Serbest Ticaret Anlaşmaları- (Laissez Faire-Laissez Passer)

"Batılılarla yapılan, özellikle ticaret antlaşmaları, önceki kapitülasyonlar revize edilerek, kapitalizmin temel felsefesi olan "Laissez faire-laissez passer" (Bırak yapsınlar, bırak geçsinler) ilkelerine uygun, 'serbest ticaret antlaşmaları' haline getirilerek Osmanlı İmparatorluğu sömürgeleştirilmiştir."

"Batılılarla yapılan, özellikle ticaret antlaşmaları, önceki kapitülasyonlar revize edilerek, kapitalizmin temel felsefesi olan "Laissez faire-laissez passer” (Bırak yapsınlar, bırak geçsinler) ilkelerine uygun, 'serbest ticaret antlaşmaları' haline getirilerek Osmanlı İmparatorluğu sömürgeleştirilmiştir."
Bizler 1960’lı yıllarda ilkokulda okurken, "Yerli Malı Haftası” diye bir hafta kutlamaları yapılırdı.
Öğretmenler, yerli malı haftası kutlamaları için bizlerden okula gelirken yerli malı bir şeyler getirmemizi isterlerdi. Öğrenciler evlerinde bulunan yerli mamullerden, kuru incir, kuru üzüm, fındık, fıstık, patlamış mısır gibi mamulleri alıp okula getirirlerdi.
Her öğrenci getirdiği ürünleri sıralarının üzerine çıkarır, öğretmenin "yerli malı” üzerine ve "yerli malı” kullanmanın ülkemiz ekonomisi için önemine ilişkin konuşmalarını dinlerdik. Öğrencilere haftanın ve "yerli malı” nın önemine ilişkin şiirler okutturulurdu. Aldığımız ürünlerin üzerinde "Türk malı” yazısı varsa o malı tercih etmemizi, bunun milli bir görev olduğunu söylerlerdi.
Bu eğitim ve telkinlerden mülhem, hep yerli malını tercih etmeye özen göstermişimdir.
"Yeli malı” deyince aklıma hep, kuru incir, kuru üzüm, patlamış mısır gibi şeyler gelir. İlkokulda "yerli malı” olarak ortaya koyduğumuz bu tarım ürünleri aklımıza kazınmıştır. Ortaya çıkaracak başka ürünümüz de yoktu zaten.
Türkiye’nin en önemli ihraç ürünlerinin ilk sıralarında uzun süre bu ürünler yer almıştır. Bir gemi kuru incir ihraç et, yerine bir çanta saat al.
Bu ürünleri aşarak üzerinde "Türk malı” ya da "Made in Turkey” yazan ürünleri hep aramışımdır.
Günümüzde dahi aldığım ürünlerin üzerinde öncelikle ve heyecanla nerede üretildiğini gösteren ibareyi ararım. Maalesef "Made in Turkey” (Türkiye’de yapılmıştır) yazısından çok "Made in China” yazısına rastlarım. Diğer ülkelerin yazılarına da sıkça rastlanır. Made in Germany, France, İtaly, Mexico, U.K, USA, Taiwan, Japan gibi.
Geçenler de elektronik aletler satan bir mağazaya girdim. Evlerde kullanılan bir baskül hoşuma gitti. Görevliye bu nere malı, yoksa bu da mı Çin malı? Diye sorduğumda satış görevlisi genç: ”Yok abi olur mu, biz mağazamıza Çin malı sokmayız. Bak bu ürün yerli, etiketinde Çin malı diye yazmıyor, bakın "Made in P.R.C yazıyor” dedi. P.R.C nedir, dedim "yerli malı” dedi. PRC’ nin "Çin Halk Cumhuriyeti” (People Republic Of China) yazısının baş harfleri olduğunu izah zorunda kaldım ama o hala bu ürünün Çin malı olmadığına beni iknaya uğraştı. Sonuçta ikna olamadım. Diğer müşterilere de, "bakın bunun üzerinde P.R.C yazıyor, Çin malı değil, yerli malı” diye ürünü satmaya çalışıyordu.
Halka yerli malını öneren yöneticilerin, örnek şahsiyetlerin, hiç bir zaman yerli malını tercih etmediklerini, Avrupa malı kullanmayı bir ayrıcalık olarak kabul edip, hava attıklarını gören halk da hep Avrupa malını tercih eder hale gelmiştir. Avrupa ülkeleri 19.YY’da sanayi devrimini tamamlayıp sanayileşince, bol ve ucuz ürettikleri sanayi ürünlerine pazar aramaya başlamış ve sömürgeciliği kurumsallaştırmışlardır.Batılı ülkelerde "Sömürgeler Bakanlıkları” sömürge askeri birlik ve garnizon ları, lejyonlar kurulmuştur.
19.YY başlarında siyasal ve mali yönden gerilemeye başlayan Osmanlı, batılı ülkelerle yaptığı, onlara ayrıcalık tanıyan kapitülasyon hükümlerini batılı devletler lehine genişletmeye mecbur bırakılmıştır.
