türk Solu ve
Türkiye'nin bir kısım basını kalmış. Türkiye'nin müzmin muhaliflerinin
arkaik diktatörler çağının kanla beslenmiş Baas iktidarıyla kendini bu
kadar özdeşleştirebiliyor olması aazımsanacak, geçiştirilecek bir mesele değil bana göre. Bu ciddi bir sorundur. Yıllar önce özellikle 28 Şubat dönemlerinde birilerinin yaklaşımlarına
veya hayallerine yapılan Baasçılık yakıştırmaları o zaman da pek
ispatlanamayan bir duygusal boşalma ifadesi gibi gelebiliyordu. Bugün
Baasçılığın Türkiye'deki tehlikeli derecede gerçek taraftarları bütün
yaptığı katliamlara rağmen Esad'ı alenen savunabiliyorlar. Esad'ı
savunurken yaptıklarını yapmamış olduklarına inandıklarını sanmıyorum.
Daha tehlikeli olanı Esad'ın yaptıklarını normal görüyor olmalarıdır.
Ekmek sırasına girmiş onlarca insanın üzerine bomba yağdırılması, çoluk
çocuk ayırımı yapmaksızın şehirlerin rastgele bombalanması, her gün
içlerinde onlarca çocuk ve kadının bulunduğu yüzlerce insanın Esad
tarafından öldürülüyor olmasını Amerika'daki, Rusya'daki, İran'daki
sağır sultanlar duyuyor da bizim CHP'liler duymuyor olamaz herhalde.Bizim külyutmaz solcularımızın medyalarıyla, kamplardaki şovlarıyla
Esad'a verdikleri destek BM Güvenlik Konseyinde konuşan Suriye
temsilcisinin pişkince iddialarını savunmak için ileri sürebildiği
yegane delili oluşturdu. Sığınma kamplarının Suriye'ye yönelik
saldırıların üssü haline gelmiş olduğunu ispatlayabilmek için Türkiye
basınında yer alan ve CHP'lilerin kahramanlığını yaptıkları haberler. Biz CHP'nin Türkiye siyaseti içinde iki ileri bir geri de olsa yaptığı
manevralara zaman zaman safiyane umut bağlarken, CHP muhalefet adına dış politikada kendini aşma ekzersizleri yapıyor. Ziyaret ettikleri sığınma kampına alınmıyor olmayı da içerde birşeylerin karıştırılıyor olduğunun kesin delili diye sunuyor. Oysa o kamplarda yaşayanlar tam da sizin
gibilerden canlarını güç bela kurtarmak üzere kaçııp gelmiş. Sizin
ziyaretlerinizin onlara ne faydası olacak? Daha peşin peşin onların
katliamı hakeden suçlular olduğuna inanmışsınız, onlara ne vermeye
gidiyorsunuz? Sizi oradan sopalayıp kovalamadıklarına şükredin. Sığınma kampları varsa orada mağdur sığınmacılar vardır. Onları ziyaret
edenlerin onların mağduriyetini daha da artıracak hesapların içinde
olması neresinden bakılırsa utanılacak bir durum, bir skandal. CHP'liler o kamplara ne aramaya gelmiş baksanıza. Çoluğuyla çocuğuyla
evlerinden kopmak zorunda kalmış, insanlığın acıdığı insanları ziyaret
ederken onları mağdur eden katillerin hukukunu gözetmek üzere bir
ziyareti iyi akıl ediyor CHP'liler. Sahi içeri girince ne yapacak CHP
milletvekilleri? "Ayıp ettiniz buralara gelmekle, diktatörünüzdür sever
de döver de öldürür de yaşatır da" mı diyecekler? Kamplara canlarını kurtarmak üzere gelen insanlar canlarını Esad'dan bir şekilde kurtarmış oldular, ama CHP'lilerin elinden kurtaramayacaklar. Bu CHP kafası insanı gerçekten öldürür.
Genel
01 Eylül 2012 - 15:09
Esad'dan kurtuluş var CHP'den yok
BM Güvenlik Konseyi'nde Suriye temsilcisi Suriye'deki insani durumların ele alındığı toplantıda alabildiğine pişkin, suçlayıcı ifadelerle konuşuyor
Genel
01 Eylül 2012 - 15:09













