Yüzyılın
Manyağı Anders Breivik’e, 77 kişiyi öldürmesinin karşılığında verilen 21 yıl
hapis, doğal olarak en çok ölenlerin yakınlarını kahretmiş. Yani ateş en çok
düştüğü yeri yakmış. Yine! Başlığa bakıp, o isyan dolu bir
şarkının da adıdır aynı zamanda, neden böyle bir başlığı seçtin, diye akıllara
bir soru gelebilir. Şarkıyı bende hatırlıyorum. İyice
hatırlamak için bir kez daha dinledim. İsyanın hep dünyaya dair olduğunu
gördüm. Dünyanın adaletsizliğine, dünyaya meyli fazla olanların sonunda nasıl
hezimetlerle karşılaşabileceğine dair sözler. Ya da ben öyle algıladım. Şarkı diğer sözlerini bir kenara
koyarsak, "adaletin bu mu dünya?” diye sorarken, yanlış bir soru sormuyordu aslında. Zira Allah’ın adaleti bu değil! Allah’ın adaleti, dünyanın en modern
ülkelerinden biri olan ve medeniyetle(!) birlikte adı anılan Norveç
Mahkemelerinin verdiği hükme de çok uzaktı. Yüzyılın Manyağı takım elbise ve
kravatla girdiği salondan, Nazi selamı verecek bir gönül rahatlığıyla
ayrılamamalıydı mesela. En azından müebbet almalıydı. Özendirir gibi, öyle
bayram çocukları gibi giyinmesine de izin verilmemeliydi. O selamı ise hiç verememeliydi. Mesela o faşist selamı vermeye
kalktığında iri yarı bir polis en azından ağzına bir tane vurmalıydı. Hani
Tayyip Erdoğan’dan da alıntı yapmasında bana göre hiçbir sakınca yoktu. O
ağzına vurduğu yumruğu, "artistlik yapma!” diye pekâlâda destekleyebilirdi. Ben böyle düşünüyorum. Evet, ben bir
Türküm. Onlar da Norveçli. Kabul ediyorum bizim böyle sıcak tepkilerimize çok
uzak, soğuk bir memleket. Duygularınız mı alındı sizin, nasıl
nasırlaştı vicdanlarınız bu derece, şeklindeki sorulara muhatap kalabilecek
kadar soğuk bir ülke. Ama "bu kadar da olmaz ki”, diye isyan
ettirecek kadar da adaletsiz. 77 kişiyi öldürmenin cezasının 21 yıl
olması komedisi bir yana, Breivik denilen İslam Düşmanının mahkeme salonundaki artistliğine
ve havasına bu derece müsaade edilmesi hayret verici. Adaleti de aşıp, artık
art niyetlerin sorgulanacağı bir durum. Şunun gibi; "Norveç Mahkemeleri Breivik’e
yaptığından dolayı sadece bir madalya takmadı! Bu tavrıyla suçu onayladı ya da
sempatiyle karşıladı.” Bu sonuç çıkıyor. Adaletin bu mu dünya, diye sorarken
şarkı, bu sorunun haksız olmadığını ortaya koyan bir durum kısaca. Dediğimiz gibi Allah’ın adaleti bu değil.
Bir kere Allah’ın adaletinde kısas farz. Yüce Allah Bakara Suresi (178)’sinde
şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler, öldürülenler hakkında size kısas yazıldı
(farz kılındı). Özgüre karşı özgür, köleye karşı köle ve dişiye karşı dişi.
Fakat kimin (hangi katilin) lehine, onun (maktulün) kardeşi (varisi veya
velisi) tarafından bağışlanırsa, artık (yapılması gereken) örfe uymak (ve) ona
(maktulün varis veya velisine) güzellikle (diyet) ödemektir. Bu, Rabbinizden
bir hafifletme ve bir rahmettir. Artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa,
onun için elem verici bir azab vardır.” Ve akabindeki ayette muhteşem ölçüsünü
getiriyor Rab: "Kısasta sizin için hayat vardır.” Şimdi Norveç Mahkemelerinin hayat
anlayışına bakalım. Breivik’i 21 yıla mahkûm ederek 77 kişinin onlarca yakınını
her gün ve her gün yeniden öldürmek. Bir kişiyi kurtarırken yüzlerce insanın
yaşama sevincini bitirmek, yaşarken ölü haline getirmek.
