İşte 23. Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi sonuç bildirisi

Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi tarafından organize edilen 23. Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi Bağcılar Holiday Inn İstanbul Airport Otel'de gerçekleştirildi. Kongrenin sonuç bildirgesi açıklandı...

Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) tarafından organize edilen 23. Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi Bağcılar Holiday Inn İstanbul Airport Otel'de 75 ülkeden 185 İslami hareket önderinin katılımı ile gerçekleştirildi.

"Küresel Tehditler ve İslam Dünyası" ana başlığıyla İslam dünyasının meselelerinin ve bu meselelerin çözüm yollarının konuşulduğu kongrenin kapanış ve deklarasyonu "İstanbul hak ve adalet bildirgesi" başlığı ile ESAM Genel Başkanı M. Recai Kutan tarafından okundu. Deklarasyon ingilizce ve arapçaya çevrilerek konuşmacıların ülkelerinde değerlendirilecek.

Hak ve adalet merkezli yeni bir dünyanın inşasının vurgulandığı bildiride "baskı, dayatma, haksızlık ve sömürüye karşı tavır almayı insani bir erdem kabul eden herkesi, Hak ve adalet merkezli yeni bir dünyanın inşasına davet etmektedir. Bu yeni dünya bütün beşeriyet için barış ve dayanışma dünyası olacaktır." mesajına dikkat çekildi. Program çektirilen aile fotoğrafında sonra sona erdi.



ESAM 23. Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi deklerasyonunda şu ifadelere yer verildi;



23.ULUSLAR ARASI MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR BİRLİĞİ KONGRESİ

29 Mayıs – 31 Mayıs 2014 İSTANBUL

KÜRESEL TEHDİTLER VE İSLAM DÜNYASI:

Hak ve Adalet Merkezli Yeni Bir Dünyanın İnşası



23rd INTERNATIONAL CONGRESSOF THE UNION OF MUSLIM COMMUNITIES

May 29- 31 2014, ISTANBUL

GLOBAL CHALLENGES AND MUSLIM WORLD

Constructing a New world Oder Based on Right and Just


2014 İSTANBUL HAK VE ADALET BİLDİRGESİ

23.Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi, 29-31 Mayıs 2014 tarihleri arasında İstanbul’da toplandı. Toplantıya 50 ülkeden 120 Müslüman topluluğun liderleri, ilim adamları, halk önderleri ve iş adamları delege olarak katıldılar.

Delegeler, Soma’ da meydana gelen elim kazada hayatını kaybeden 301 işçiye rahmet dilediler ve Türk halkına ve şehit ailelerinin acılarını paylaştıklarını dile getirdiler.

İsrail'in Mavi Marmara saldırısı sonrası başından vurulan ve dört yıl bitkisel hayatta kaldıktan sonra şehit olan Uğur Süleyman Söylemez'e Allah’tan rahmet dilediler ve şehidin ailesine taziyelerinin iletilmesini istediler.

Bosna Hersek’te meydana gelen sel felaketi nedeniyle hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, mağdur olan ve evsiz kalan kardeşlerimize geçmiş olsun dileklerini ilettiler.

İslam dünyası ve mazlum milletlerin kitlelerini temsil eden delegeler, İslam âlemini ve beşeriyeti tehdit eden mevcut adil olmayan dünya düzeninin yol açtığı sorunları değerlendirdi. Güçlü olmayı haklı olmanın nedeni kabul eden kuvvet merkezli mevcut küresel düzenin sorun çözme kapasitesini kaybettiği ve sorun üretir hale geldiği vurgulandı. Kongre’de beşeriyetin çaresiz olmadığı, ırkçı–tekelci mevcut düzene mahkûm olmadığı dile getirildi. Tercihini hak ve adaletten yana kullanan herkes, bilgisini ve imkânlarını birleştirerek Hak ve adalet eksenli Yeni Bir Dünya’nın inşasına katkıda bulunmaya davet edildi.

Mazlum kitleleri temsil eden kongre delegeleri aşağıda belirtilen hususları oybirliği ile kabul ettiler. Bu kararların başta Arapça ve İngilizceye çevrilmesi ve bütün dünya kamuoyu ile paylaşılması kararlaştırıldı. Bu kararlar kendisine ulaşanların, kararları kendi dillerine çevirerek kitlelerle paylaşmaları tavsiye edildi.

İSLAM DÜNYASINA YÖNELİK KÜRESEL TEHDİTLER:

· Mevcut dünya düzeni, kuvveti haklı olmanın nedeni kabul eden bir dünya görüşüne dayalı olarak kurulmuştur.

· İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra galip devletlerin "Yalta Konferansı” ile kurdukları mevcut ırkçı-tekelci dünya düzeni sorun üretmektedir. Küresel düzeyde yoksulluğu ve çatışmaları yaygınlaştırmaktadır.

· Bu haksız düzen, ürettiği terör tehdidi ile küresel düzeyde baskıcı ve sömürgeci düzeni sürekli kılmaya çalışmaktadır.

· Mevcut dünya düzeni artık sorun çözme yeteneğini kaybetmiştir.

· Bugün dünya sadece bir iktisadi bunalım ile karşı karşıya değildir. Aynı zamanda beşeriyet bir "Medeniyet Bunalımı” ile de karşı karşıyadır.

· Bu düzen sürekli sorun üretmektedir. Bu düzenin yol açtığı sorunlar, giderek küresel düzeyde yaygınlaşan çatışmalara ortam hazırlamaktadır.

· İslam coğrafyası ırkçı ve tekelci emperyalizmin hile ve tuzaklarıyla karşı karşıya bulunmaktadır, mezhepler, dinler, cemaatler ve etnik gruplar arasında çatışmalar bu mihraklar tarafından körüklenmekte, yine bu mihrakların desteklediği terör İslam dünyasında çatışma ve kargaşayı yaygınlaştırmaktadır.

· İslamofobia ve ırkçılık dünya barışını tehdit eder boyutlara ulaşmaktadır.

· Dünya yeniden soğuk savaş yıllarına döndürülmektedir.

· Bugün sadece İslam dünyası değil bütün beşeriyet baskıcı, dayatmacı ve sömürgeci mevcut dünya düzenin (düzensizliğin) tehdidi ile karşı karşıyadır.

· Dış mihrakları ve işbirlikçileri İslam dünyasında Müslüman cemaatler arasında çatışmalar desteklenmekte ve tefrikalar körüklenmektedir.

YENİ SÖMÜRGECİLİK VE KÜRESEL YOKSULLAŞMA

· Dünya kaynaklarının büyük bir bölümü ırkçı-tekelci sermayenin doğrudan ve dolayı denetimindedir.

· İslam dünyasından ve gelişen ülkelerden Batıya kaynak aktarılmaktadır.

· Müslüman ülkelerin enerji kaynaklarını Batılı devletler denetlemekte ve sömürmektedir.

· Dünyayı, ırkçı tekelci sermaye adına belli ülkeler kendi menfaatlerine göre yönetmektedirler. ABD ve Kuzey Yarım Küresi dünya kaynaklarının %83’üne hükmetmektedir.

· Sömürgeci güçlerin 15.Yüzyıldan beri izledikleri "böl, parçala, çatıştır, yönet ve sömür” stratejisi, yöntemler değiştirilerek uygulanmaktadır.

· İnsan hakları, barış ve demokrasi teraneleriyle kitleleri, kandırmaya ve oyalama çalıştılar.

· Bu nizam sömürgeci kurum ve kuruluşlar yoluyla İslam coğrafyasının kaynaklarının talan edilmesine ortam hazırlamaktadır.

· Sömürgeci güçler ve onlarla işbirliği yapan yerli yöneticiler, İslam coğrafyasını hem siyasi hem iktisadi hem de eğitim sistemleriyle sömürgeleştirdiler. Bu yolla İslam dünyasının büyük bir bölümü ve az gelişmiş dünya giderek yoksullaşmaktadır.

· Mevcut faizli para- kredi sistemi küresel düzeyde tekelleşmeye yol açmaktadır.

· Reel değerler artırılmadan sembolik değerler üzerinde yapılan ticaret küresel düzeyde tekelleşmeyi yaygınlaştırmakta ve yoksulluğa küresel boyut kazandırmaktadır.

· Şu anda dünyayı karşılıksız para ve finans enstrümanlarıyla sömüren "Finans Kapitalizmi” sorun çözme yerine sorun üretmektedirler.

· Dünyanın nimetleri silah tüccarları ve sembolik değerler ticaretiyle dünyayı kasıp kavuran bir avuç finans baronu hükmetmekte ve yeryüzünün tahribi ve ifsadı için her çeşit hile, desise ve çatışmaya başvurmaktadırlar.

· Dünya kaynakları çarçur edilmekte; sembolik değerler üzerinde kar eden finans kapitalistleri üretilen bir ürünü en az beş katı fiyatla tüketiciye ulaşmasına ortam hazırlamaktadır.

· Borç ve faiz düzenekleriyle dünya kaynaklarının önemli bir bölümü tekelci sermayeye kazanç olarak aktarılmaktadır.

