Mevcut delil örgüsü karşısında sürpriz olmayan bir ağır ceza kararı.
13 celse sonra gelen tutuklamalar ve bugüne kadar devam eden tutukluluk tablosu ve itirazların birkaç mahkeme tarafından reddinden sonra "alt rütbeliler için beraat kararı bekliyordum, hayal kırıklığına uğradım" yorumu yapanların ceza hukukundan nasibi olmasa gerektir.
Kanunsuz emir ifa edilmez.
Emri alan kişiler çoban değil, harbiye eğitimi almış subaylar.
Üst asta "git şu gazetecinin evini yak" dese, bu emir yerine getirilir mi?
Katı hiyerarşik sistem veya emre karşı gelmenin oluşturacağı krizi düşünerek kanunsuz emri ifa eden ast, üstün keyfi emri uğruna hapis cezasını göze almış demektir.
Üstün verdiği emrin kanuna aykırı olduğunu, rutin dışı olduğunu bilmeyen bir astın tasavvuru mümkün değildir.
Dikkat çekici 2 nokta; mahkemenin genel olarak ceza tertibini üst sınırdan (takdir ve teşdit) yapması ve takdiri indirim sebebini (Eski TCK. 59) uygulamamasıdır.
Sorularla devam edelim.
1- Balyoz davası siyasi dava mıdır?
Ceza Hukuku'nda siyasi dava diye bir şey yoktur. Suç konusu olay veya kişi, siyasal nitelikli veya siyaset mecrasıyla ilgili olabilir.
Yargılama, siyasete, ideolojilere, felsefi akımlara, medya kabulüne ve dinsel eğilimlere göre değil millet iradesinin ürünü olan kanunlara (CMK ve TCK) göre yapılır.
Davaların içeriği siyasete tekabül etse bile "siyasi dava" diye bir tanım yoktur.
Tabii ki AK Parti'nin siyasi iradesi olmasa hukuki süreç bu şekilde ilerleme gösteremeyebilirdi. Nitekim 12 Eylül darbesi bile ancak bu irade sayesinde bugün kovuşturma imkanı bulmuştur.
Hukuk doğal olarak siyasetle etkileşim içindedir.
Siyaset de hukuka uygun şekilde yapılmak zorundadır.
2- İmzasız Balyoz belgelerine dayanarak mahkûmiyet hükmü verilir mi?
Darbe belgelerinin hepsinde imza aramak safdilliktir.
21.01.2010'da Genelkurmay Başkanlığı, planın 1. Ordu Komutanlığı tarafından 05-07 Mart 2003 tarihleri arasında icra edilen plan semineri olduğunu açıkladı.
Zaten Balyoz soruşturması vahim delillere dayanarak başlamıştı.
Savcılığa intikal eden bazı ıslak imzalı orijinal belgeler ile ses kayıtlarının da bulunduğu CD'ler, Polis Kriminal ve TÜBİTAK'a da incelettirildi.
Belgelerin 1. Ordu Komutanlığı'nda bilgisayarlarda hazırlandığı tespit edilince 22 Şubat 2010'da 6 ilde eş zamanlı olarak operasyonlar yapıldı.
Polis Kriminal ve TÜBİTAK'tan sonra Askeri Savcılık tarafından oluşturulan "Bilirkişi Heyeti" bile Balyoz Harekât Planı belgelerinin orijinal olduğunu ve darbe planı olduğunu belirledi.
Yargılama aşamasında Gölcük Donanma Komutanlığı'nda 6 Aralık 2010'da yapılan aramalarda, dijital ortamlarda ele geçirilen belgelerin ıslak imzalı nüshalarını araştıran mahkeme, Genelkurmay'a yazı yazdı.
Karargâh'tan mahkemeye gönderilen cevapta, 26 belgenin ıslak imzalı orijinal hali veya onaylı suretlerinin bulunduğu belirtildi.
Yine Gölcük'te ele geçen Albay Bertan Nogaylaroğlu imzalı belgede; HKK. Org. Cumhur Asparuk'a gelecek her türlü bilginin önünün kesileceği ifade ediliyordu.