Kısasta bulunan "hayat” anlayışını çözememiş olmanın verdiği bir ukalalıkla, "adaleti tesis ettik, medeniyet budur” diye böbürlenmek. Ve diğer ülkelere de bunu empoze etmek. Dünyanın adaleti bu işte! Görüldüğü üzere Rahmanın adaletine fersah fersah uzak. Bu durumda, en azından Breivik’in faşist selamı vermesi sırasında bir babayiğidin ağzında atacağı bir yumruk da esirgenmemeliydi dünyadan diyoruz bizde, adaletsizliğe olan öfkemizle. Hani ona özenenler varsa, belki bu küçük düşme onları da caydırırdı diye. Bu kokuşmuş adaletle amaçlanan zaten buysa, onu da bilemeyiz tabi. Not: Bu ayetler Müslümanlara gelmiştir bizi ilgilendirmez diyebilecek Norveç Mahkemelerinedir bu not. Yüce Allah mucize kitap Kur’an-ı Kerim’de bu konuya verdiği önemi ve Hıristiyanların neden yoldan saptığını mucizevi bir şekilde şöyle haber veriyor: "Biz onda, onların (Hıristiyanların) üzerine yazdık: Can'a can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve (bütün) yaralara (karşılık da) kısas vardır. Ama kim bunu sadaka olarak bağışlarsa o kendisi için bir keffarettir. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, zalim olanlardır. /Onların izi üzerine arkalarından Meryem oğlu İsa’yı, ondan önce gelmiş bulunan Tevrat’ı doğrulayarak gönderdik. Ona, yol gösterici, aydınlatıcı olan ve önünde bulunan Tevrat’ı doğrulayan İncil’i sakınanlara öğüt ve yol gösterici olarak verdik./ İncil sahipleri Allah’ın onda indirdikleri ile hükmetsinler. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar fasık olanlardır. (Maide 46-47-48) Şimdi denilecek ki, bizde farklı mı bazı şeyler? Vallahi ayetler açık. Avrupa Birliği Kuralları diye koşturmalarda ortada. Allah’ın ikazları da… Ve dahi akıbette. Adalet bu ayetler ışığında bizden mi yayılmalı dünyaya, dünyadan mı bize empoze edilmeli, onu da bir zahmet düşünmesi gerekenler düşünecek artık. Elbette ayetlerin ışığında.
Kısasta bulunan "hayat” anlayışını çözememiş olmanın verdiği bir ukalalıkla, "adaleti tesis ettik, medeniyet budur” diye böbürlenmek. Ve diğer ülkelere de bunu empoze etmek. Dünyanın adaleti bu işte! Görüldüğü üzere Rahmanın adaletine fersah fersah uzak. Bu durumda, en azından Breivik’in faşist selamı vermesi sırasında bir babayiğidin ağzında atacağı bir yumruk da esirgenmemeliydi dünyadan diyoruz bizde, adaletsizliğe olan öfkemizle. Hani ona özenenler varsa, belki bu küçük düşme onları da caydırırdı diye. Bu kokuşmuş adaletle amaçlanan zaten buysa, onu da bilemeyiz tabi. Not: Bu ayetler Müslümanlara gelmiştir bizi ilgilendirmez diyebilecek Norveç Mahkemelerinedir bu not. Yüce Allah mucize kitap Kur’an-ı Kerim’de bu konuya verdiği önemi ve Hıristiyanların neden yoldan saptığını mucizevi bir şekilde şöyle haber veriyor: "Biz onda, onların (Hıristiyanların) üzerine yazdık: Can'a can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve (bütün) yaralara (karşılık da) kısas vardır. Ama kim bunu sadaka olarak bağışlarsa o kendisi için bir keffarettir. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, zalim olanlardır. /Onların izi üzerine arkalarından Meryem oğlu İsa’yı, ondan önce gelmiş bulunan Tevrat’ı doğrulayarak gönderdik. Ona, yol gösterici, aydınlatıcı olan ve önünde bulunan Tevrat’ı doğrulayan İncil’i sakınanlara öğüt ve yol gösterici olarak verdik./ İncil sahipleri Allah’ın onda indirdikleri ile hükmetsinler. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar fasık olanlardır. (Maide 46-47-48) Şimdi denilecek ki, bizde farklı mı bazı şeyler? Vallahi ayetler açık. Avrupa Birliği Kuralları diye koşturmalarda ortada. Allah’ın ikazları da… Ve dahi akıbette. Adalet bu ayetler ışığında bizden mi yayılmalı dünyaya, dünyadan mı bize empoze edilmeli, onu da bir zahmet düşünmesi gerekenler düşünecek artık. Elbette ayetlerin ışığında.












