Gabriele del Grande 1982 dogumlu, Bolonya Universitesi?nde Sark Arastirmalari uzerine lisans egitimi aldi. L?Unita ve Peacereporter?a yaziyor ama aslinda yillardir dikkatli, inatci, politik bir gazeteci olarak XXI. yuzyilin hakiki ?evrensel sinif? tarihi olan gocmenlerin hikayesini anlatiyor. 2006 yilinda goc kurbanlarini takip eden Fortress Europe isimli web sitesini kurdu; burada Avrupa goc politikalarinin sonucu olan ?yapisal jenosid?in kurbanlarinin isimlerini ve rakamlarini kayda geciyor. Konuyla ilgili iki onemli kitap yazdi: Mali?den Turkiye?ye, Avrupa?ya uzanan farkli goc yollarinda tanidigi gocmenlerin hikayelerini anlattigi Mamadou va a morir (Mamadou Olecek) ve Tunus ve Libya?da yasananlari anlamak isteyen herkesin en azinda bu iki ulke uzerine olan bolumlerini mutlaka okumasi gereken Il mare di mezzo. Iki aydan bu yana bolgede -once, Tunus, Misir ve simdi de Libya?da- Arap Dunyasi?nda yasananlari takip ediyor. Yirmi gundur Bingazi?de, sorularimizi oradan yanitladi.
Simdi BM?nin mudahale karari cikip da ?muttefik?lerin bombalari Libya uzerine dusmeye baslayinca pek cok anti-emperyalist ses Libya ayaklanmasinin basindan itibaren batili guclerin bir kurgusu oldugunu ortaya cikarmaya calisiyor. Sen ne dusunuyorsun bu konuda? Bir dis tasarim var mi gercekten, yoksa Tunus ve Misir?daki gibi spontane halk ayaklanmalari mi soz konusu?
Bir komplo oldugunu dusunenlere kesinlikle katilmiyorum. Libya?da, da tipki Tunus?ta Misir?da, Yemen?de ve simdi de Suriye?de oldugu gibi, ayaklanmalar kendiliginden gelisen halk ayaklanmalariydi, bir Amerikan komplosu degildi tam aksine halkin buyuk gucler tarafindan istikrar ve karli ticari anlasmalar namina desteklenen otuz yillik diktatorluklere karsi coktan verilmesi gereken en dogal cevapti. Komplo teorilerinin soldan gelmesi ise sasirtici. Ama bu ayni zamanda belki de bu devrimlerin bildik sol kategorilerin disinda olmasindandir. Bu paradoksu analiz etmek ilginc olabilir. Bingazi sokaklarinda, tipki Tunus ve Kahire sokaklarinda oldugu gibi ozellikle yoksullar var. Ama yoksullar maas istemiyor, patrona karsi sloganlar haykirmiyorlar, kendilerini isci sinifi olarak tanimlamiyorlar. En azindan henuz degil. Ilk once ozgurluk istiyorlar ve ilk once kendilerini vatandas olarak tanimliyorlar. Orgutlenmelerini saglayan temel araclardan biri bir tuketim nesnesi. Belki de tuketim nesneleri icinde en gereksiz olani; internete baglanabilecekleri bir bilgisayar ve sokaklarda olanlari kaydedebilecekleri bir kamerali telefon. Bir de, sonucta, bir kusak faktoru var. Soguk savas boyunca yas ortalamasi yukselen Ispanya ve Italya?nin aksine cok genc ulkeler soz konusu. Burada nufusun buyuk cogunlugu 25 yasin altinda, ve degisim icin bastiriyorlar. Bu (Akdeniz?in) kuzey kiyisindan, hem de su bir turlu kurtulamadigimiz somurgeci ve irkci bir onyargiyla, bakarak anlamayi basaramayacagimiz bir degisim. Avrupa kendisini demokrasinin mumkun oldugu tek yer olarak goruyor. Sanki demokrasi yalnizca bazilarina ait olabilecek, herkesin olamayacak bir kavrammis gibi. Bu yuzden de musluman bir ulkenin dindar bir kapalilik yerine ozgurlugun pesinden gitmesi Avrupa?ya imkansiz goruyor. Komplo teorilerinin bu kadar cok olmasinin ardinda yatan mantik bu. ?Bizim? cokusumuzun onlarin ?dirilisi?ne karsilik gelmesi dusuncesini kabullenememek.
