Batı medeniyeti ürünü kurum ve kavramların, batılılaşma hareketleri
ve projesi ile Türkiye’ye taşınmaya başlanmasına yönelik devrimlerle
beraber hayatımızda, birçok değişiklikler meydana getirildi. Topyekün
bir batılılaşma hareketi devam ederken, milletin buna direnme gücü,
ülkede ne oluyor bitiyor bunu öğrenme şansı dahi yoktu.Devlet tiyatrosu denen kurumlarda Avrupa ülkelerinden ithal edildi.Tiyatro, kültürel batılılaşmanın önemli bir ayağı idi.Tiyatrosuz
batlı olmak büyük bir eksiklik olacağından,tiyatronun derhal ithal
edilmesi lazımdı. Bu batılılaşmanın olmazsa olmazı olarak görülüyordu.Sorun, batı tipi tiyatroyu kim getirecekti, bunun sahnelediği
oyunları kim seyredecekti,bu işe kim para yatıracaktı? Türkiye için bu
iş, karlı bir iş değildi. Kimse cebinden para koyarak Türkiye’de bu işe
soyunmazdı. Belki kiliseler birliği bu işi misyonerlik faaliyetlerinin
bir aracı olarak destekleyebilirdi. Müslüman topluma, tiyatro eserleri
ile Hıristiyan bibi yaşama kültürünü aşılayabilirlerdi. Ancak öyle
olmadı, bu işe devlet sahip çıktı. Bu işi devlet hazinesinden finanse
ederek tiyatroları batılılaşmanın bir mabedi haline getirmek akıllıca
bir politika olarak görüldü. Buna hiç kimse de karşı gelemezdi.Nede olsa devlet işin içinde.Çağdaşlığa (!) kimse karşı gelip ipe gitmek
istemezdi.Nihayet 1936 yılında kurulan Konservatuar’ın yöneticiliğine ve
baniliğine Karl Ebert görevlendirildi. Müslüman kültüründe böyle şeyler olmadığından bu işi ancak bir Avrupalı yapabilirdi. Öyle de oldu.1940 yılında "Tiyatro ve Opera Tadbikat Sahnesi” kuruldu. Millet
kendi camisini mabedini kendisi yaparken,devlet yöneticileri bu tip
kurumları milletten topladığı vergilerle büyük paralar sarf ederek inşa etmeye başladı. Halk bu gibi batı kaynaklı kurumlara pek rağbet etmedi, hatta karşı durdu. Kendi doğrularına aykırı ve zararlı gördü. Halk
biliyordu ki tek parti döneminde milletin inancına savaş açılmış,
hayırlı hiçbir iş yapılmıyordu. Tiyatro ile de halka hayırlı bir şey
verilmeyecek, batı yaşam tarzı ve inancının propogandası yapılacaktı.1947 de Karl Ebert yöneticilikten ayrıldı. Yöneticiliğe yerli biri, Muhsin Ertuğrul getirildi.1948 de küçük ve büyük tiyatrolar açıldı. 1949 da Devlet Tiyatrosu "Devlet Tiyatrosu ve Operası” olarak kuruldu.Küçük tiyatro, Cevat F.Başkut’un "Küçük Şehir” eserini,Büyük Tiyatro
J.W.Goethe’nin "Faust”unu sahneledi. Daha sonraları ,Jan De
Hartog, Garson Kanin, Albert Camus, L.Pirandello,Lillian
Helman,Strati Karra,William Shakespeare,Jean Paul Sartre,Athol Fugard
gibi yabancı yazarların; Dinçer Sümer,Necati Cumalı,Aziz Nesin,Nazım
Hikmet Ran gibi yerli yazarların eserlerini sıklıkla sahneledi. 2003
yılından sonra daha çok Nazım Hikmet Ran,ın Kuvayı Milliye sini,Güngör
Dilman ‘ın Deli Dumrul’u, Martin Mcdonaugh’un ,Leenane’nin Güzellik
Kraliçesi, Orientexpress 2008 den itibaren "Vagon Tiyatro” ile Ankara
–Tatvan hattında ve doğu batı kültürünü birleştirmeyi amaçlayan
Orientexpess, Ankara- Almanya güzergahında hizmet(!) vermeye devam
etti. Bunlara sormak lazım, bu millete mal olmuş onların
kutsallarını,değerlerini günümüze taşımış,Necip Fazıl gibi,Mehmet Akif
gibi hiçbir yazarın eserini sahneledinizmi? Hayır,sahnelemezler.Bu
amaca aykırı düşer.Vatandaş tiyatrocuları tanımaz,tiyatroya gitmez,gidene de iyi gözle bakmaz, bunu da gayet iyi biliyorlar.Hükümet , her şeyi özelleştirdiği gibi devlet Tiyatroları’nı da
özelleştirme kapsamına aldı. En isabetli özelleştirme kararını da almış
oldu Bu karar daha kesinleşmeden,uygulama alanına konmadan, birkısım
asalak,kendilerini çağdaş sanatçılar olarak kabul eden canlı türü koro
halinde bağrışmaya başladılar. Bu eylemi millet hayrına,sanat aşkına
yaptıklarına hiç inanmıyorum. Devlet sanatçısı payesi ile bugüne kadar
milletin sırtından aldıkları paracıklar ün ve ünvanları,beş para etmez
sanatları(!), milletin kutsallarına küfretme ,alaya alma, onlarla
eğlenme, dolçe vitaları, ellerinden gidecek diye koro haline
böğürüyorlar.Devlet Tiyatroları geçen yıl 126.000.000.-TL gider yapmış, buna
karşılık yaptığı hasılat 4.900.000.-TL olmuştur. Yani; 121.100.000.-TL
zarar etmiştir. Aradaki fark bu fakir milletin kesesinden, hazineden
ödenmiştir. 2012 yılı bütçesinden 136.000.000.-TL ödenek ayrılmıştır. Bu işin içinde şehir tiyatroları da yoktur. Sanatlarını özgürce icra
etsinler,gişe rekorları kırsınlar ,büyük paralar kazansınlar ,yeter ki
milletin sırtından insinler,millete ve değerlerine hakaret mabedi haline getirdikleri tiyatrolarının bedelini millete ödetmesinler.Bir zamanlar, tek parti döneminde yapılan sanat etkinlikleri hep
anlatılır. Erzincan’a milleti çağdaşlaştırmak(!) için senfoni
orkestrası konser vermeye gelir. CHP tek parti dönemidir, İl valisi CHP il başkanıdır, halkı jandarma marifetiyle bir salona doldurtur.Onlara
konser dinletip çağdaş ve batılı olmalarına katkıda bulunup hayır(!)