· Beşeriyetin üçte ikisi yoksulluk ve sefalete mahkûm edilmiştir.

· İşsizlik, yoksulluk ve sefalet dünyanın önemli bir bölümünde dayanılmaz boyutlara ulaşmıştır.

· Irkçı ve tekelci mihraklar ülkeler arası savaşa ve çatışmaya yeni bir boyut kazandırmış ve ülkeler içi çatışmalara dönüştürmüştür.

· Uluslararası uyuşturucu ve insan ticareti bütün beşeriyeti tehdit eder boyutlara ulaşmıştır.

· Yolsuzluk, rüşvet ve ahlaki yozlaşma ve çürüme adeta kitle iletişim araçların özendirilmekte ve yaygınlaştırılmaktadır.

· Kısaca mevcut dünya düzeni sorun çözememektedir, sorun üretmektedir.

İSLAM DÜNYASINDAKİ ÇATIŞMALAR VE İŞGALLER:

İslam dünyasında ve hatta müslümanların yaşadığı her coğrafyada çatışmalar, saldırılar, temel insan hakları ihlali ve katliamlar giderek artmaktadır.

Bu hadiselere insan hakları ve demokrasiden söz eden Batı bu duruma seyirci kalmakta, hatta bu olayları fırsat bularak İslam coğrafyasına daha fazla müdahale etme yolları aramakta ve yeni sömürgeci stratejileri geliştirmektedir.

· Filistin topraklarının işgali sürmektedir. Siyonist yönetim Kudüs’teki Yahudi yerleşme alanın genişletmektedir. Filistin halkının meşru haklarının iade edilmesi ve bağımsız Filistin Devleti’nin kendi toprakları üzerinde kurulması gerçekleştirilmelidir.

· İsrail 1967 öncesi sınırlara geri çekilmeli ve başka ülkelerdeki Filistinliler kendi ülkelerine dönmelidir.

· Mısır tarihinde ilk defa Mısır halkı tarafında seçilen ve barışçı yolla halkın iradesine göre iktidara gelen Muhammed Mursi askeri darbeyle ve hileli yöntemlerle iktidardan uzaklaştırılmıştır. Darbe yönetimi Firavunlara taş çıkartacak baskı ve dayatmalarını sürdürmekte ve masum insanları haksız yere idama mahkûm etmektedir. 23. Müslüman Topluluklar Kongresi’ne katılan bütün delegeler Mısır’da haksız yere idam edilen Müslümanlar bir an önce serbest bırakılmalıdır.

· Arakan’da çirkin bir oyun sergilenmekte, insanlığın gözü önünde insanlık dışı bir soykırım yaşanmaktadır. Bu manzaraya Batı hiçbir tepki göstermemekte, sadece kınamakla yetinmektedir. Arakandaki bu vahşete son verilmesi tepkiler sürdürülmelidir.

· Kırım’da Müslümanların karşılaştığı baskı ve haksızlık endişe ile izlenmektedir.

· Afganistan’daki işgal bir an önce son bulmalı, Afgan halkı kendi ülkelerini kendileri yönetmelidir.

· Irak’taki çatışmalar bir an önce son bulmalıdır, ülkenin birlik ve bütünlüğünün korunması için bütün Müslümanlar gayret göstermelidir.

· Bangladeş’te Müslümanlara reva görülen baskı, zulüm ve haksızlıklar çok üzücüdür. Halkına bu zumlu reva görenler er veya geç bu zulmün enkazı altında kalacaklardır. Başta Başbakan Bayan Hasina olmak üzere yönetim bu zulümlerden vazgeçmelidir.

· Suriye katliamı karşısında bütün İslam dünyası derin endişe içindedir. Batı’nın, Rusya’nın ve Çin’in Suriye hadiseleri karşısında seyirci kalmaları ve hatta çatışmanın devam etmesi için gayret göstermeleri son derece vahimdir. Türkiye, İran ve diğer İslam ülkelerinin gayretiyle Suriye’de taraflar arasındaki çatışmayı bir an önce bitirmek üzere tahkime gidilmelidir. Türkiye, İran, Pakistan ve Suudi Arabistan bölgesel ayrılıkları gözeterek bir diyalog çalışması başlatması faydalı ve barış için önemli bir adım olacaktır.

· Eski sömürgecilerin Afrika’da takip ettikleri ayrıştırıcı ve çatışmacı politikalara karşı İslam dünyası dikkatli olmalıdır, Orta Afrika’da Müslüman kitlelere yönelik katliamlara bir an önce son verilmelidir.