Harp Akademisi Komutanlığı'nda yapılan darbe hazırlıklarının Asparuk tarafından öğrenilmesi halinde komutana bunun harp oyunu jeneriği olduğunun söyleneceği belirtiliyordu.
Eskişehir'de E. Albay Hakan Büyük'ün evinde yapılan aramada bulunan yeni Balyoz belgeleri suçun ciddiyetini artırmıştır.
Tüm belgelerin değil, suçun sübut bulmasına kâfi derecede belgenin ıslak imzalı olması darbenin gerçekliği açısından yeterliydi.
Kaldı ki Balyoz belgelerinin bir kısmının orijinal olmadığı veya sahte olduğu iddiası kabul edilse bile, orijinal ve gerçek bilgi ve belgelerin gösterdiği hukuki gerçek göz ardı edilemezdi.
Madem Balyoz belgeleri düzmeceydi neden Org. Işık Koşaner "Balyoz 1. Ordu'nun günahı... Namerdin eline malzeme verdik" diyordu?
"Plan semineri" neden KKK'nın emri dışında yapıldı?
Oraj Hava Harekât Planı neden Hava Kuvvetleri Komutanı'ndan gizlendi?
Org. Hilmi Özkök, neden Balyoz toplantısında rutinin dışına çıkıldığını söylüyor?
KKK Org. Aytaç Yalman, Balyoz için "Bu seminer emrime aykırıydı" ifadesini neden kullanıyor?
Org. Bekir Kalyoncu, yeminli tanık iadesinde neden "plan seminerlerinde gerçek isimler kullanılmaz" diyor?
Plan seminerinde "Milli Mutabakat Hükümeti" ve tutuklanacak gazeteciler ne arıyor?
Sözlü beyanlara ikna edici bir cevap veremeyen sanık avukatlarının ana savunma ekseni, dijital verilerin sahte ve çelişkili olduğudur.
3- Balyoz belgelerinin içinde orijinal olmayan materyaller olduğuna dair bilirkişi raporları da var. Mahkeme bu raporlara neden itibar etmedi?
Bu raporlar İTÜ, Arsenal raporu gibi mahkemenin başvurmadığı fakat sanık tarafının özel inisiyatifleriyle ilgili kurumlardan getirilen raporlardır.
Yargılamada bu tür taraf inisiyatifleri kullanılabilir.
Ama mahkemenin değil de sanık tarafının temin ettiği bilirkişi raporlarının hukuki değeri oldukça düşüktür.
Adli Tıp, Polis Kriminal, Jandarma Kriminal, TÜBİTAK veya mahkemenin teşkil edeceği bilirkişi heyeti gibi resmi bilirkişi mahiyetindeki "taraf kuşkusu doğurmayan" rutin/resmi kurumların raporları önem arz eder.
Karşıtlık arz eden bilirkişi raporları varsa, mahkeme hangisine itibar edeceğini kendisi tayin eder ve bunun sebeplerini gerekçesinde belirtir.
Ayrıca bilirkişi raporları mahkemeyi bağlamaz.
4- Hilmi Özkök ve Aytaç Yalman talebe rağmen mahkemece neden tanık olarak dinlenmedi?
Sanık avukatlarının iddia ettiği veya savunduğu her şey doğru ve hak olsaydı, bu ülkede kimse hiçbir suçtan ceza almazdı.
Sanık tarafınca gösterilen her tanık dinlenmek zorundadır diye bir usul hükmü yoktur.
Hilmi Özkök tanık olarak dinlense olabilir miydi, evet olabilirdi.
Ama demek ki mahkeme Hilmi Özkök'ün ifadesini davanın esasını değiştirecek iktidarda görmedi.
Mahkeme Özkök veya Yalman ne derse desin, mevcut delil durumu karşısında yargısal matematiğin değişmeyeceğine eminse o tanığı dinlemekten imtina edebilir.
Eğer mahkemenin bu inisiyatifi konusunda Yargıtay aksi görüşte olursa, kararı bozar ve yerel mahkemeye gönderir.
Davanın esasını değiştirmeyecek tanığı dinlemeyen mahkeme, savunma hakkını kısıtlamış sayılmaz.
Balyoz kararı hakkındaki diğer tartışma ve sorulara yarın devam edeceğim.
