1- Türkiye güvenlikçi politikalara mı kayıyor? Yine 90'lara mı dönüyoruz?
2- PKK, BDP milletvekillerini tutuklatmak mı istiyor?
İnfial doğuran her PKK saldırısından sonra devlette terörle mücadelede açık bir politik kararlılık gösterme isteği hissediliyor.
Ama terörle mücadelede dünya örneklerini ısrarla görmek istemeyen bazı kalemler, birinci soruyu derhal ısıtıp gündeme taşıyorlar.
Akabinde devlet aklında doğmak üzere olan "netlik ve kararlılık" gün yüzü göremeden, bir sonraki acı PKK saldırısına kadar tekrar uykuya yatıyor.
Bunların çoğu Alman Rote Armee Fraktion veya kamuoyunda Baader-Meinhof olarak bilinen terör örgütünün önemli simalarından gazeteci Ulrike Meinhof'un bir cümlesini meşrulaştırdıklarının farkında değiller.
Şeytansı Meinhof, "Eğer biri bir araba yakarsa bu suçtur, eğer biri yüzlerce araba yakarsa, bu politik bir eylemdir" diyordu.
Bizimkiler daha çok şu parolaya odaklanmış durumdalar:
Bir veya birkaç kişi bir cinayet işlerse suçtur, 4000 kişi (PKK) cinayet işlerse politik bir duruştur...
Bunlar şehitler birer ikişer gelirken bile tezlerini türlü sosyolojik doneyle tezyin etmeye devam ederler.
Ama şehitler onar on beşer gelmeye başlayınca, susarak bir türlü işe yaramayan, PKK'yı her dem daha da cüretkâr hale getiren tezlerini bir müddet toprağa gömüp beklerler.
Devlet, acıyı ve vahameti görüp netlik ve kararlılığa yönelince, dünyada emsali olmayan o tezlerini derhal topraktan çıkarıp tekrar tezgâhın üstüne koyarlar ve teşhire başlarlar.
Doğru formül
ETA ve IRA'yı yakından takip eden Paul Wilkinson, terörün önüne geçilebilmesi için, polisiye tedbirlerin yanı sıra teröristlerin toplumdan tecrit edilmesi gerektiğini belirtiyor.
ETA ve IRA'nın siyasal tabanı olduğunu bile bile.
Meşhur terör uzmanlarından Prof. Richard Clutterbuck da benzer bir görüşü savunuyor.
Güvenlikçi bir politikanın hukuk içinde aksamadan yürütülmesi gerektiğine inanıyorlar.
Onlar böyle söylese de, bizimkiler kararlı bir güvenlik konsepti icra edilmeden terör örgütüyle salt sosyolojik ve siyasal mülahazalarla müzakere etmenin, diğer terör örgütlerine "devletleri terörle masaya oturtmanın yolu"nu göstermiş olacaklarını hiç düşünmüyorlar.
PKK, devleti özerkliğe kadar hedef büyütmeye zorlayacağına, devlet PKK'yı eşit Kürt kimlik ve haklarının sağlanması hedefine çekmelidir.
Bu da ütopik ve zemin kaybettirici müzakereler yerine, önce örgüte sınır içi ve dışında kararlı bir operasyonel vuruş, ardından masada müzakereyle biten bir sahneyle temsil edilir.
Formül; önce güvenlik sonra müzakeredir.
Bu formül bile PKK'nın gerçekten barış istemesi ve gerçekten Kürt hakları söyleminde samimi olması durumunda geçerli.
Önce müzakere sonra güvenlik derseniz, ümitlerinizi ve asayişinizi PKK'nın inisiyatifine bırakmış olursunuz.
2 kez yaşandığı üzere Reşadiye veya Silvan'larla hem hayallerinizi hem de canlarınızı toprağa gömersiniz.
Bu minvalde Ahmet Altan ve Fikret Bila'nın son analizleriyle hayalden hakikate ulaşmaları ümit vermektedir.
Evet, PKK asla barış istememekte, Kürtler'in değil kendisinin hükümferma olacağı bir toprak talep etmektedir.
PKK kendi varlığını korumak için gerekirse çoluk çocuk, BDP'lisi BDP'sizi dahil tüm Kürtler'i ateşe atma kararlılığını, Öcalan'ın "40.000 Kürt ölse ne olur" yaklaşımından beri açıkça ortaya koydu.
Ayrıca "PKK'nın BDP'lileri tutuklatmak istediği" iddiası yeni değil.
Daha önce suç işleyen DEP-BDP çizgisi vekilleri tutuklanmadı mı?
Ne oldu PKK militan sayısı 4-5 binden 10.000'e mi çıktı?
Ya da PKK siyaseti seçim barajını mı geçti?
"PKK BDP'lileri tutuklatmak istiyor" diye, BDP vekilleri hangi suçu işlese göz mü yumacaksınız?
İspanya, ETA terörüne siyaset yaptırmadı.
Zerre kadar ETA izi gördüğü hiçbir siyasal oluşuma izin vermedi, hepsini liste dışı bıraktı.
İngiltere, Sinn Fein'in faaliyetlerine müsamaha gösterdi ama terörü destekleyenlerin demeç ve açıklamalarının medya organlarında kendi seslerinden yer almasını yasaklıyordu.
Sinn Fein de IRA'ya yakınlığını resmen kabul etmedi.
Demek ki hukuk devleti kenara itilerek sorun çözme modeli yok.
BDP kapatılmasın.
Ama 90'lardaki hukuksuzluktan dem vurarak hukuka dikkat çekenler, 2012 KCK teröründe hukuka sırtlarını dönüp iki yüzlülük yapmasınlar.