· Nijerya’da son günlerde meydana gelen kız çocuklarını kaçırma olayını kınıyoruz. Sömürgeciler bu fırsattan yararlanarak tekrar Afrika’yı işgal etmek için bahane üretme çabası içindedirler. İslam kadınlara büyük önem vermekte ve aile mahremiyetini her şeyin üstünde tutmaktadır. Devlet dahil hiç kimse aile mahremiyetini ihlal edemez. Kız çocuklarının bir an önce serbest bırakılmasını bekliyoruz.

· Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti’nin elde ettiği haklarının tamamı korunmalıdır gerekir.

· Kuzey Sudan ve Güney Sudan arasındaki ihtilafların hakkaniyet ölçülerine göre çözülmesinde taraflar yapıcı rol oynamalıdır.

· Nepal’da Müslümanlara karşı uygulan baskı ve dayatmaların kaldırılması için İslam Dış İşleri Teşkilatları gayret göstermelidir.

· Çin’de Doğu Türkistan Müslümanları üzerindeki baskı kaldırılmalıdır ve Çin’de Müslümanların Çinlilerin sahip olduğu tüm haklara sahip olmalıdır.

· İslam dünyasında hak ve adalet isteyen kitlelerin baskı ve dayatma düzenlerine karşı başlattıkları kıyamın iç savaş ve çatışmalara dönüştürülmesinden kaygı duymaktayız.


İSLAM DÜNYASININ KÜLTÜREL, EKONOMİK VE SİYASİ DİNAMİKLERİ


· Müslümanlar yardımlaşma ve dayanışmayı esas alan kültürel değerlere sahiptir.

· Müslümanlar kültürel değerleri eğitim yoluyla kitlelere aktarırlarsa birlik ve dayanışmalarını güçlendirirler.

· Batının kültürel değerlerinin medya yoluyla Müslümanları etkilemeleri ihtilafları ve ötekileşmeleri artırmaktadır.

· İslam her alanda ilmi çözümleri esas kabul etmesine rağmen Müslüman ülkelerindeki ilim kurumları sorunlara çözüm üretememektedirler. Sadece Batının ürettikleri çözümler kopyalanmaktadır.

· Siyasi ve iktisadi tekellerce yönlendirilen Batılı ilmi kurumların ürettiği çözümler baskı ve zorla uygulatılmaya çalışılmaktadır.

· Batılı ilmi müesseseler güçlü olanların menfaatine uygun teoriler geliştirmektedirler.

· Bu teorilere dayalı olarak üretilen iktisadi ve siyasi programlar İslam âlemini her alanda Batılı ülkelere bağımlı hale getirmiştir.

· Müslüman âlimler karşılaşılan sorunlara dört delile dayalı çözüm üretecekleri yerde fetva ile sorunları kronikleştirmektedirler.

· Batıyı taklit etmekle ilmi kurumlar adeta sorun üretmektedirler.

· Müslüman ülkelerin mevcut iktisadi kurumları zengin beşeri ve doğal kaynakların verimli kullanılmasını engellemektedir.

· Müslümanlar arasında dayanış ve yardımlaşma bilinci zayıflatılmaya çalışılmaktadır.

· Nifak ve bölünmeler artmaktadır.

· Bu yapı, Müslüman kitlelere değil, eski sömürgeci yöneticilere ve onların işbirlikçilerine hizmet etmektedir.

· Mevcut ifsat eksenli sosyal yapı değiştirilmeden Müslümanlar ülkelerinde barışı (Silmi) tesis edemeyecekleri son yüz yılda meydana gelen hadiseler açıkça ortay koymuştur.



BEŞERİYET ÇARESİZ DEĞİLDİR


· Çare 2. Dünya Savaşı’ndan sonra mevcut küresel dünya düzenin dayandığı paradigmanın değiştirilmesidir.

· İslam dünyasında eğitim sistemi Müslümanların inançları ve dünya görüşleriyle uyumlu hale getirilmelidir.

· Batıdan aktarılan ve günümüzdeki gelişmelerden uzak eğitim sisteminden vazgeçilmelidir.

· Müslüman ülkelerin siyasi kurumları, Batı kalıplarına göre oluşturulmuş kurumlardır. Müslüman ülkeler İslami ilkelere göre yeni bir siyasi yapı geliştirmelidirler.

· İslam dünyasında kitlerin temel hak ve özgürlükle güvence altında değildir.