13 celse sonra gelen tutuklamalar ve bugüne kadar devam eden tutukluluk tablosu ve itirazların birkaç mahkeme tarafından reddinden sonra "alt rütbeliler için beraat kararı bekliyordum, hayal kırıklığına uğradım" yorumu yapanların ceza hukukundan nasibi olmasa gerektir.
Kanunsuz emir ifa edilmez.
Emri alan kişiler çoban değil, harbiye eğitimi almış subaylar.
Üst asta "git şu gazetecinin evini yak" dese, bu emir yerine getirilir mi?
Katı hiyerarşik sistem veya emre karşı gelmenin oluşturacağı krizi düşünerek kanunsuz emri ifa eden ast, üstün keyfi emri uğruna hapis cezasını göze almış demektir.
Üstün verdiği emrin kanuna aykırı olduğunu, rutin dışı olduğunu bilmeyen bir astın tasavvuru mümkün değildir.
Dikkat çekici 2 nokta; mahkemenin genel olarak ceza tertibini üst sınırdan (takdir ve teşdit) yapması ve takdiri indirim sebebini (Eski TCK. 59) uygulamamasıdır.
Sorularla devam edelim.
1- Balyoz davası siyasi dava mıdır?
Ceza Hukuku'nda siyasi dava diye bir şey yoktur. Suç konusu olay veya kişi, siyasal nitelikli veya siyaset mecrasıyla ilgili olabilir.
Yargılama, siyasete, ideolojilere, felsefi akımlara, medya kabulüne ve dinsel eğilimlere göre değil millet iradesinin ürünü olan kanunlara (CMK ve TCK) göre yapılır.
Davaların içeriği siyasete tekabül etse bile "siyasi dava" diye bir tanım yoktur.
Tabii ki AK Parti'nin siyasi iradesi olmasa hukuki süreç bu şekilde ilerleme gösteremeyebilirdi. Nitekim 12 Eylül darbesi bile ancak bu irade sayesinde bugün kovuşturma imkanı bulmuştur.
Hukuk doğal olarak siyasetle etkileşim içindedir.
Siyaset de hukuka uygun şekilde yapılmak zorundadır.
2- İmzasız Balyoz belgelerine dayanarak mahkûmiyet hükmü verilir mi?
Darbe belgelerinin hepsinde imza aramak safdilliktir.
21.01.2010'da Genelkurmay Başkanlığı, planın 1. Ordu Komutanlığı tarafından 05-07 Mart 2003 tarihleri arasında icra edilen plan semineri olduğunu açıkladı.
Zaten Balyoz soruşturması vahim delillere dayanarak başlamıştı.
Savcılığa intikal eden bazı ıslak imzalı orijinal belgeler ile ses kayıtlarının da bulunduğu CD'ler, Polis Kriminal ve TÜBİTAK'a da incelettirildi.
Belgelerin 1. Ordu Komutanlığı'nda bilgisayarlarda hazırlandığı tespit edilince 22 Şubat 2010'da 6 ilde eş zamanlı olarak operasyonlar yapıldı.
Polis Kriminal ve TÜBİTAK'tan sonra Askeri Savcılık tarafından oluşturulan "Bilirkişi Heyeti" bile Balyoz Harekât Planı belgelerinin orijinal olduğunu ve darbe planı olduğunu belirledi.
Yargılama aşamasında Gölcük Donanma Komutanlığı'nda 6 Aralık 2010'da yapılan aramalarda, dijital ortamlarda ele geçirilen belgelerin ıslak imzalı nüshalarını araştıran mahkeme, Genelkurmay'a yazı yazdı.
Karargâh'tan mahkemeye gönderilen cevapta, 26 belgenin ıslak imzalı orijinal hali veya onaylı suretlerinin bulunduğu belirtildi.
Yine Gölcük'te ele geçen Albay Bertan Nogaylaroğlu imzalı belgede; HKK. Org. Cumhur Asparuk'a gelecek her türlü bilginin önünün kesileceği ifade ediliyordu.
Harp Akademisi Komutanlığı'nda yapılan darbe hazırlıklarının Asparuk tarafından öğrenilmesi halinde komutana bunun harp oyunu jeneriği olduğunun söyleneceği belirtiliyordu.