Sence, ABD ve AB, hatta Italya da, Libya?da bu kadar buyuk cikarlari varken, bir dost ve muttefike karsi bir ?insani? mudahaleye neden karar verdiler?
Temelde bir hesap hatasi yuzunden oldugunu dusunuyorum. Aciklayayim. Ilk baslarda, Kaddafi rejimi birkac gun icinde kendiliginden devrilecekmis gibi gorunuyordu. O gunlerde, dunya gucleri Libya diktatorlugunu mahkum etmekte ve Libya?nin sundugu ve gelecek yillarda da sunacagi milyonluk tavizlerin ve petrol kontratlarinin surekliligini garanti etmek konusunda isyancilara acik sinyaller gondermekte fazla aceleci davrandilar. Sonra goruldu ki, Kaddafi dusunuldugunden daha cetin ceviz cikti, BM?nin yavasligi ve diger Afrika ulkelerinden getirilip isyancilarin oldugu sehirlere karsi saldirilarda kullanilan parali askerler sayesinde bazi bolgeleri ele gecirdi. Isler bu noktaya gelince, uluslararasi gucler Libya?daki cikarlarini korumak icin bir karar almak zorunda kaldilar. Ya isyancilardan yana oynayip kozlarini sureceklerdi ya da Kaddafi gibi bir tipin Libya?daki sistem icerisinde bilinen cilgin, kisisel tavirlarina uygun olarak hakarete ugradigi dusuncesiyle batili sirketlerle anlasmalari iptal etmesi gibi cok yuksek bir riski de goze alarak geldikleri yoldan doneceklerdi.
Libya Ulusal Konseyi kimlerden olusuyor? Emperyalizmin ajanlari mi, yurekli devrimciler mi, yoksa hepsinin karisimi mi soz konusu?
Cok farkli kokenlerden gelen insanlar var. Ozellikle avukatlar, hakimler, is adamlari ama Kaddafi?yi tam zamaninda terk etmis olan rejimin yikanmis yuzu degiller, elleri kana bulanmamis. Bazilari disaridan, ozellikle ABD?den yillar suren surgunun ardindan donmusler Libya?ya. Aciklamalarindan, parlamenter demokrasiye sahip; cok partili anayasal bir sistemle yonetilen; eski petrol anlasmalarini taniyan; ifade, orgutlenme, ticaret ve dusunce ozgurluklerinin saglandigi baskenti Trablus olan bolunmemis bir Libya istedikleri cikiyor. Onlerinde hayli uzun bir yol var,; cunku Libya?da 42 seneden bu yana sivil toplum yok edildi. Orgutler yok. Sendikalar yok. Siyasi partiler yok. Kurumsallasmis gelenekler yok. Yalnizca Kaddafi?nin halk komiteleri agi var, bir de hicbir ise yaramayan, her seye kendisi karar veren buyuk sefin uzun elinden baska bir sey olmayan Kaddafi?nin ozel guvenlik gucleri.
Bingazi?de az da olsa orgutlu bir sol var mi? Genclerin rolu ne?