2- PKK, BDP milletvekillerini tutuklatmak mı istiyor?
İnfial doğuran her PKK saldırısından sonra devlette terörle mücadelede açık bir politik kararlılık gösterme isteği hissediliyor.
Ama terörle mücadelede dünya örneklerini ısrarla görmek istemeyen bazı kalemler, birinci soruyu derhal ısıtıp gündeme taşıyorlar.
Akabinde devlet aklında doğmak üzere olan "netlik ve kararlılık" gün yüzü göremeden, bir sonraki acı PKK saldırısına kadar tekrar uykuya yatıyor.
Bunların çoğu Alman Rote Armee Fraktion veya kamuoyunda Baader-Meinhof olarak bilinen terör örgütünün önemli simalarından gazeteci Ulrike Meinhof'un bir cümlesini meşrulaştırdıklarının farkında değiller.
Şeytansı Meinhof, "Eğer biri bir araba yakarsa bu suçtur, eğer biri yüzlerce araba yakarsa, bu politik bir eylemdir" diyordu.
Bizimkiler daha çok şu parolaya odaklanmış durumdalar:
Bir veya birkaç kişi bir cinayet işlerse suçtur, 4000 kişi (PKK) cinayet işlerse politik bir duruştur...
Bunlar şehitler birer ikişer gelirken bile tezlerini türlü sosyolojik doneyle tezyin etmeye devam ederler.
Ama şehitler onar on beşer gelmeye başlayınca, susarak bir türlü işe yaramayan, PKK'yı her dem daha da cüretkâr hale getiren tezlerini bir müddet toprağa gömüp beklerler.
Devlet, acıyı ve vahameti görüp netlik ve kararlılığa yönelince, dünyada emsali olmayan o tezlerini derhal topraktan çıkarıp tekrar tezgâhın üstüne koyarlar ve teşhire başlarlar.
Doğru formül
ETA ve IRA'yı yakından takip eden Paul Wilkinson, terörün önüne geçilebilmesi için, polisiye tedbirlerin yanı sıra teröristlerin toplumdan tecrit edilmesi gerektiğini belirtiyor.
ETA ve IRA'nın siyasal tabanı olduğunu bile bile.
Meşhur terör uzmanlarından Prof. Richard Clutterbuck da benzer bir görüşü savunuyor.
Güvenlikçi bir politikanın hukuk içinde aksamadan yürütülmesi gerektiğine inanıyorlar.
Onlar böyle söylese de, bizimkiler kararlı bir güvenlik konsepti icra edilmeden terör örgütüyle salt sosyolojik ve siyasal mülahazalarla müzakere etmenin, diğer terör örgütlerine "devletleri terörle masaya oturtmanın yolu"nu göstermiş olacaklarını hiç düşünmüyorlar.
PKK, devleti özerkliğe kadar hedef büyütmeye zorlayacağına, devlet PKK'yı eşit Kürt kimlik ve haklarının sağlanması hedefine çekmelidir.
Bu da ütopik ve zemin kaybettirici müzakereler yerine, önce örgüte sınır içi ve dışında kararlı bir operasyonel vuruş, ardından masada müzakereyle biten bir sahneyle temsil edilir.
Formül; önce güvenlik sonra müzakeredir.
Bu formül bile PKK'nın gerçekten barış istemesi ve gerçekten Kürt hakları söyleminde samimi olması durumunda geçerli.
Önce müzakere sonra güvenlik derseniz, ümitlerinizi ve asayişinizi PKK'nın inisiyatifine bırakmış olursunuz.
2 kez yaşandığı üzere Reşadiye veya Silvan'larla hem hayallerinizi hem de canlarınızı toprağa gömersiniz.
Bu minvalde Ahmet Altan ve Fikret Bila'nın son analizleriyle hayalden hakikate ulaşmaları ümit vermektedir.
Evet, PKK asla barış istememekte, Kürtler'in değil kendisinin hükümferma olacağı bir toprak talep etmektedir.
PKK kendi varlığını korumak için gerekirse çoluk çocuk, BDP'lisi BDP'sizi dahil tüm Kürtler'i ateşe atma kararlılığını, Öcalan'ın "40.000 Kürt ölse ne olur" yaklaşımından beri açıkça ortaya koydu.
Ayrıca "PKK'nın BDP'lileri tutuklatmak istediği" iddiası yeni değil.
Daha önce suç işleyen DEP-BDP çizgisi vekilleri tutuklanmadı mı?
Ne oldu PKK militan sayısı 4-5 binden 10.000'e mi çıktı?
Ya da PKK siyaseti seçim barajını mı geçti?
"PKK BDP'lileri tutuklatmak istiyor" diye, BDP vekilleri hangi suçu işlese göz mü yumacaksınız?
İspanya, ETA terörüne siyaset yaptırmadı.
Zerre kadar ETA izi gördüğü hiçbir siyasal oluşuma izin vermedi, hepsini liste dışı bıraktı.
İngiltere, Sinn Fein'in faaliyetlerine müsamaha gösterdi ama terörü destekleyenlerin demeç ve açıklamalarının medya organlarında kendi seslerinden yer almasını yasaklıyordu.
Sinn Fein de IRA'ya yakınlığını resmen kabul etmedi.
Demek ki hukuk devleti kenara itilerek sorun çözme modeli yok.
BDP kapatılmasın.
Ama 90'lardaki hukuksuzluktan dem vurarak hukuka dikkat çekenler, 2012 KCK teröründe hukuka sırtlarını dönüp iki yüzlülük yapmasınlar.