Eskişehir'de E. Albay Hakan Büyük'ün evinde yapılan aramada bulunan yeni Balyoz belgeleri suçun ciddiyetini artırmıştır.
Tüm belgelerin değil, suçun sübut bulmasına kâfi derecede belgenin ıslak imzalı olması darbenin gerçekliği açısından yeterliydi.
Kaldı ki Balyoz belgelerinin bir kısmının orijinal olmadığı veya sahte olduğu iddiası kabul edilse bile, orijinal ve gerçek bilgi ve belgelerin gösterdiği hukuki gerçek göz ardı edilemezdi.
Madem Balyoz belgeleri düzmeceydi neden Org. Işık Koşaner "Balyoz 1. Ordu'nun günahı... Namerdin eline malzeme verdik" diyordu?
"Plan semineri" neden KKK'nın emri dışında yapıldı?
Oraj Hava Harekât Planı neden Hava Kuvvetleri Komutanı'ndan gizlendi?
Org. Hilmi Özkök, neden Balyoz toplantısında rutinin dışına çıkıldığını söylüyor?
KKK Org. Aytaç Yalman, Balyoz için "Bu seminer emrime aykırıydı" ifadesini neden kullanıyor?
Org. Bekir Kalyoncu, yeminli tanık iadesinde neden "plan seminerlerinde gerçek isimler kullanılmaz" diyor?
Plan seminerinde "Milli Mutabakat Hükümeti" ve tutuklanacak gazeteciler ne arıyor?
Sözlü beyanlara ikna edici bir cevap veremeyen sanık avukatlarının ana savunma ekseni, dijital verilerin sahte ve çelişkili olduğudur.
3- Balyoz belgelerinin içinde orijinal olmayan materyaller olduğuna dair bilirkişi raporları da var. Mahkeme bu raporlara neden itibar etmedi?
Bu raporlar İTÜ, Arsenal raporu gibi mahkemenin başvurmadığı fakat sanık tarafının özel inisiyatifleriyle ilgili kurumlardan getirilen raporlardır.
Yargılamada bu tür taraf inisiyatifleri kullanılabilir.
Ama mahkemenin değil de sanık tarafının temin ettiği bilirkişi raporlarının hukuki değeri oldukça düşüktür.
Adli Tıp, Polis Kriminal, Jandarma Kriminal, TÜBİTAK veya mahkemenin teşkil edeceği bilirkişi heyeti gibi resmi bilirkişi mahiyetindeki "taraf kuşkusu doğurmayan" rutin/resmi kurumların raporları önem arz eder.
Karşıtlık arz eden bilirkişi raporları varsa, mahkeme hangisine itibar edeceğini kendisi tayin eder ve bunun sebeplerini gerekçesinde belirtir.
Ayrıca bilirkişi raporları mahkemeyi bağlamaz.
4- Hilmi Özkök ve Aytaç Yalman talebe rağmen mahkemece neden tanık olarak dinlenmedi?
Sanık avukatlarının iddia ettiği veya savunduğu her şey doğru ve hak olsaydı, bu ülkede kimse hiçbir suçtan ceza almazdı.
Sanık tarafınca gösterilen her tanık dinlenmek zorundadır diye bir usul hükmü yoktur.
Hilmi Özkök tanık olarak dinlense olabilir miydi, evet olabilirdi.
Ama demek ki mahkeme Hilmi Özkök'ün ifadesini davanın esasını değiştirecek iktidarda görmedi.
Mahkeme Özkök veya Yalman ne derse desin, mevcut delil durumu karşısında yargısal matematiğin değişmeyeceğine eminse o tanığı dinlemekten imtina edebilir.
Eğer mahkemenin bu inisiyatifi konusunda Yargıtay aksi görüşte olursa, kararı bozar ve yerel mahkemeye gönderir.
Davanın esasını değiştirmeyecek tanığı dinlemeyen mahkeme, savunma hakkını kısıtlamış sayılmaz.
Balyoz kararı hakkındaki diğer tartışma ve sorulara yarın devam edeceğim.