· Bazı Müslüman ülkelerde baskı ve dayatma dayanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Kitleler korku ve tehditlerle yönetilmektedir.Silm Nizamının temel dayanağı olan tevhid ve adalet ilkelerinin etrafında toplanarak kendi inancımız, dünya görüşümüz ve değer ölçülerimize göre sosyal kurumlarımız ıslah edilmelidir.

· Müslümanlar her aşamada kendi aralarında bulundukları ülkenin yasalarına göre teşkilatlar kurmalıdır.

· Bütün Müslüman unsurların altında kendilerine yer bulduğu küresel bir çatıya ihtiyaç vardır. Bu çatı bütün beşeriyet için barış ve adaleti sağlayacak bir teminat olacaktır.

· Müslüman ülkelerde kendi aralarında irtibatlı ekonomik ve sosyal araştırmalar merkezleri kurulmalıdır. Bu araştırma kuruluşları bulundukları ülkelerin sorunlarının çözümüne yönelik çare ve çözümler üretmelidirler.

· Müslüman âlimler kişisel ön yargı ve korkularını bir kenara bırakmalıdırlar. Heva ve heveslerine göre değil, dört delile göre karşılaşılan sorunlara ilmi çözümler üretmelidirler.

· Peygamberlerin varisleri olan ilim adamları, kevni ve Kurani ilkelerden hareketle Silm Nizamına giden yol haritasını hazırlamalıdır.

· Tarih boyunca barış ve adaletin rehberi olan peygamberlerin insanlığa tebliğ ettikleri ilkeler yeniden dünya gündemine taşınmalıdır.

· Peygamberlerin hak ve adalet merkezli mesajları Yeni Adil Dünyanın inşasında göz önünde bulundurulmalıdır.

· Farklılıkların birliğe dönüşmesinde Medine Vesikası’nın ilkeleri esas alınmalıdır.

· Müslüman ilim adamları, siyasi liderler, bürokratlar ve iş adamlarının ortak gayretleriyle İslam dünyasındaki araştırmalar ve deneyimler ile Adil Düzen çalışmaları incelenerek Müslüman ülkelerde uygulanabilir bir yeniden yapılanma modeli geliştirilmelidir.



· HAK VE ADALET EKSENLİ YENİ BİR DÜNYANIN İNŞASI:


· Küresel yardımlaşma ve dayanışmayı esas kabul eden hak ve adalet merkezli yeni bir dünya, uluslararası ilişkilerin "Menfaat Paralelliği Paradigmasına” ilkesine göre yeniden inşa edilmesinin zamanı gelmiştir.

· Bu dünyanın inşasında Tevhid ve adalete inanan ve peygamberleri rehber kabul eden Müslümanlar aktif rol almalıdır.

· D8 Teşkilatı, yeryüzünde sömürüyü, adaletsizliği, eşitsizliği ve baskıyı kaldırmak için kurulmuş küresel bir barış ve dayanışma teşkilatıdır. D8 Teşkilatı, bütün insanların dünyanın nimetlerinden adalet ölçüleri içinde birlikte yararlanmalarını amaçlamaktadır. Yeni Dünya D-8 Teşkilatının ilkelerine dayalı olarak kurulmalıdır.

· İslam Dünyasındaki krizlere karşı çözüm üretmek için çalışan STK’ları desteklemek üzere fon oluşturulmalıdır.

· Türkiye’deki üniversitelerde ve enstitülerde Arapça’nın öğretilmesi ve yaygınlaştırılması desteklenmelidir.

· ESAM 23. MTB Kongresi’nin teklif ve kararlarını takip edecek bir komisyon (sekretarya) oluşturulmalıdır.

· Müslümanlar, mazlum milletlerle birleşerek Adil Yeni Bir Dünya’nın kurulmasında aktif ve öncü bir rol üstlenmelidir.

Zulme, baskı ve haksızlığa karşı direnen Doğu’nun ve Batı’nın mazlum ve mağdurlarına Adil Yeni bir Dünya’nın kurulma zamanın geldiğini ve zalimlere karşı ayağa kalkan mazlumların zafere olaşacağına olan inanç delegeler tarafından vurgulandı.

TEVHİD VE ADALETE İNANLAR ER VEYA GEÇ MUZAFFER OLACAKLARDIR.

ZAFER YAKINDIR VE ZAFER İNANANLARINDIR.

23. Dünya Müslümanlar Topluluğu Kongresi, baskı, dayatma, haksızlık ve sömürüye karşı tavır almayı insani bir erdem kabul eden herkesi, Hak ve Adalet Merkezli Yeni bir Dünyanın inşasına davet etmektedir. Bu yenidünya bütün beşeriyet için barış ve dayanışma dünyası olacaktır.