Batılılarla yapılan, özellikle ticaret antlaşmaları, önceki kapitülasyonlar revize edilerek, kapitalizmin temel felsefesi olan "Laissez faire-laissez passer”(Bırak yapsınlar bırak geçsinler) ilkelerine uygun, "serbest ticaret antlaşmaları” haline getirilerek Osmanlı İmparatorluğu sömürgeleştiril miştir.
Yerli sanayi Avrupa’nın makineleşmiş çok ucuza ürettiği sanayi mamulleri ile rekabet şansını yitirmiş, bu antlaşmaların tanıdığı gümrüksüz ve kotasız vergisiz serbest ticaretle ülke pazarları batılı ülke mallarınca işgal edilmiştir.
Yerli sanayinin beli kırılmış, çökertilmiştir. Arkasından Osmanlı çökmüştür.
19.YY’da birçok ülke ile ticaret antlaşmaları yapılmıştır. İsveç, Sicilya, Rusya, Amerika, Belçika, İngiltere, Fransa, Sardunya, Prusya, Avusturya, Brezilya, Meksika, Hollanda, Danimarka gibi ülkelerle binlerce ticaret antlaşması imzalanmıştır.
Kendi sanayilerini gümrük duvarları ve kotalarla koruyan batılı sanayileşmiş ülkeler, Osmanlı ülkesinde elde etiği ayrıcalık ve serbest ticaretle ülke ekonomisine büyük darbe vurmuşlardır.
Osmanlıda sanayi üretimi "Ahilik” örgütlenmesi içinde yürütülüyordu. Ahilik kurumu, üyelerine çalışma ve üretmenin manevi zevkini, meslek disiplini, kanaatkarlık, dürüstlük, sağlam ahlak kuralları, kalite standartı gibi eğitimi veriyordu. Batılı ülke mallarının ülkeyi istilası daha ucuza daha çok tüketme alışkanlığını da beraberinde getirerek "ahilik” kurumunu da temellerinden sarsmış, ticaret ahlakını sadece "çok kazanmak” kriterine sürükleyerek, ticarette ahlâkı ortadan kaldırmıştır.
16 Ağustos 1838 Osmanlı-İngiliz serbest ticaret anlaşması diğer ülkelerle yapılan anlaşmalara da kaynaklık teşkil etmiş ve Osmanlı sanayiinin çökmesine neden olmuştur. Yeni pazarlar peşinde koşan İngilizler, Osmanlı ülkesini de pazarı haline getirmenin yollarını yıllardır arıyor, fırsat kolluyordu. 1837’de Londra Büyükelçiliğinden Hariciye Nazırlığı'na getirilen İngiliz yanlısı Reşit Paşa, Mısır meselesinde İngilizlerin desteğini temin bahanesiyle Baltalimanı’n daki yalısında çok gizli pazarlıklar sonucu bu anlaşmamayı imzalamıştır. Bu anlaşmayla Osmanlı ülkesi adeta İngiliz sömürgesi haline getirildi. Ardından diğer ülkelerle de bu antlaşma örnek alınarak serbest ticaret antlaşmaları yapılmıştır.
O yıllarda, Fransızları da yenen İngilizler, dünyayı İngiliz sömürgesi haline getirdiler..
Bazı ülkelerle anlaşarak, bazı ülkelerle silah zoru ile serbest ticaret antlaşmaları yaptılar.
İlginç bir örnek olarak İngilizlerin Çin ile yaptığı "Afyon Savaşları” batı zihni yet ve medeniyet anlayışını ortaya koyması bakımından çok dikkat çekicidir.
İngilizler, o zamanlar sömürgeleri durumunda olan Hindistan’dan çok ucuza gasp ettikleri afyon ve pamuğu yüksek fiyatlarla Çin’e satmak istiyorlardı. Çin yönetimi bunu kabul etmeyince, el altından Çin'e afyon sokmaya başladılar. Çin’de afyon kullanma alışkanlığı yayılmaya başladı ve talep arttı. Çin hükümeti afyon ticaret ve kullanımını yasaklayıp sıkı tedbirler aldı. Bu durum karşısında İngiltere, çağdaş ilkelerin en yücesi olduğunu iddia ettiği "ticaret serbestliği” ni önlediği için Çin ile savaşa tutuştu. Daha sonra Fransızlar da, bir misyonerin Çin’de öldürülmesini bahane ederek, İngilizlerin yanında Çin'e karşı savaşa girdi.1842 yılında afyon savaşları sonucu İngilizler Çin' de afyon satma işini yasal hale getirip, Hong Kong dahil, birçok limanı ele geçirdiler. Çinlilere yıllarca zorla afyon sattılar.
Günümüzde de batılı güçler bu amaç ve emellerinden vazgeçmiş değiller.
Osmanlı-İngiliz antlaşmasının şartları aynen bu gün de değişik antlaşmalar adı altında Türkiye’de devam etmektedir. Bunlardan en önemlisi 01.01.1996 tarihinde yürürlüğe giren, Avrupa Birliği ile yapılan "Gümrük Birliği Antlaşması”dır.
