Türk ve Dünya siyaset
diline "Post Modern Darbe” tanımlamasını sokan 28 Şubat’ın yıldönümünde, Bülent
Arınç’ın dünkü bir gazetede yayınlanan açıklamaları, bana bu "Post Modern”
dedikleri de ne ola ki diye sordurdu ve bir iki araştırma yapmak zorunda
bıraktı. Öyle ya!
Kim tam manasıyla bu söylemin açılımını biliyor? Sadece ne olmadığını biliyor.
Gerçek bir darbe değil! Şöyle tanklı, tüfekli ve olağanüstü hali gerektiren, gece
sokağa çıkma yasaklı filan olanından. Böyle değil. Öyleyse daha yumuşağı… Göz
korkutmalı ya da yağmasan da gürle tarzında bir şey! Neyse!
Yormayayım sizi. Araştırdım ben bunu. Ve karşıma çarpıcı sonuçlar çıktı. Bu
tanım ilk defa bir gazeteci tarafından kullanılmış mesela ve sonra da Türk
Siyaset tarihinde yerini almış. 13 Haziran 1997 tarihli Radikal Gazetesinde
Türker Alkan "Post modern bir askeri müdahale” başlıklı bir yazı kaleme alıyor
ve bu tanımlama dilden dile yayılıyor. Cengiz Çandar ise daha sonra benzer bir
yazı kaleme alarak O da bu tanımlamayı kullanıyor ve Onun vasıtasıyla da
yabancı basın da bu tanımı kullanmaya başlıyor. Yani adamlarda darbe kültürü
olmadığı için, postmodern darbe kültürü hiç yok! Dolayısıyla ancak böyle
tanımlamalar bizde icat edilebiliyor ve dünya da eşi benzeri olmadığı için de
adamlar mecburen bu tanımlamaları kabulleniyor. Fakat bu
tanımlamaya son derece ihtiyaç(!) kabilinde yaklaşan yabancı basın, sonradan bu
tanımlamayı Türkiye’de kullanılan manasının dışında da kullanmaya başlamış.
(Zira bizdeki tanıma uyan içerik yalnızca biz de var!) Mesela 2000 yılındaki
Sırbistan’daki eylemler, 2001 yılındaki başarısız olan Beyaz Rusya’daki eylemler,
2003 yılında Gürcistan’daki "Gül Devrimi” ve 2004 yılında Ukrayna’da gelişen
"Turuncu Devrim” … Bunları yabancı basın hep "post modern darbe” olarak
nitelemiş. Oysaki bunların çoğu halksal ayaklanmalardır, ordusal değil! Bizde
ki tanım ise şu; "ordunun siyasi hükümete yapılacakları ve yapılmayacakları
dikte ettirdiği, yani demokratik olmayan bir kurumun demokrasinin işleyişine
müdahalesi…” Yani bir nevi
kulak çekme, azarlama! Ordu bütünüyle yönetime el koymuyor ama el altından
istediklerini yaptırmaya devam ediyor. Yani sözde bir demokrasi işleyişini
sürdürürken, arka planda yönetim, sadece birkaç dilin ucunda hükmünü sürüyor.
Tıpkı dönemin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun ifadesinde olduğu
gibi: "28 Şubat bin yıl sürecek!” Yapılmış olan postmodern darbenin ardından
denilmek istenen şudur: "biz aba altından sopa göstermeye devam edeceğiz, bu
yüzden ayağınızı denk alın…” Hangi ayak, nereye doğru denk alınma, süreci takip
ettiğimde anlamakta zorlandığım bir mevzu. Çünkü denilen özetle şu; irtica PKK’dan daha tehlikeli! İrtica
denilen şey bu halkın dinini yaşamasıysa dediğim gibi hangi ayaklar nereye
doğru denk alınacak anlamak mümkün değil! Kimse anlayamamış olmalı ki süreç tam
tersine işledi Allahtan… Ve demokrasi adına dev adımlar atılarak, bin yıl
sürmesi planlanan adı yumuşatılmış darbeler, etki gücünü azalttı. 28 Şubat’tan
tam on yıl sonra 27 Nisan’da yayınlanan e-muhtıra bunun en tipik örneğidir ki
Hükümet bu bildirinin karşısında –halkı da arkasına alarak- sağlam durdu ve
yapılmak istenen ikinci bir postmodern(!) darbeye müsaade etmedi. Zamanında
Susurluk’la ilk sinyallerini veren ve maalesef üstü kapatılan, sonrasında
Ergenekon’la ayyuka çıkan derin yapılanmalar ve bunların etkileri bugün bir bir
gün yüzüne çıkarken, umarım Türkiye bir daha böyle tuhaf tanımlamalar icat
ettirecek süreçlere maruz kalmaz! Bülent Arınç; "Halk 28 Şubat’ı bir daha dirilmemek üzere gömdü” diyor. Arınç’ın
bu söylemini halka dayandırması çok yerinde. Zira bu tür darbeleri de demokrasi
dışı her türlü müdahaleyi de durdurabilecek tek merci halktır! Bunun için daha
çok demokrasi merkezli sivil oluşumlara ihtiyaç olduğu kanaatindeyim! Allah Rahmet Eylesin! İster inanın ister inanmayın, tam bu
yazıyı yazarken ve ortalarına gelmişken Sayın Necmettin Erbakan’ın ölüm
haberini aldım. Bu yazıyı iptal edip, kendisiyle ilgili bir yazı kaleme almayı
düşündüm ama sonradan bu yazının da içerik olarak Onunla birebir alakalı
olduğuna karar verdim. Bu ülkenin Başbakanlığını yapmış ve bu halk için neler
yapılabilir noktasında yoğun çaba sarf etmiş, azımsanamayacak kadar kendisini
sevenlere sahip bir insandı. Ama ölüm bu, zamanı geldi mi herkesin kapısını
çalıyor. Bu vesileyle kendisine Allah’tan rahmet yakınlarına da sabır
diliyorum.
Genel
05 Ağustos 2012 - 03:24
Biri bin yıl mı demişti?
Türk ve Dünya siyaset diline "Post Modern Darbe" tanımlamasını sokan 28 Şubat'ın yıldönümünde, Bülent Arınç'ın dünkü bir gazetede yayınlanan açıklamaları, bana bu "Post Modern" dedikleri de ne ola ki diye sordurdu ve bir iki araştırma yapmak zorunda bıraktı.
Genel
05 Ağustos 2012 - 03:24