Sol yok, varsa da gorunmuyor. Son kirk yildir hicbir siyasi partinin olmadigini tekrarlamak gerek. Son on yillar boyunca icerideki tek muhalif guc siyasi islamdi. Diktatorluk suresince kati bir bicimde bastirildilar. Yalnizca 1996?da Trablus?taki Ebu Selim Cezaevi?nde tek bir gecede 1200 islamcinin kursuna dizildigini hatirlamak bile yeterli. 17 Subat?taki devrim de onlarin protestosundan sicrayan kivilcimla basladi; 15 Subat?ta kurbanlarin yakinlari adalet istemek icin sokaga cikinca. Diger yandan kendiliginden bir hareket de soz konusu, ozellikle gencler tarafindan yurutulen, belki biraz safca, ama terimin pozitif anlaminda. Butun bir kusagin daha fazla sofizm yapmayi birakip, ozgurluk icin mucadele etmeye degecegine karar vermesi ve kendi canlari pahasina, Kaddafi rejimine son vermeye girismesi anlaminda.
Isyanlardan once Sirenayka?daki ekonomik ve sosyal durum nasildi? Libya zengin bir ulke degil mi? Oyleyse, neden protesto ediyorlar?
Bu baska bir ilginc nokta. Tunus ve Misir?dan farkli olarak, Libya zengin bir ulke. Bugun bile her yerde yeni buyuk otomobiller goruluyor ve misafir oldugum evler hep orta sinifin evleri. Sehirdeki yoksullar ozellikle yabancilar: Misirlilar, Sudanlilar, Cadlilar, Tunuslular, Faslilar, Nijeryalilar. Libya?ya sanslarini denemeye gelen ve kimsenin yapmak istemedigi, en az odenen islerde calismak zorunda kalanlar. Koylerde ve kirsal kesimde yasananlarsa cok farkli, onlar sehirdeki hayat seviyesinin cok altinda yasiyorlar. Ama burada bir kere bile ucret icin protesto olmadi. Protestolarda bir kere bile ?ucret? ya da benzeri bir seyin soylendigini duymadim. Tamam, rusvet skandalina karsi sloganlar atildi ama asil temel nokta ozgurluk; diktatorlugun, devlet terorunun son bulmasi. Elbette, herkes kamu yararina kullanilan petrol gelirinin ulkeye buyuk bir zenginlik, daha cok refah, daha kaliteli bir yasam sunacagina inaniyor. Ama cikis noktasi, yine soyluyorum, ozgurluk.
Gabriele del Grande
Gabriele del GrandeBingazi halki, mudahaleyi gercekten istedi mi? Devrimin kontrolunu kaybetmekten korkmuyorlar mi? Uluslararasi alanda, hatta komsu Arap ulkeleri arasinda inandiriciliklarini yitirmekten cekinmiyorlar mi?
Bingazi halkinin iki noktada fikirleri cok net. Ucusa yasak bolge olusturulmasini ve muttefiklerin Kaddafi?nin hava kuvvetlerine ve sivilleri tehdit eden agir silahlarina karsi bombardimanini istiyorlar. Ama ayni zamanda ne yabanci birliklerin ulkeye girmesinden ne de askeri isgalden yanalar. Bunu sokaktaki halk soyluyor ve gecis donemi icin olusturulan Ulusal Konsey de ozellikle vurguluyor.
Komplo teorilerinden bahseden anti-emperyalistler isyancilarin daha ilk gunden nasil bu kadar cabuk silahlanabildiklerini soruyorlar. Silahlar nereden cikti? Isyancilara silahlari kim sagladi?
