"Cemaat" ne kadar biliniyor ?

Geçmişte bulunduğu görev nedeni ile, Cemaati tanımasını istediğim bir arkadaşa, diğer bir arkadaşım vesilesi ile ulaştım. Birlikte yemeğe gittik, yemekte buluşma isteğimin nedenini izah ettim ve cemaatle ilgili aklına takılan ne kadar soru var ise sormasını, tüm samimiyetimle cevaplayacağımı söyledim. Amacımın sadece cemaat hakkında dedikodulara değil, gerçekleri duymasını istediğimi de belirttim.




"Cemaat” ne kadar biliniyor ?
Geçmişte bulunduğu görev nedeni ile, Cemaati tanımasını istediğim bir arkadaşa, diğer bir arkadaşım vesilesi ile ulaştım. Birlikte yemeğe gittik, yemekte buluşma isteğimin nedenini izah ettim ve cemaatle ilgili aklına takılan ne kadar soru var ise sormasını, tüm samimiyetimle cevaplayacağımı söyledim. Amacımın sadece cemaat hakkında dedikodulara değil, gerçekleri duymasını istediğimi de belirttim.
Beyefendi aklına takılan ve toplumda çokça sorulan soruları bir bir sordu bende cevapladım. İlk yemeğin sonunda kısmen tatmin olduğunu, bir defa daha görüşmemiz gerektiğini söyledi ve bir kez daha yine yemekte buluştuk. Eksik kalan aklına takılan sorulardan sonra, öncelikle bana güvendiği için sözlerimin ve cemaatin doğruluğuna inandığını belirtti.
Aslında toplumumuzun çok büyük kısmı cemaat hakkında amacı ve nihai gayesi ile ilgili tam bir kanaate sahip değildir. Belki de cemaatin bir gizliliği ve saklanma arzusu olmamasına rağmen, geniş kitlelere kendini anlatamamıştır. İnsanlardaki ön yargının da, bu sır görüntüsünün oluşmasında büyük payı vardır.
Halbuki bir dönem Hocaefendi camii sohbetleri yapmış, çok geniş katılımlarla insanlığa vermek istediği mesajları anlatmıştı. Bu cami vaazlarına 25-30 bin kişiler seviyesinde katılımlar olmuştu. Ancak bu vaazlar halka açık olmasına rağmen, cemaat mensuplarının katılımının ötesine geçememiştir. Daha sonraları, "alternatif açılım” adı altında, toplumun belki de dine uzak sayılacağını zannettiğimiz kesimlerine bile toplantılar tertip edilerek, cemaatin işlevi ve amacı detaylı anlatılmıştı. Bu toplantıların devam etmemesi o günkü ülke şartları nedeni ile ara verildi ve yeniden başlaması sağlanamadı.
50 soruda cemaat kendini anlatabileceğini tespit ettim ve bu konuda çalışma yapılması gerektiğine inandım. Toplumun belki de en çok ilgisini, çeken yön, bu kadar büyük bir organizasyonun hangi finans kaynağı ile yürüdüğü idi. 1988 yılından bu yana cemaatin hemen her konumunda çalışmış bir insan olarak yazıyorum, her ne tür bir gayret ve çalışma var ise, her kuruşu milletimizin alın teridir. İnsanların tamamında iyilik yapma duygusu mevcuttur sadece, harcadığı paranın yerine gitmediği kaygısı, insanların iyilik yapmasına engel olmaktadır. İşte cemaat iyilik yapmak isteyen insanın harcadığı paranın, % 100 yerine gittiğini bizzat yaşayarak gösterdiği, direk yapılan işlere vaziyet etme yetkisi verdiği muhteşem bir organizasyondur. Belki de bu kadar büyük bütçeli işlere insanları ikna eden özelliği budur. Hem para verir, hem de paranızın nereye gittiğini direk görürsünüz. Elde edilen verimli eğitim faaliyetleri sizi inandırır ve bu güzelliği dostlarınızla paylaşmak ve onlarında istifade etmesini istersiniz. Sayıca hızlı çoğalmanın da sırrı budur.
Her şeye rağmen, cemaat az bilindiği kanaatindeyim. Mesela Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup Subay Astsubay, üst rütbeliler cemaat hakkında eminim menfi, müspet hiçbir bilgiye sahip olmadıkları halde, sadece kulaktan duyma sözlerle, cemaate mesafeli durmayı tercih ederler. Mütekabiliyet esasınca, cemaat mensupları da TSK mensuplarına korku ve endişe ile bakar ve mümkünse bir arada olmamayı tercih ederler.
