Sudan'ın Güney Darfur kentinde Qisma Ali Omar'ın işkenceyle öldürülmesi dünyayı ayağa kaldırdı
Dün, Güney Darfur'un Nyala kentinden genç bir Sudanlı kadın olan Qisma Ali Omar'ın, kolları bağlanmış halde bir ağaca asılıp gündüz vakti işkenceye maruz bırakıldığı bir video dolaşıma girdi.
Dün, Güney Darfur’un Nyala kentinden genç bir Sudanlı kadın olan Qisma Ali Omar’ın, kolları bağlanmış halde bir ağaca asılıp gündüz vakti işkenceye maruz bırakıldığı bir video dolaşıma girdi. Onun üzerinde duran adam, topluluğu tarafından Hızlı Destek Güçleri (RSF) üyesi olarak tanımlanan kişiydi. Gelen haberlere göre, bu adam daha sonra onu Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) ile işbirliği yapmakla suçlayarak öldürdü.
Onun acı çekişini izlemek dayanılmaz. Bu, tanıdık bir dehşet; Sudanlı kadınların her zaman bildiği bir vahşet. Öylesine kasıtlı, öylesine durmaksızın işlenen bir şiddet ki, sadece hayatı değil, insanlığımızın özünü de söküp alıyor; kalpleri boş, zihinleri paramparça bırakıyor ve hiç kimsenin müdahale etmeyeceğini bilmenin yarattığı hayaletle toplulukları uğursuz bir şekilde sarıyor. Bu öyle bir dehşet ki, o kadar sık, o kadar sistematik tekrar ediliyor ki, buna tanıklık etmek artık şok etmiyor; uyuşturuyor, tüketiyor ve her kadına bu ülkede acının miras alındığını, hayatta kalmanın geçici olduğunu ve savaşın acımasızlığının hem kişisel hem de sonsuz olduğunu hatırlatıyor.
Bu yıl Güney Darfur’da doktorlar yüzlerce kadın ve kızı tedavi etti; beş yaşında olanlar bile ağır cinsel saldırılardan sonra hastanelere geldi. El Cezire’de kadınlar zehir içti ya da Nil’de boğulmayı seçti; çünkü ölüm, tecavüzün kesinliğinden, bedenlerinin bir kez daha kırılacağını bilmekten daha katlanılırdı. Hayatta kalanlar tanınmaz hale getiriliyor, asla kapanmayan yaralar taşıyor. Nesiller boyunca Darfur’daki, Nuba Dağları’ndaki ve Güney Sudanlı kadınlar savaşın en ağır yükünü taşıdı—annelerden koparılan bebekler, çocuklukları başlamadan zorla hamile bırakılan kızlar, kadınlar ailelerinin önünde sakat bırakıldı, infaz edildi, dövüldü, tecavüze uğradı; büyükanneler bile bu şiddeti yeniden ya da ilk kez yaşamak zorunda bırakıldı. Onların acısı o kadar uzun sürdü ki, varlıklarının içine kazındı; yaşamla hayatta kalma arasındaki çizgi silindi.
RSF bu videoyu inkâr ediyor, orada duran savaşçının kendi adamları olduğunu reddediyor; tıpkı işledikleri her suçu reddettikleri gibi. Ama suçlu olan yalnızca onlar değil. SAF, anayasaya aykırı şekilde iktidara tutunan liderler, diğer silahlı gruplar ve uluslararası aktörler—kimileri bu suçları finanse eden, kimileri görmezden gelen—Sudanlı kadınların kanına bulanmış durumda. RSF belki en korkunç, en akıl almaz suçları işliyor ama bu karanlık onların tek başına değil, hepsine ait. Duyulmamış her çığlık, karşılıksız kalmış her yardım çağrısı, görmezden gelinen her vahşet cezasızca öldürenleri daha da güçlendiriyor.
Qisma’nın işkence edilip öldürülmesi, karanlığın Sudanlı kadınların peşini bırakmadığının umutsuz bir hatırlatıcısıdır. Çünkü milisler, silahlı gruplar ve liderler bu karanlığı dayatıyor; çünkü bu suçları işleyenler ve onlara göz yumanlar asla hesap vermiyor. Bu karanlık onların kemiklerinde, nefeslerinde, üzerlerine zorla dayatılmış sessizlikte yaşıyor. Her şeyi görmüş çocukların boş bakışlarında, her şeyini yitirmiş ailelerin donuk kederinde sürüyor. Bir son yok. Bir adalet yok. Yalnızca yapılmış olanın ve yeniden yapılacak olanın sonsuz gölgesi var—dünyaya görünür, ama dünya tarafından dokunulmaz. Ve yine de, yıkıntılar arasındaki sessiz aralıklarda birbirimizi tutuyoruz, birbirimizi taşıyoruz, birlikte tanıklık ediyoruz; çünkü bu amansız karanlıkta başka hiçbir şey yok.