Tuhaf olan, bunu sormadan once, Kaddafi?yi kimin silahlandirdigini, siviller uzerinde teror estiren butun bu tanklarin, roketatarlarin nereden ciktigini sormamalari. Ama soruya donersek, olay cok basit. 15 Subat gunu Bingazi?de protestolar baslar. Ordu, Tunus ve Kahire?de oldugu gibi halka ates acmayi reddeder. Ama bunu, ordunun yerine Kaddafi?nin ozel guvenlik gucleri yapar. Birkac gun icinde bir katliam olu;, en az uc yuz olu. O zaman, ordu halkin baskisi altinda, kislalari acar ve genclerin depolarda bulunan eski kalasnikoflari ve cok az sayidaki roketatari almalarina izin verir. Bu silahlar sayesinde, Gaddafi?nin ozel guclerini sehirden puskurtulur. Ve yine ayni silahlarla Bingazi sehrini savunur, Ajdabiya, Brega ve Ras Lanuf sehirlerini ele gecirirler. Ta ki Kaddafi isyancilara karsi askeri ucaklarin destekledigi roketatarlar ve tanklarla donatilmis ozel birlikler ve parali askerlerle saldiriya gecinceye kadar; cepheyi bombardimana tutan bu saldiri isyancilar arasinda panige yol acar. Sonra, dogru, Kaddafi ordusu karsisinda ilk askeri yenilgilerin ardindan, takip eden gunlerde sehre yeni silahlar ve muhimmatlar geldi. Yine eski kalasnikoflar ve ucak savar techizati. Birisi uc helikopteri ve iki Mirage askeri ucagini calistirmayi basardi; ama bu iki ucak da kisa zamanda kullanilmaz hale geldi; biri dost atesiyle, digerinin ise motoru yandi. Her halukarda eger yeni silahlarin nereden geldigi halen bir sir ise de, surasi gercek ki bunlar hafif silahlardi ve kotu kaliteydiler. Uzerinde bu kadar spekulasyon yapilan askeri egitim veren yabancilara gelince, cephedeki kaosa bakarak bile hic gelmediklerini soylemek mumkun.
Libya ve Arap devrimlerinin gidisatina bati mudahalesinin nasil etkileri olabilecegini dusunuyorsun?
Her sey alinan kararlara bagli. Su anda, Kaddafi?nin agir silahlari uzerindeki bombardiman acikca bir katliami onledi. Libyali onlarca, belki yuzlerce askerin ve parali askerin oldugu dogru. Onceden, belki de on yil once, 2004 yilinda, ambargonun son zamanlarindan itibaren diktatore kur yapmak yerine diplomasiyle mudahale edilerek bunlarin onlenebilecegi de dogru. Ama su anki durumda, bombardiman otuz tankin ve yirmi roketatarin Bingazi?ye girmesini engelledi, tam da sehrin kapilarina dayanmislarken, tek bir gunluk carpismada sehirde 94 kayip verilmisken. Savas hosumuz gitsin ya da gitmesin, benim hosuma gitmiyor, su anda konustugumuz seydir. Simdi, artik batili askeri mudahalenin geri cekilmesi ve kalan isi Libyalilar?in yapmasi gerekiyor. Cunku su anda sorun ?savasa evet ya da savasa hayir? sorunu degil. Savas artik var. Ve bu bir ozgurluk savasi. Bu savas, bir halkin rejime, onun satilmislarina, parali askerlerine karsi verdigi bir savas. Batili guclerin kendi ozel cikarlari icin, dusman bir hukumete karsi girisilen somurgeci bir savasa donusturulmemeli. Ben bugune dek gordugum kadariyla, Libya halkini desteklemek gerektigine kani oldum. Evet, tezlerin en iyisi gerceklesse bile ortaya liberal ekonomik sistem temelinde anayasal bir cumhuriyet cikacak. Hosumuza gitmeyebilir ama Libyalilarin hosuna giden bu ve kendi geleceklerini secmeye haklari var. Ucuncu dunyaci, sosyalist maskesi yuzunden Kaddafi?yi desteklemek yalnizca aptallik olmaz ayni zamanda bizi bir savas sucunun suc ortagi durumuna dusurur.
?Kaddafi?nin nedene ihtiyaci yok, bombalanan evinin fotograflari beni de cok etkiledi? diyor Berlusconi. Bir de, Reis?le bu ?korkunc sahneden onurlu bir cikis?i gorusebilmek icin Trablus?a kisisel olarak isinlanabilmeyi cok isterdim, diyor. Neden soyluyor bunlari?
