-Hocam hocam, sizi CHP'lilerin iftarında görmüşler; ortalık yıkılıyor!
-Gizli saklı değil ki Çekirge; davet edilince icabet ettik, o
kadar. Üstelik bugünlerde hele İstanbul'da uzak bir semte iftara gitmek
enikonu fedâkârlık oldu. Üç saat yollarda debelendikten sonra ucu ucuna
yetiştik iftara. İki saat de dönüş... Şöyle tasvir edeyim durumu da
herkes gülsün. Sayın Kılıçdaroğlu Ankara'daki evine bizden önce
varmıştır. Şaka gibi!-CHP'nin resmi iftarı mıydı bu? -Öyle sayılır; İstanbul teşkilatı ve vekil İhsan Özkes ev sahipliği yaptılar ama genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ev sahibiydi.-Başka kimler vardı?-Bizim gazeteden Hüseyin Gülerce, Ali Bulaç ve bir kısım medyadan bazı yazarlara ilaveten davetlilerin ağırlığını Diyanet camiası meydana getirmişti. Toplam kırk kişi filan; dar kapsamlı samimi bir iftar oldu. Yemekten sonra her davetliye İhsan Özkes'in kaleme aldığı "Atatürk, CHP ve Din" adlı kitapçık dağıtıldı ki, iftarın amacını az buçuk imâ ediyor bu risâle.-Nasıl yani?-Kitapçık, benzerleri gibi Atatürk'ün samimi bir dindar olduğu
anafikrini savunuyor. İmâ ettiği şey, "Yeni CHP"nin bu defa sahiden
iktidar olmak istediğiydi bana göre; yani, "Laiklerin oyu yetmiyor,
dindarların da kalbini kazanıp oyunu almak lâzım" düşüncesi.-Bu niyeti samimi buluyor musunuz?-Benim bir fikrim var ama peşin hükümlü davranmayacağım. Sayın
Kılıçdaroğlu'nu, kendilerini dindar kitleye iyi ve doğru anlatmak
endişesi içinde gördüm; samimi idi. Yarım saatlik konuşmasında bu
husustaki temel yaklaşımını anladığımı zannediyorum. Şöyle bir şeydi:
Kılıçdaroğlu dindar, kendi tabiriyle "mütedeyyin" kitle ile
muhafazakârlar arasında fark görüyor. Dindarları daha sempatik, çünkü
iddiasına göre Hz. Muhammed (sas) bir devrimci idi. Muhafazakârlar ise,
statükoyu, sermayeyi, yolsuzluğu mubah gören, gelişmeye kapalı bir
topluluk olarak olumsuzlanıyor zımnen.-Bu yaklaşım doğru mu?-Değil, çünkü mütedeyyinle muhafazakâr arasındaki fark,
Kılıçdaroğlu'nun zannettiği gibi sarih değil; ikincisi ise bana göre
CHP'nin daha önce CHP'ye hiç oy vermeyen kitleye Diyanet camiası
üzerinden ahlâklı mütedeyyin Müslüman kavramı üzerinden ulaşmaya
çalışmasıdır; böyle bir intibâ edindim. Küçük salonda Diyanet
camiasından isimler çoğunluktaydı ve hemen hepsi birkaç dakika da olsa
topluluğa hitab ederek, kendilerinin muhatap alınmasından duydukları
hoşnutluğu ifade ettiler...-İçlerinde ileride CHP saflarında siyaset yapmak niyeti izhar edenler de var mıydı hocam?-Çok fenasın çook, kalbin kararmış senin Çekirge; üstelik olsa
bile ne çıkar; en tabii hak değil midir, böyle şeyleri düşünmen bile
tuttuğun orucun randımanını düşürür Çekirge. İftardan sonra hatırlat,
ağzına büber süreyim!-Geceden ilginç notlar nelerdi sizce?-İlginç geceydi; meselâ Kılıçdaroğlu'nun ahlâkı, siyasetin ortak
paydası olarak nitelemesini dikkat çekici buldum; bir an kendimi,
siyasetin pratik ve zaruri cihetlerini görmezden gelerek kitabın tam
orta yerine göre siyasethane kaleme alan klasik devir fukahasından
birini dinliyor zannettim. Şahsen bu vurguyu alkışlıyor, altına imzamı
atıyorum ama Kılıçdaroğlu'nun bu vurgunun ardında uzun süre
durabileceğini sanmam. O kendince "Ben dürüstüm, çalmam ve çaldırmam;
öyleyse dürüstlüğü destekleyin, toplum sizin sözünüzden çıkmaz, bizi
destekleyin hep birlikte ayağa kalkalım" demeye getiriyor. Halbuki ben
Diyanet camiasının iyi bir siyaset aktarıcısı olduğu kanaatinde değilim.-İlginç bir konu; peki başka ne dikkatinizi çekti?-İnsâni ve hoş bir nükte; Kılıçdaroğlu, küçüklüğünde babasından
Eba Müslim Horasani cenkleri dinlemiş; kendisi de Fuzuli'nin
"Hadikat'üs-Süeda"sını okumuş...