işleme niyetindedir. Cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrası gelir sahneye
yerleşir. Orkestra büyük bir iştahla sanatını icra eder. Konser
bitince, önceden bu kadar kalabalık izleyici beklemeyen şef, bir yaşlı
vatandaşa döner ve "Tebrik ederim sizleri, bu şehirde bu kadar
sanatsever olacağını tahmin etmemiştim,konseri nasıl buldunuz?” diye
sorar. Yaşlı amca:” Oğlum Erzincan’a Ruslar geldi zulmetti,ermeni
çeteleri zulmetti,pontuslu geldi zulmetti ancak Erzincan, Erzincan
olalı bu zulmü görmedi.”der. Halkın genetiğine aykırı bu işi, sanattan öte içeriğini, halkımız zulüm olarak algılamıştır.Bu milletin % 1 i
dahi halen Devlet Tiyatrosuna gitmez. Birincisi, böylesi tiyatro
geleneğinde yoktur. İkincisi, tiyatrodan çok içeriği ile verilmek
istenen şeye karşıdır. Tiyatro, halkın kültür ve inancına uygun
temsiller için kullanılsa, milletin kültürüne hizmet edecek içerikli
oyunlar sergilense, halk tiyatroya gider.Konuları iyi tiyatrolara amatör tiyatrocular oynasa bile halkın gittiği görülüyor.Hazırlanan yasa taslağında, devlet tiyatro sanatçılarının yüksek
tazminatla emekli edileceği, emekli olmak istemeyenlerin çalışmasalar
dahi maaş almaya devam edilecekleri ifade ediliyor. Buna hiç gerek yok
ve böyle yapılırsa büyük haksızlık yapılmış olur.Bunlara yüksek tazminat verilmesi diğer çalışanlara haksızlık olur.Bunlar imtiyazlı sınıf
değildir. Hukuk devletinde imtiyaz olamaz. Tazminat biryana, Devlet
kurularını zarar ettirdiklerinden dolayı sorgulanmaları ve izahları
yeterli ve haklı bulunmaz ise yöneticilerine zimmet çıkarılması gerekir. Adil olan budur.İnşallah milletin hayrına sonuçlandırılır.Bunun devamında,
kültürümüzde olmayan, Opera, Bale,Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası
gibi kurumlarda milletin sırtından indirilir. İndirilmelidir. Bu
işlerin sevdalıları, her meslekte olduğu gibi yapacakları sanatın
sermayesini kendileri koysunlar. Bundan daha tabii ne olabilir. Bu
çağdaşlık havarileri, hiç olmazsa millete milletin paraları ile değil, kendi paraları ile hizmet edip, bedelini de hizmeti alanlardan tahsil
etsinler. Devletten kuruş yardım almadan bu işi yapan çok sanatçımız
var.Bunların seküler içerikli sahne oyunları için, benimde verdiğim
vergilerden oluşan hazine gelirlerinden ödenen paraların en azından
kendi payıma düşenini helal etmiyorum.Diğer mükellef vatandaşlar bu konuda iradelerinde özgürdürler.
Genel
22 Haziran 2012 - 13:07
Devlet Tiyatroları Ne İşe Yarar
Batı medeniyeti ürünü kurum ve kavramların, batılılaşma hareketleri ve projesi ile Türkiye'ye taşınmaya başlanmasına yönelik devrimlerle beraber hayatımızda, birçok değişiklikler meydana getirildi. Topyekün bir batılılaşma hareketi devam ederken, milletin buna direnme gücü, ülkede ne oluyor bitiyor bunu öğrenme şansı dahi yoktu.
Genel
22 Haziran 2012 - 13:07












