Bir dönem Fransa'da kalan ve eğitim alan Ezher Şeyhi Ahmet Tayyip,
Batı'nın tarihten bu yana İslam mukaddesatı hakkında duyarsız kaldığını
hatırlatıyor. Bunun nedenini, Hıristiyanlığın tevarüs etmiş olduğu Roma
kültürüne bağlıyor. Roma zahiren Hıristiyanlığı benimserken
Hıristiyanlık da derinden Roma'nın putperest ve pagan kültürünü
devralmıştır. Lakin Pavlos gibiler bu sürecin mukaddimesi olmuşlardır.
Şimdi Hıristiyanlık içinde içkin olan teslis ve putperestlik bu nefretin kaynağını teşkil ediyor. Teslis ile tevhidin buluşması ve kaynaşması
mümkün değil. Dünyada şirkin çeşitleri var. Zerdüştlük ve Saneviyye ya
da düalizm yani Şeytana müstakil bir mana atfederek hayır ve şer
tanrıları ispat etmek kadim İran geleneğinin bir ürünüdür.
Putperestliğin ikinci kademesi Hıristiyanlıktır. Zerdüştlüğün üzerine
bir ilave yaparak tanrıları üçe çıkarmıştır. Şüphesiz, Zerdüştlük
tevhitten en hafif kopma ve sapmadır ve iki ilah ispatıdır. Şeytanı ve
tayfasını şer tanrısı olarak tasvir etmektir. İkinci kademedeki
putperestlik ise teslisi ispat eden, üçleme yapan Hıristiyanlıktır.
Roma'nın Hıristiyanlığı benimsemesiyle birlikte tevhit teslisle
değiştirilmiştir. Üçüncü sırada galiz putperestlik ise Cahiliye dönemi
Araplarının putperestlikleridir. Şimdi benzeri bir putperestlik
Hindistan'da Brahmanizm çatısı altında yaşamaktadır. İmam Rabbani veya
diğerlerinin ifade ettiği gibi, putperestlik Allah'ın sıfatlarının
farklı tanrılara dönüştürmesi meselesidir. Saneviyenin şer tanrısı
ihdası da bu sapmanın bir sonucudur. Oysa hadi de müdil de O'dur.Batı İslam'la karşılaşmasından sonra ilk günden itibaren taassupla
nefret bataklığında debelenmektedir. Zira halis din anlayışı
Hıristiyanları çarpmıştır. Teslis ile ruhaniyetleri bozulan ve eksen
kayması yaşayan Hıristiyanlar katıksız tevhit karşısında
çarpılmışlardır. Kirli havaya alışmış bünyelerin ve bedenlerin yoğun
oksijenli alanlarda daralmaları gibi. Kirli ortamlardan dolayı bunlar
fiziki anlamda temiz ortamlarda kalpleri daralanlardır. Bu metafiziki
alan için de geçerlidir. Nitekim En'am Suresi 125'inci ayette bu husus
şöyle teyit ediliyor : "Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun
kalbini İslâm'a açar; kimi de saptırmak isterse göğe çıkıyormuş gibi
kalbini iyice daraltır. Allah inanmayanların üstüne işte böyle murdarlık verir..." Batı'da İslam hakkında köklü bir nefret var ve bu zaman zaman nüksediyor. İngiltere'nin Selman Rüşdi'yi koruyup kollaması ve Papa
16'ıncı Benediktus'un 12 Eylül 2006 tarihinde nefret suçu işlemesi tekil örnekler değildir. ABD ve Batı bu hususta sabıkalıdır ve odak haline
gelmiştir. Bu nefreti dünya barışını sallamaktadır. Bu nefrete rağmen
Müslümanlar saldırgan ve şiddet yanlısı olarak algılanmakta veya
suçlanmaktadır. Bu belki bir yönüyle doğrudur. Lakin ikinci derecede ve
tepki düzeyinde. Müslümanlar durduk yerde kimsenin tavuğuna kış demiyor. Lakin Batı kendi sefihlerini ve akılsızlarını kontrol edemedikçe
mukabele kaçınılmazdır. Eşyanın tabiatı böyledir. Hadis ifadesiyle ilk
eylemci ( el badi elzem) daha suçludur. Öyleyse herkes kendi delisine
sahip çıkmalı. ABD ise kılını kıpırdatmıyor.68 kuşağından Tarık Ali, 11 Eylül hadisesinden sonra
fundamentalizmlerin kapışmasından bahsetmiştir. Asabiyetler de birbirini tetikler. Keza her tarafın sefihleri diğer tarafın sefihlerini
uyandırır. Bu nedenle Ezher Şeyhi Ahmet Tayyip gulat ittifakından yani
aşırıların zımni ittifakından söz etmektedir. Kendi aşırısını kollayan
samimi sayılmaz. Ve ayrıca Batı çifte standartlıdır. Sözgelimi,
Yahudileri korumak ve kollamak için her türlü kanun ve kural
vazedilmesine rağmen Müslümanlara yönelik herhangi bir düzenleme yoktur. Bu ise dikkat çekici ve mide bulandırıcıdır. Sözgelimi, Almanya'da
sünnet yasağı biraz da Yahudilerin tazyik ve tepkisiyle kaldırılmıştır.
Bununla birlikte yine de Almanya'nın nefret papazı Terry Jones'i
topraklarına kabul etmemesi Müslümanlar açısından pozitif bir
göstergedir. Yahudiler olmasa sünnet yasağı belki Fransa'da başörtüsü
gibi rahatlıkla sistemleşebilecek. Kontrolsüz güç, güç olmadığı gibi
kontrolsüz tepki de tepki değildir. Bundan dolayı Müslümanlar
tepkilerini kurumsallaştırmalı ve projeye dönüştürmelidir. Sistematik
saldırıların önü ancak sistemli mücadele ile alınır. Yoksa bir yönde
söner diğer yönde başlar. Kaçık Kıptiler mangasından sonra nadan bir
Fransız mizah dergisi de yeni karikatürler yayınladı. Kem söz ve fiil,
sahibine aittir. Dolayısıyla Suud Müftüsü Şeyh'in ifadesiyle bu
saldırılar veya karalamalar Hazreti Peygambere zarar vermez. Lakin bu
suskun kalmamızı da gerektirmez. Ama cevabı kurumsal ve kalıcı vermek
zorundayız.
Genel
22 Eylül 2012 - 16:12
Nefret Bataklığı
Bir dönem Fransa'da kalan ve eğitim alan Ezher Şeyhi Ahmet Tayyip, Batı'nın tarihten bu yana İslam mukaddesatı hakkında duyarsız kaldığını hatırlatıyor.
Genel
22 Eylül 2012 - 16:12













