Kadının gözlerinde öfke ve nefret vardı... Ve işaret
parmağını kaldırmış göz dağı verircesine, şöyle diyordu: "Onlar bizim
cumhuriyetimizi yıkmaya çalışıyorlar, biz de 29 Ekim'de büyük bir
kutlama ile onlara hadlerini bildiriyoruz, biz cumhuriyetin gerçek
sahipleriyiz..." Ulus meydanında yapılan alternatif 29 Ekim
kutlamalarında tehdit ve hakaret içeren sözleri ile yürüyen insanların
gözlerindeki kin, öfke ve nefretin sadece devlet erkanına değil bütün
inananlara yönelik olduğunu gördüm ve hissettim. Zira zaman değişmiş bir zamanlar devletin yegane sahipleri bizleriz anlayışı ile hareket eden
ve dinden olan hiçbir şeye geçit vermeyen bu zevatlar, artık başörtülü
öğrencilerin üniversite kapılarından içeri girdiklerini, ihtilal diye
yaslandıkları şeyin darbe olarak tanımlandığını, Müslüman muhafazakar
insanların hayatın her safhasında varlık gösterdiğini biliyor ve
tabularının yıkılmaya yüz tuttuğunu hissediyorlardı. Bu tavırları ile
tehditler savursalar, göz dağı verseler de aslında bir neslin tükeniş
öyküsüydü bu görüntüler...
Hayatın akışı içinde çok doğal ve yerine oturmuş olan değişimlere, yenilenmelere dahi tahammül edemeyen bu insanlar acaba kendilerine gelince neden bu kadar vevaylayı koparırlar? Bunu anlamak pek zor iş değil aslında. Zira bu insanlar yıllardan beri, kendilerini bu toprakların sahipleri ve efendileri bizleri ise köleleri gibi gördüler... Bunlara bu cesareti veren ise sistemin beslendiği ideolojileridir...
Bir de bu toplumda kendilerini Cumhuriyet kadını olarak tanımlayan bir kesim vardır. Onları bakışlarından, duruşların giyim tarzlarından ve kullandıkları usluptan hemen tanırsınız. Tavır ve duruşları ile halkı küçümserler ve kendilerinin ayrıcalıklı olduğuna inanırlar.
Yaşadıkları toplumun değerlerine, kültürüne ve dinine yabancı olmakla kalmaz aynı zamanda büyük husumet beslerler. Onların halkın yoksul kesimiyle alakaları yoktur olsa da bu insanlara karşı hüsni niyet taşımazlar ve yardımda bulundukları çocukları ya din dışı misyonerlik hizmetlerine alet ederler ya da kör ideolojilerine militan yaparlar.
Şu günlerde her taraftan öfke kusuyorlar. Çünkü imtiyazlı vatandaşlıktan sıradan vatanlaşlığa geçit yapmayı hazmedemiyorlar, bu çıkışları da o yüzden. İdeolojileri ve din dışı tabuları onları köklerine ve özdeğerlerine o kadar yabancılaştırmış ki, bu toplumun bin yıllık değerlerini son doksan yıldan ibaretmiş gibi algılıyorlar. Oysa bu toplum bu topraklarda asırlardır İslam ve değerleri ile birlikte yaşamaktadır.
Hayatın akışı içinde çok doğal ve yerine oturmuş olan değişimlere, yenilenmelere dahi tahammül edemeyen bu insanlar acaba kendilerine gelince neden bu kadar vevaylayı koparırlar? Bunu anlamak pek zor iş değil aslında. Zira bu insanlar yıllardan beri, kendilerini bu toprakların sahipleri ve efendileri bizleri ise köleleri gibi gördüler... Bunlara bu cesareti veren ise sistemin beslendiği ideolojileridir...
Bir de bu toplumda kendilerini Cumhuriyet kadını olarak tanımlayan bir kesim vardır. Onları bakışlarından, duruşların giyim tarzlarından ve kullandıkları usluptan hemen tanırsınız. Tavır ve duruşları ile halkı küçümserler ve kendilerinin ayrıcalıklı olduğuna inanırlar.
Yaşadıkları toplumun değerlerine, kültürüne ve dinine yabancı olmakla kalmaz aynı zamanda büyük husumet beslerler. Onların halkın yoksul kesimiyle alakaları yoktur olsa da bu insanlara karşı hüsni niyet taşımazlar ve yardımda bulundukları çocukları ya din dışı misyonerlik hizmetlerine alet ederler ya da kör ideolojilerine militan yaparlar.
Şu günlerde her taraftan öfke kusuyorlar. Çünkü imtiyazlı vatandaşlıktan sıradan vatanlaşlığa geçit yapmayı hazmedemiyorlar, bu çıkışları da o yüzden. İdeolojileri ve din dışı tabuları onları köklerine ve özdeğerlerine o kadar yabancılaştırmış ki, bu toplumun bin yıllık değerlerini son doksan yıldan ibaretmiş gibi algılıyorlar. Oysa bu toplum bu topraklarda asırlardır İslam ve değerleri ile birlikte yaşamaktadır.