Dindar diye kendilerini adlandıran ve hatta gerçekten öyle olan kesim bile, cemaat hakkında detaylı bir bilgiye sahip değillerdir. Mesela Cumhuriyet Halk Partili insanlarımız, cemaat hakkında sorsanız, çok ama çok sathi belki birkaç cümle söyleyebilirler. Milliyetçi kesim, cemaatin tüm faaliyetlerini kendi söylemlerinde yer verirler ancak, onların düşüncelerini hayata geçiren cemaat hakkında ön yargılı davranırlar.
Yüzde olarak bilemeyeceğim ancak, belki de Türkiye nüfusunun %20 si cemaati tanır ve sever. Çünkü cemaatte fabrika sahibinden, işçisine, pazarcısından esnafına kadar toplumun her kesiminden insan vardır. Aslında Cemaatle tanışmak ve kaynaşmak bir partiye girmekten de daha basittir. Dinin ve eğitimin önemin anlatıldığı, nesle sahip çıkılmasının tavsiye edildiği bir toplantıya gitmeniz yeterlidir. Girişte size bir kimlik sorulmadığı gibi, niyetiniz dahi sorgulanmaz ((:
Toplumdaki bir yanılgı da, "bunlar birbirlerine ölümüne tutkundur” yani bir loca gibi zannedilmektedir. Bir arkadaşının işi bozulduğunda çok hassas olmayan insanlar, eğitim ve ülke menfaatleri denildiğinde kendilerini aşarak güçlerinden fazla yardım yapabilirler. Belki de Hocaefendinin eğitim ve vatan sevgisini anlatmaktaki başarısının en büyük örneği budur. Cemaatte, bazı teşkilatlarda olduğu gibi rütbe, derece, üstad gibi mertebeler de yoktur. Cemaat içinde yaşınıza göre bir tabirle size seslenirler o kadar… Şehirler istişare heyeti seçilmiş insanlar değil, orada olan herkesle yapılır.
Hocaefendinin bulunduğu geniş katılımlı toplantılara katıldım. Benim bu toplantılara girebilmem için seçilmedim sadece işim müsaitti ben gittim o kadar… Cemaatin hizmetleri ve büyüklüğü insanları tereddüde ve korkuya düşürmesini de anlayabiliyorum. Bu korku ve endişenizi birkaç hafta birer akşamını ayıranların, çok basitçe gidereceğine kefilim. Hayatımda çok eleştirici, kılı kırk yaran, dini terimleri çok kullanmayan, dik başlı, bir şeye kolay kolay itimat etmeyen bir insan olarak tanındığımı da biliyorum. Yani bana bakan birisi, cemaate nasıl inandığıma şaşırabilir. Yeminle söylüyorum, yıllardır bu cemaate mensup insanların ne bir menfaat ne bir makam ne bir ihale peşinde olduklarına şahit olmadım. Hep verdiler, karşılığını Allah’tan umdular o kadar…
İlk defa Hocaefendi ile birlikte yapılan toplantıya gittiğimde, kendimce sorularım ve gözlemlerim olacağını hesapladım. İlki Fethullah Hoca bu çapta bir işe insanları inandırmışken kendisi nasıl bir hayat yaşıyordu ? İkincisi de, insanlara nasıl davranıyordu ? Toplantı bitti, enteresan bir şekilde Hocaefendi ayağa kalktı ve orada bulunan herkesi kendi yaşadığı odaya davet etti. Çok şaşırmıştım çünkü bu her zaman yapılan bir uygulama değilmiş. Odaya gittiğimde gördüğüm hal beni utandırdı çünkü, yerde bir hasır veya ince bir yer yatağı bir de komedin vardı. İşte bu büyük organizasyonun Hocaya sağladığı lüks bu kadardı ve bu hal senelerdir böyle devam etti. İkinci hususa gelince, toplantı esnasında bir arkadaşımız Hoceefendinin kulağına eğilerek bir şeyler söyledi. Hocaefendi nazik bir eda ile, "Arkadaşlar annem rahatsızlanmış (daha sonra vefat etti) beni çağırıyorlar, izniniz olursa görüp geleyim” dedi. Kendi kendime dedim ki, ben aynı durumda olsam, annemin beni çağırdığını söylemeden "Beyler siz görüşmelere devam edin, ben geleceğim” der kalkardım, diye düşündüm. Pardon bir de, Hocaefendi izin isteyip kalkarken toplantı da bulunan herkes ayağa kalkacak oldu, Hocaefendi geri oturdu ve "Lütfen kimse ayağa kalkmasın” dedi ve ayağa kalktı. Bu sözden sonra, toplantıdaki hiç kimse ayağa kalkmadı. Yine kendi kendime bu insanlar, emre ricaya o kadar saygılı ki, kalkma denirse kalkmıyorlar. Avam tabiri ile dalkavukluk, şirinlik olsun diye "yine de kalkalım” demiyorlar.