Berlusconi bunlari biraz kendisinin her seye muktedir oldugu cilgin dusuncesi yuzunden ve Italya tarihinin en buyuk devlet adamlari arasinda bir yer kapmak arayisindan soyluyor. Biraz da Italyan kamuoyunu ve uluslararasi kamuoyunu Italyan basini ve mahkemeleri tarafindan en ince detayina kadar sorgulanan son seks skandallarinin ardindan bir turlu uzerinden atamadigi alemci imajindan uzaklastirmak icin yapiyor.
Lampedusa?dan konusalim. Adaya cikan 11 bin gocmen, bunlardan 3 bini hala adada, diger 2 bini adadan sinir disi edildi. Geriye Icisleri Bakanligi?nin bolgelere ?dagittigini? soyledigi 5 ila 8 bin kisi kaliyor ama diger taraftan multeci toplama merkezleri CIE ve CARA?lardaki bos yer kapasitesi kamuya aciklanmiyor. Hukumetin kacaklik fabrikasi, kelimesi kelimesine, tam kapasite calisiyor. Gocmenler arasinda Libyalilar da olmasin, Libya?yla bir ilgisi var mi?
Hayir su anda boyle bir iliski yok. Ama olacak, yeniden Zuwara?dan yola cikmaya baslayabildikleri anda, tahminen devrim sona erince. Lampedusa?ya giden hicbir Libyali kacak yok. Evet buradan giden pek cok yabanci var, en az 250 bin kisi, ozellikle Misirlilar ve Tunuslular, sonra Cinliler, Bangladesliler ve digerleri ama bunlarin cogunlugu evine dondu, simdi yeniden Libya?ya donebilecekleri gunu bekliyorlar. Savastan kacan Libyalilar ulke icinde, doguda kurtarilmis bolgede bir siginak arayarak bir sehirden digerine savruluyorlar. Lampedusa?ya su ana kadar yalnizca Tunuslular geldi. Zarzis, Cerbe ve Tatavin kokenliler. Ve bu olayda da bir kez daha goruldu ki, bazilarinin politik siginmadan dem vurarak, yeni kanunlardan kacanlardan bahsederek amacladigi gibi gocmen dalgasinin gerisinde ulkede devrim yuzunden olusan bir kaos ortami yatmiyor. Tam aksi iki durum soz konusu. Birincisi, isyanin ardindan turizmdeki dususun bir sonucu olarak Tunus kiyilarindaki ekonomik krizle baglantili, anlasilabilir bir durum. Ikincisi kolektif bir macerayla ilgili. Yeniden altini cizmek gerekir; kriz terimleriyle mantik yurutmek indirgeyici ve irkci bir yaklasim olur, cunku bizim gibi hayalleri olan, mucadeleye girismekten zevk alan genclerden bahsettigimizi unutmamiza neden oluyorlar. Binlerce genc, devrimden isyan etmenin adil ve hakli bir eylem oldugunu ogrendi. Ve belki de bunu zihinlerinde mantiga burumeden, sinirlardaki adaletsizlige isyan etmeye basladilar. Paris?e akrabalarini ziyarete gitmek istiyorlar, birkac ay calismak istiyorlar, kuzey (Akdeniz) kiyilarini gormek istiyorlar, bir Italyanla evlenmek istiyorlar. Seyahat etmek istiyorlar. Nedenler onlara kalmis, her halukarda, seyahat etmek umutsuzlarin ayricalikli hakki degil, tam aksine bugunun tum genclerinin hayatinin vazgecilmez bir parcasi. Ve bunu yapmak icin adaletsiz oldugunu dusundukleri bir yasayi ihlal ediyorlar. Bu bana icinde buyuk bir potansiyel barindiran bir isyan eylemi gibi geliyor. Bu yuzden diyorum ki, Lampedusa?nin su anda asiri nufuslu olmasi ozunde kotu bir durum degil. Cunku cok ciddi sorunlari bir patlama olarak ortaya seriyor. Dolasim hakkini suca donusturen bu rejim cokmek zorunda, Guney Akdeniz?deki diktatorlukler nasil cokmek zorundaysa, tam da oyle. Zaman bunun icin yeterince elverisli hale geldi.