Hilkat garibesi bu antlaşma, içeride hükümet tarafından Türkiye'nin AB’ye girmesinin bir garantisi gibi algılanıp halka bunun propagandası yapılırken Avrupalılar bu girişe, Türk sanayisini yok etmek için bir fırsat ve Türkiye'den Osmanlı döneminde kopartılan tavizlerden daha başarılı bir taviz koparma olarak bakmışlardır. Gerçekte olan da budur. Yeni kapitülasyonlar ve Türkiye pazarının gümrüksüz giren Avrupa sanayi ürünleri ile işgal edilmesi, Türkiye’nin sanayileşmesinin, yerli sanayinin gelişmesinin durdurulmasına neden olmuştur.
Avrupalılar daha önce örneğine rastlanmayan AB’ye tam üye yapmadan aday bir ülkeyi Gümrük Birliğine alma işini Türkiye için yapmış, bu durum "Türkiye'nin kapıdan giremediği AB’ye bacadan girme girişimi” olarak yorumlanıp milli onurumuz ayaklar altına alınmış, alay konusu yapılmıştır.
Avrupa ülkeleri GB ile dünya ticaretini yönlendirip kontrol altına alırken, ortak gümrük tarifelerine kendisi karar verirken, Türkiye kendi dış ve iç ticareti aleyhine AB’nin lehine kararlara dahi uymak zorunda kalmıştır.
AB diğer bir ikiyüzlülükle, AB üyesi olmayan ülkelerle "serbest ticaret anlaşmaları” yaparak bu anlaşmalardan kendisi yararlanırken Türkiye’yi bunun dışında bırakmıştır.
AB’nin serbest ticaret anlaşması yaptığı ülkelerden sıfır veya çok düşük gümrük vergisi ile aldığı ürünleri AB üzerinden Türkiye’ye gümrüksüz sokarken Türkiye, o ülkeye mal satacağı vakit önünde gümrük duvarını bularak rekabet ve ticaret şansını kaybetmiştir.
Mesela, Güney Afrika'dan AB ülkeleri gümrüksüz kotasız mal alıp satarken, Türkiye, Güney Afrika'ya gümrüksüz mal satamamaktadır. Gümrük Birliğine üye olduğumuz halde, Türkiye bu antlaşmadan faydalandırılmamaktadır.AB, bu yıl içinde muhtemelen ABD ile de serbest ticaret antlaşması yapacak. ABD malları AB ye gümrüksüz uygun fiyatlarla girecek, oradan da Türkiye'ye gümrüksüz girerek ABD sanayisi ile rekabet edemeyen yerli sanayi çökecektir.Türkiye'de bir tüccar, ABD’den gümrüksüz pamuk alabilecek, buna karşılık bir Mısır'dan, Sudan'dan, Türkistan'dan, Özbekistan'dan alacağı pamuğa AB Gümrük Birliğinin koyduğu tarifeden gümrük ödemek zorunda kalacağından, kardeş ülkelerle ticaretimiz baltalanmış olacaktır.
Bu uygulamalar batının 17.YY’dan bu yana bize uyguladığı, bunun sonucu Türkiye’nin sanayileşmesini bir türlü tamamlayamaması, örtülü sömürge olması kalkınamaması, yerli sanayi ve sermayenin gelişememesi sonucunu doğuran emperyalist, kapitalist politikaların uygulanmasıdır.
Bu politikalar sonucu Türkiye’nin ihracatı asla ithalatını geçemeyecek, sürekli dış ticaret açığı verilecek, sürekli borçlanma ihtiyacı olacak, yerli sanayi asla gelişemeyecek, sanayi ürünleri hatta tarım ürünleri etiketlerinde "Made in Turkey” yazılarına "Prodect in Turkey” yazılarına rastlama imkanımız olmayacaktır. İhracatın ithalatı karşılama oranı %50-75 arası gezinmeye devam edecektir.
Başta bulunan hükümetler, bir önceki döneme göre ihracatımızın yüzde bilmem ne kadar arttığı ile milletin gözünü boyamaya devam ederken, ithalattan hiç söz etmeyeceklerdir.
18.YY’dan bu yana istatistikler incelendiğinde "bir önceki döneme göre” ihracat hep artmıştır, ancak bir önceki döneme göre artmak, bir önceki döneme göre iyi olmak tutarlı bir ölçümleme değildir. Bir aldatmacadır. Vücut şekeri 500 olan bir hastanın şekerinin 400 e düşmesi "bir önceki duruma göre iyidir” ancak bu durum sağlıklı bir durum anlamına gelmez.
Bu politikalar Türkiye’de ABD muhibbi, Avrupa muhibbi, yeni Reşit Paşalar iktidarda oldukça, batılılar tarafından üzerimizde zevkle uygulanmaya devam olunacaktır.
Çözüm milli politikalara dönülüp, gümrük birliği, AB gibi küresel emperyalist tuzaklardan Türkiye’nin kurtarılmasında yatmaktadır.
Mustafa Geçer TV5 Haber