Ben Hocaefendinin en çok nezaketine vuruldum. Seneler içinde yine farlı tarihlerde Hocaefendi ile birlikte yapılan toplantılara katıldım. Hiç sormayın bir defasında toplantı sonrası yemekte aynı masaya düştüm. Karnım çok aç olmasına rağmen genele ayak uydurabilmek için az yemek zorunda kaldım. Hocaefendi rahatsızlığı nedeni ile çok az yemek yemesine rağmen, yemekten bir kaşık alıyor, bizlerin utanmaması için çok yavaş hareket ediyordu. Amacı bizlerin karnını doyurabilmesi için süre tanıyordu.
Hocaefendi vaazlıktan aldığı emekli maaşı ve yazdığı kitaplardan kendisine ödenen mahdut bir para ile geçinmesine rağmen, kaldığı "millet” kurumlarının hakkı geçmesin diye, yediğinin parasını bulunduğu yurt veya okula ödemekte idi. Bize verdiği terbiye gereği, yıllarca gezip dolaştığımız yerlerdeki kurumlara, yediğimiz içtiğimizin parasını fazlası ile bıraktık, Allaha şükürler olsun…
Bir gün, Adana’daki sohbet yapan hocamız ilginç bir konuda bizleri uyardı. Dedi ki, "Biz sizlere dünyevi bir menfaat vaat etmiyoruz, bir makam mevki de veremeyiz hata, ahrette de bir cennet vaadimiz olamaz, siz insanlığa hizmet yolunda zarar görebilir hatta, hapiste yatabilirsiniz (o günkü şartlar oldukça çetindi), bu yol çileli bir yoldur hep verir ve karşılığını sadece Allah’tan umarsınız, bilesiniz” dedi. Elbette yıllar geçti, hatırımda kaldığı kadar sözleri bu mealde idi. Ben o zaman dedim ki, madem sonunda dünyevi bir menfaat yok, beklenti sadece Allah’tan CC., o zaman bu yol olsa olsa, "HAK” bir yoldur.
Okulların, yurtların işletme hesaplarını denetleme görevi yaptığım dönemlerde oldu, çevre ziyareti adı verilen Adana’nın ilçelerine her hafta gittiğim çalışmalarda oldu. Yine yeminle söylüyorum, hiçbir zaman tek bir kuruş paranın istismara uğradığına ne şahit oldum ne de duydum…
Yıllarca tüm itimatsız ve temkinli halime, proje üretme hastalığıma ve kuşkucu yapıma rağmen cemaat sisteminde tek bir kusur ve eklenecek bir proje boşluğu yakalamadım. Elbette insanların şahsi kaprisleri ve iticilikleri ile çok enderde olsa karşılaştım ama bu oran milyonda bir mesabesinde olduğu için, hiç dert etmedim.
Son bir hatıramla yazıma son vereyim, bir gün bir arkadaşım beni telefonla aradı ve "Hocaefendi bu konuda şöyle söylüyor sen ne dersin” dedi. Olayı biliyor ve Hocaefendinin bu konuda benden daha hassas olduğundan da şüphem yoktu. Bende arkadaşıma "Hoceefendi doğru söylüyor” dedim. Aslında arkadaşımın benden beklediği cevap bu değildi. Çok kızarak "Sen ki, her şeyi kılı kırk yaran birisin, bu itaatte neyin nesi” dedi. Bende "az sabır et işin sonuna bakalım” dedim. Uzun bir süre sonra o konuda Hocefefendinin haklılığı çıktı. Benim itimadım aslında şu idi, yıllardır hatalı ve haksız karar vermemeye özen göstermiş bir insanın, bu denli büyük bir konuda hataya düşmeyeceğini düşündüm.
Ben körü körüne değil, nezakette zirve bir insanı canımdan çok sevmiştim. Yıllar geçti, sevgim ve saygım arttı eksilmedi. O’nu bana tanıştıran Bekir Fevzi Yıldırım kardeşime olan sonsuz sevgimin de asıl kaynağı budur…
Umarım siz de, cemaati ve Hocaefendiyi tanımak ister ve bu denli vatan, din, bayrak, eğitim, insanlık sevdalısı bir insanı tanımaktan mutlu olursunuz… İfadelerim avamca gelebilir ancak kalbimin sesi olduğundan emin olabilirsiniz, saygı ve sevgilerimle…
Yazışmak ve tepkilerini paylaşmak isteyen olursa, mail adresim ve telefonum naimadana@hotmail.com 0 532 247 05 61 dir. İlgi duyduğunuzu düşünürsem, bu yazı dizisine devam edeceğim…