Bingazi?den yaziyorsun, tarafli oldugun izlenimine kapilmiyor musun? Libya uzerine, ozellikle Bingazi uzerine haberleri nasil degerlendiriyorsun? Bizi manipule mi ediyorlar? Kimler ediyor? Solun bir kismi, mesela, Kaddafi?nin gostericileri hicbir zaman havadan bombalamadigini, bu durumun, mudahaleyi hakli gostermek icin kesinlikle bir kurgunun soz konusu oldugunu acikca gosterdigini soyluyor. Diger taraftan bazi prestijli sol basin yayin organlari ?Il Manifesto?yu ya da Telesur?u dusunelim- tek tarafli ya da eksik haber vermekle suclandilar.
Tabii ki tarafliyim. Bunun bilincindeyim ve bundan gurur duyuyorum. Her anlatinin bir bakis acisi vardir. Ayni sekilde sinirlarda yasananlardan bahsederken de gocmenlerin, denizde olenlerin ailelerinin bakis acilarindan bakiyorum, Avrupa burjuvazisinin, ya da sinir polisinin bakis acisindan degil. Tunus ve Misir devrimlerini de boyle anlattim, isyancilarin arasina karisarak, diktatorlerin parayla tuttugu adamlarin yanindan degil. Libya?da da ayni sey gecerli, Kaddafi gibi bir savas suclusunun sozcusu olmak istemem. Trablus?ta olmak isterdim, evet, baskentteki direnisten bahsetmek; ilk ciliz gosteriler kanli bir bicimde bastirildiktan sonra, butun ?memur? gazeteciler bir otele kapatildiktan ve yalnizca rejim tarafindan onceden secilen haberleri vermeye mecbur edildikten sonra haberlerde bir daha gorunmeyen direnisten bahsetmek isterdim. Bu yuzden, evet tarafliyim ve ozgurluk icin mucadele edenlerin tarafinda olmayi tercih ediyorum, 42 yillik diktatorlugun ardindan iktidari birakmak istemedigi icin parali askerler tutup roketatarlarla kendi halkina karsi saldiriya girisen birinin tarafinda degil. Ve evet, sol krizde cunku Kaddafi bir tur sosyalizmin, bir tur ucuncu dunyaciligin semboluydu. Bugun de hala pek cok dostu var. Bunlardan biri Chavez, bu yuzden de Telesur ve bir digeri de Valentino Parlato, bu yuzden de Il Manifesto. Ben bu nedenle bu iki basin organini Libya sorunu konusunda iyi gazetecilik ornekleri olarak veremeyecegim. Ayni sekilde 10 bin olu gibi yalan bir rakami dolasima sokan Al Arabiya?yi da veremeyecegim, ne de gosterici kalabaligin uzerine bombardiman haberini, ve iyice kendinden gecip soykirim kelimesini kullanacak kadar abartilan toplu mezarlar haberlerini hic teyit etmeyi bile denemeden hemen yayinlayan diger basin yayin organlarinin adini da anamam. Burada gunumuz gazeteciliginin, ozellikle Italyan gazeteciliginin nitelik sorunu bir kez daha ortaya cikti. Ozellikle de dusuncenin alisildik kaliplarina sigdiramayacagimiz olgulari anlatmak soz konusu olunca: Sosyalizm, diktatorluk, savas, baris, islam, demokrasi gibi. Tam olarak bu yuzden, burada olmak ve yazmak bana onemli geliyor; bu devrimin gercek kahramanlarinin hikayelerinden yola cikarak yazmak: Libya?nin yeni neslini, gencleri...
Timeturk 















